Sistem saati: Pzr Tem 06, 2008 7:34 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: Ruhi Su - Seferberlik Ve Kuvayi Milliye
İletiTarih: Cmt Mar 22, 2008 6:40 pm 
Editör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 08, 2006 8:36 am
İleti: 620
Konum: İstanbul
Ruhi Su - Seferberlik Ve Kuvayi Milliye

Resim

ÇANAKKALE

İmdi seferberlik ilan olanda
Bir od düştü, cümle cihan ağladı

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Of, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of, gençliğim eyvah!

Halk Türküsü / RUHİ SU



SARIKAMIÅž

Oltu'dan girdik de Sarıkamış'a
Akıl ermez orda yatan üleşe
Askeri kırdıran Enveri Paşa
Kitlendi kapılar, mekan ağladı

Yüzbaşılar, yüzbaşılar
Tabur tabura karşılar
Yağmur yağıp gün değişin
Yatan şehitler ışılar

İbrişimin kozaları
Battın Avşar kazaları
Sarıkamış'ta kırıldı
Gonca gülün tazeleri

Halk Türküsü / RUHİ SU



KADINLARIMIZ

Ayın altında kağnılar gidiyordu.
Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
Toprak öyle bitip tükenmez.
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişmeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık, kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
ve ayakları altında akan
toprak
toprak
ve
topraktı
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koÅŸulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar oynuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru

Nazım Hikmet





KARAYILAN

Atına binmişte elinde dizgin
Vardığı cephede hiç olmaz bozgun
Çeteler içinde Yılan'ım azgın
Vurun Antep'liler namus günüdür

Sürerim, sürerim, gitmez kadana
Fransız kurşunu değmez adama
Benden selam söylen nazlı anama
Analar da böyle yavru doğurmuş

Karayılan der ki, harbe oturak
Kilis yollarından kelle getirek
Nerde düşman varsa orda bitirek
Vurun Antep'liler namus günüdür

Halk türküsü / RUHİ SU

"Sabah oldu, sabah oldu
Sigaram yanmaz oldu
Sigaramın dumanından
Gözlerim görmez oldu."

Halk Türküsü / RUHİ SU



BÜYÜK TAARRUZ

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin
yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü
paşalar onun arkasındaydılar
O, saati sordu.
Paşalar:"Üç" dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eÄŸildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.

Nazım Hikmet



SÜVARİNİN TÜRKÜSÜ

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim.

Nazım Hikmet



KİZİROĞLU

(Kiziroğlu, Köroğlunun hasmıdır. Bir gün Köroğlu, karısı Nigar Hanım'la çadırında otururken bir ara dışarıya çıkar; bakar ki bir toz duman kalkmış üstlerine doğru geliyor. Bunun Kiziroğlu Mustafa Bey olduğunu anlar Köroğlu, yerine göre bileğini; yerine göre aklını kullanmasını bilen bir kişiymiş. Hemen içeri girer. Karısı Nigar Hanım'a "Bana bir kahve pişir." der ve sazını alır. Bu sırada Kiziroğlu da çadırın dışına gelmiş, içerden gelen türküyü dinlemeye başlamıştır.)


Aldı Köroğlu:

Bir hışmınan geldi geçti
KiziroÄŸlu Mustafa Bey
Hışmı dağı deldi geçti
-Kim kim?
-Hanım kim?
-Nigar kim?
KiziroÄŸlu Mustafa Bey.
Bir Bey oÄŸlu
Bir Han oÄŸlu

Bir at biner ala paça
Mecal vermez kırat kaça
Az kalsın ortamdan biçe
-Kim kim?
-Hanım kim?
-Nigar kim?
-KiziroÄŸlu Mustafa Bey
Bir Bey oÄŸlu
Bir Han oÄŸlu

Aldı Köroğlu bir daha
söyledi:

Vay ben ona eş olaydım
Peh! peh! peh! peh!
Anadan onbeş olaydım
-AÄŸam kim?
-PaÅŸam kim?
-Nigar kim?
-Hanım kim?
-KiziroÄŸlu Mustafa Bey.
Bir beyin oÄŸlu
Zor beyin oÄŸlu

Hay edende haya teper
Peh! peh! peh! peh!
Huy edende huya teper
Hey! hey! hey! hey!
Köroğlu'nu çaya teper
-AÄŸam kim?
PaÅŸam kim?
Nigar kim?
Hanım kim?
-KiziroÄŸlu Mustafa Bey
Bir Beyin oÄŸlu
Zor beyin oÄŸlu




SÖYLEŞİ

Aldı aşık:
Allah Allah desem gelsem
Hakkın divanına dursam
Ben bir yanıl elma olsam
Dalında bitsem ne dersin?

Aldı kız:
Sen bir yanıl elma olsan
Dalında bitmeye gelsen
Ben bir gümüş çövmen olsam
Çeksem indirsem ne dersin?

Aldı aşık:
Sen bir gümüş çövmen olsan
Çekip indirmeye gelsen
Ben bir avuç darı darı olsam
Yere saçılsam ne dersin?

Aldı kız:
Sen bir avuç darı olsan
Yere saçılmaya gelsen
Ben bir güzel keklik olsam
Bir bir toplasam ne dersin?

Aldı aşık:
Sen bir güzel keklik olsan
Bir bir toplamaya gelsen
Ben bir yavru ÅŸahin olsam
Kapsam kaldırsam ne dersin?

Aldı kız:
Sen bir yavru ÅŸahin olsan
Kapıp kaldırmaya gelsen
Ben bir sulu sepken olsam
Kanadın kırsam ne dersin?

Aldı aşık:
Sen bir sulu sepken olsan
Kanadım kırmaya gelsen
Ben bir deli poyraz olsam
Tepsem dağıtsam ne dersin?

Aldı kız:
Sen bir deli poyraz olsan
Tepip dağıtmaya gelsen
Ben ulu bir hasta olsam
Yoluna yatsam ne dersin?

Aldı aşık:
Sen ulu bir hasta olsan
Yoluma yatmaya gelsen
Ben bir Azırail olsam
Canını alsam ne dersin?

Aldı kız:
Sen bir Azırail olsan
Canımı almaya gelsem
Ben bir cennetlik kul olsam
Cennete girsem ne dersin?

Aldı aşık:
Sen bir cennetlik kul olsan
Cennete girmeye gelsen
Pir Sultan üstadın bulsan
Bilece girsek ne dersin!

Pir Sultan Abdal



CERENLE

Şu cerenin sulakların gezmeli
Kalem alıp kaşın gözün yazmalı
Burnu hızmalı Türkmen kızları

Seherden uğruma çıktı bu ceren
Başımı sevdaya saldı bu ceren

Ağca ceren söker gelir sürekten
Avcıların seyir eder ıraktan
Kızıl koltuktan da yandan kürekten
Vur yeğen üstüne ceren geliyor.



BİR ÇAMŞIHI TÜRKÜSÜ

Bilmem bu feleÄŸin bende nesi var
Her vardığım yerde yar ister benden
Sanki benim mor sümbüllü bağım var
Zemheri ayında gül ister benden

Yoruldum da yol üstüne oturdum
Güzeller başıma derilsin diye
Gittim padiÅŸahtan ferman getirdim
Herkez sevdiğine sarılsın diye

Evlerinin önü zeytin ağacı
Dökülmüş yaprağı kalmış siyeci
Eğer senin gönlün bende yok ise
Sen bana kardeş de, ben sana bacı

_________________
"Sensiz olmadı"


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Arama:
Git: