Sistem saati: Cum Tem 25, 2008 12:35 pm

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 5 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Şemsi Yastıman
İletiTarih: Pzr Şub 26, 2006 3:59 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Şemsi Yastıman

Resim

Şemsi yastıman, Türk Halk Müziği'ne ''kaynak kişi'', ''derleyici'' ve ''âşık'' kimliği ile emeği geçmiş bir usta halk sanatkarıdır. Asıl adı ''Mehmet Galip Şemsettin'' olan Şemsi Yastıman, Şekerci Ahmet Ağa ve ilhamiye Hatun'un oğlu olarak 10 Temmuz 1923'de Kırşehir’de doğdu.

Saza ve söze ilgisi ortaokul yıllarında başladı. Önce Kırşehir ve çevresinde ki ustalardan etkilendi. Ankara’da bulunduğu yıllarda Yağcıoğlu Fehmi Efe ve Genç Osman’ın müzik meclislerine girerek kendini ve sazını geliştirdi. Bu yıllarda sahneye çıkmaya haşladı. Bir süre İzmir’de bulunan ve burada evlenen Şemsi Yastıman, daha sonra İstanbul’a yerleşti ve sanat hayatını burada sürdürmeye başladı.

Kısa sürede şöhreti arttı, gazinolarda çalışmaya başladı. Dönemi içinde basın-yayın organlarının en çok bahsettiği sanatçılardan biri oldu. Onlarca plak doldurdu ve pek çok kez Türkiye radyoları'nın emisyonlarına davet edildi. Şemsi Yastıman. Özellikle halk müziği geleneğinin çalıp-söyleme tarzını benimsemiş bir halk sanatkârı olarak adından söz ettirdi.

Âşıklık geleneğinin çeşitli türlerinde seslendirdiği eserlerle ve bilhassa dönemi içinde unutulmaya yüz tutmuş olan ''destan'' ve ''taşlamaları'' ile sevildi. Ayrıca, memleketi Kırşehir’in müzik potansiyelinin geniş kitlelere tanıtılmasına, ''mahalli sanatçı'' kimliği ile ön-ayak oldu. Sanatçı kişiliği yanında, kendi adını taşıyan dükkânında saz dersleri vererek pek çok sanatçı yetiştirdi. Türk Halk Müziği konusunda çeşitli kitaplar ve notalar yayınlayarak kültür-sanat hayatına hizmetlerde bulundu.

Şemsi Yastıman, doğduğu gün ve ay'a tesadüf eden 10 Temmuz 1994 tarihinde Lapseki’de vefat etti. Çanakkale’nin Lapseki ilçesine gömülmek istemiş halk ozanı. Kırşehir’e bunca özlemine bunca hasretine rağmen memleketine gömülmek istememesinin kendince bir sebebi vardır elbet. Uzaylılar Hoşgeldiniz şiirinde "belediye var mı sizde, hamdolsun bu yoktur bizde" diyen, nüktedan bir sanatçıdır.

Dünya’nın bir çok ülkesinde konserlere katılmıştır. Memleket hasreti şiiri tüm Kırşehir’in marşı gibidir. Daha iyisi yazılamayacağı için bütün Kırşehir’lilerin hayır duasını almıştır. Beşiktaş’ta yıllarca ünlülerin ziyaret ettiği bir saz evi bulunur.

"İster zengin ol ister fukara her yemekten sonra yak bir sigara" manisinin yazarı olduğu gibi sigarayı yeren Tütünname'nin de yazarıdır.

İlk elektro bağlamayı isteği üzerine Erkin Koray’a yapan kişidir.



Tütünname

Yılandaki zehir gibi
Afet yapan nehir gibi
Bombalanmış şehir gibi
Harap etti tütün beni.

Sağlam idim oldum çürük
Sinem oldu sanki körük
Uykuda dahi öksürük
Harap etti tütün beni.

Söylesin kim gördü ise
Faydası neymiş herkese
Gitti sıhhat ile kese ,
Harap etti tütün beni.




Memleket Hasreti

Ölmez, sağ olursam bu yaz inşallah
Sılayı bir daha görmek istiyom
Çugun'a varınca ya ağşam, zabah
Topraklara yüzüm sürmek istiyom

Kaman'ı, Mucur'u, Çiçekdağı'nı
Kındam, Dinekbağı, hem Özbağ'ını
Köylü, kentli, hastasını, sağını
Görüp bir muhabbet kurmak istiyom.

Hacı Bektaş, Ahi Evran Sultanı
Aşık Paşa, Kaya Şeyhi cananı
İmarette neslim Şeyh Süleyman'ı
Aşk ile bağrıma sarmak istiyom.

Ahievran, çarşı içi, hökümet
Kümbetaltı, Kayabaşı, İmaret.
Akrabayı, eşi dostu ziyaret
Uğrayıp, hal-hatır sormak istiyom.

Ne büyüktür zevki yurdu görmenin
Kaç senenin hasretine ermenin
Dört bir yanda methedilen termenin
Şifalı suyuna girmek istiyom.

Halam sağ olsa da, sesim duysaydı
Cebime devramel, iğde koysaydı
(Şunda yi) diyerek alma soysaydı
Cevizi de dişle kırmak istiyom.

Bir de gitsem tezem beni görseydi
İçi çokelikli dürüm dürseydi
Hele azıcık da sızgıt verseydi
O an pirzolayı yermek istiyom.

Dayım gilden acık köğtür aldırsam
Emmim gilden armıt kak'ı buldursam
Ceblerime şak leblebi doldursam
Töhmeleyip, uşgur kırmak istiyom.

Sögürmelik bir et çıksa satırdan
Höşmerim, çullama gitmez hatırdan
Kuşlukleyin hedik gelse tandırdan
Çölmeğin içine girmek istiyom.

Bir hağbe kemeyi yüklesem sırta
Çıksam bir alamaç yapacak sırta
Beş gö suvan, üç kaynamış yımırta
Bazlama içine sarmak istiyom.

Bunları her daim arzular özüm
Memleket mahsülü vücuda lüzum
Tokaloğlu kaysı, dıranı üzüm
Tek, yimeyim, şöyle dermek istiyom.

Bir dügün olsa da bir kayın gitsek
Dokuz butlu tavuk lafını etsek
Dam pilavu, gelse yisek tüketsek
Davullu zurnalı dernek istiyom.

Harmana denk gelse, düvene binsem
Şöyle dabaz olup, kaşınsa ensem
Acık bağ bellesem, acık dinlensem
Çayıra bir pala sermek istiyom.

Bağ bozumu üzüm haftına batsak
Bekmez kazanına hayvalar atsak
Boranıynan damla şiresi datsak
Arı soksa, çamır sürmek istiyom.

Üç arkadaş şöyle bir bahça bulsak
Çalpıdan hatlayıp, bir üzüm yolsak
Sağbısı dutsa da, bir rezil olsak
O tatlı günlere ermek istiyom.

Seğirdip, dolaşsak hep tarla dapan
Keklik dutmak için kursaydık kapan
Daş döğüşü olsa, vızlasa sapan
Kafamı, gözümü yarmak istiyom.

Bilmem ki olur mu gine becerim?
Çayırda oynasak zıkka, acerim
Terleyıp, karakıp, bir su içerim
Dalağım kabarıp, böğrmek istiyom.

Enteremi giysem, sümüğüm aksa
Koluma silerim, yağlığım yoksa
(Başangı) dır diye mahalle bıksa
Kesekle camları kırmak istiyom.

Cesurluğum dutsa, şöyle kasılsam
Yaylıların arkasına asılsam
Kımçıyı yiyince yere yassılsam
Yollarda ağlayıp durmak istiyom.

Ceviz kaval etsem, sakam da toksa
Çızgılı oynarım, eneğim çoksa
Koluma söylerken bir döğüş çıksa
Sumsuk yimek, hem de cırnak istiyom

Tok, çik, opban, mirre bir aşşık atsam
Sakanın dımığna kurşun akıtsam
Üç yüz enek ütüp, cebe bakıtsam
(Ne şişiyon la) dedirmek istiyom.

Görür m-ola bu fakirin gözleri?
Delice Çay'ını, berrak özleri
Kıssıkkaya serinledir bizleri..
Neyleyım denizi, ırmak istiyom.

Kim sorarsa yazdın bunları niye
Gelecek nesile kalsın hediye
Kırşehir'de doğdum, Türkmen'im diye
Her yerde göğsümü germek istiyom.

Ey Şemsi Yastıman, ümitli kulsun
Kısmet ise gayen yerini bulsun
Hemşeriler buna vasıta olsun
Kırşehir'e selam vermek istiyom.




Uzaylılar Hoş Geldiniz

Hangi rüzgâr attı sizi
Uzaylılar hoş geldiniz
Kurcalardı beynimizi
Uzaylılar hoş geldiniz

Urbanız bu mudur asıl
Uyruğunuz hangi fasıl
Güneşle aranız nasıl
Uzaylılar hoş geldiniz

Merih mi Ay mı iliniz
Söyleyin nasıl diliniz
Sizin de çok mu deliniz
Uzaylılar hoş geldiniz

Sizde kalp kırmak var mıdır
Adam kayırmak var mıdır
Sağ sol ayırmak var mıdır
Uzaylılar hoş geldiniz

Belediye var mı sizde
Çok şükür o yoktur bizde
Burda çamur ta dizde
Uzaylılar hoş geldiniz

Toplanır mı sizde parsa
Ayda var mıdır boş arsa
Biz de gelek beleş varsa
Uzaylılar hoş geldiniz



Kaynaklar:

http://www.turkuler.com/
http://40.gen.tr/modules.php?name=Siir& ... sairid=107
http://www.bizimsahife.org/

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 İleti başlığı:
İletiTarih: Pzr Şub 26, 2006 4:11 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Şemsi YASTIMAN'dan

SAZ VE BAKIMI HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ:

Sazlarımız,daima rutubet ve çok sıcaktan korunmalıdır. Bilhassa kışın sobalardan, kaloriferden uzakta durmalıdır. Saz çalarken elleri terliyenler, sazı bırakacakları zaman, mutlaka telleri kuru ve yumuşak bir bezle silip, kurulamalıdırlar. Bu yapılmazsa, teller, kısa zamanda oksitlenir, (Anadolu diliyle karıncalanır), paslanır, bu defa da teller düzen tutmaz, çok uğraştırır, insanı üzer.

Ayrıca, şu hususu da hatırlatmakta çok fayda vardır :
Dip eşiğe ve burgulara bağlanan tellerin uçları, baş parmak ve şahadet parmağının tırnakları arasında sıkıştırılıp PEK ÇOK DEFA sağa, sola yatırarak, ta dibinden koparılır. Herhangi bir kesici alet ile kesmekle başarı sağlanmaz, aksine daha kısa uç kalır ve bu uçlar, ele batar, çok can acıtır, hem de elbiselerin ipliğini çeker, kumaşa yazık olur.

Her hangi sazda olursa olsun, eşli olarak (yani ikişer veya üçer adet bir arada) takılan tellerden biri koparsa, masraftan kaçınmayıp, bu eşli tellerin hepsini çıkarıp atıp, yeni teller takmanızı, keza, eski, telin yanına takılan yeni bir telin eskisiyle ayni sesi vermeyip çatal ses vereceğini, birbirine kaynamıyacağını hatırlatmayı borç biliriz.

Orta eşik (yani kapak üzerindeki, tellerin bindiği eşik), sabit olmalı, kapağa tutkal ile yapıştırılmalıdır. Bu yapılmaz ise, eşik, aşağı - yukarı oynar ve akort bozulur.

Akort tutmadığı zaman sinirlenmemeli ve sık sık telleri değiştirmelidir.
Bazı kimseler, kapağın ortasından bir veya birkaç delik açılırsa, saz daha fazla ses verir gayesiyle delik deliyorlar. Biz buna taraftar değiliz. Sonra, mevcut sesi kaybetmek de var. Damburalarda tekne dibinden mikrofon deliği açılabilir.

Üst eşik de gayet engin olmalıdır. Zira ne kadar engin olursa, saz o kadar rahat çalınır. Pek de engin olursa, teller perdelere değer ve cırıltılı ses çıkarır. Sap üzerindeki perdenin üç misli kalınlığında yüksek olmalıdır.

Perdelikler de çok kalın olunca parmaklar rahat basmaz. Hatta kalın perdeli saz ile uzun müddet saz çalan arkadaşların parmaklarının zedelendiğini görüyoruz. 0,45 ila 0,50 kalınlığındaki perdelikler normaldir.

Biz Türkler'in milli ve Ata yadigarı çalgımız olan bu güzel sazı, aslımızı hatırdan çıkarmıyarak yiğitçe seslendirelim...


Şemsi Yastıman-1971


Kaynak:

http://www.turkuler.com/

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı:
İletiTarih: Pzr Şub 26, 2006 4:57 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Memleket Hasreti şiirini Yastıman'ın sesinden dinlemek isterseniz tıklayın.

http://www.hemenpaylas.com/download/241 ... i.mp3.html

1,94 MB

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı:
İletiTarih: Pts Şub 27, 2006 2:24 pm 

Kayıt: Çar Şub 15, 2006 6:21 pm
İleti: 78
Konum: İstanbul
Bahsedildiği gibi Ortaköy'de kendisinin şirin bir dükkanı vardır.Şimdi ailesi orayı işletiyor.O dükkanda birçok müzik aleti satılıyor.

_________________
Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm,ben senin için yaşamayı göze almışım


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Şemsi Yastıman
İletiTarih: Per Şub 28, 2008 2:03 am 
Editör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 08, 2006 8:36 am
İleti: 620
Konum: İstanbul
TAHTA KURUSU DESTANI

Tahta kurusundan ben çok bizarım
Onu görünce bilmem niçin kızarım?
Kızarım da ona destan yazarım
Düşmanım mı oldun tahta kurusu?

Ta gündüzden bana dişleri biler
Yavrularını üstüme elekten eler
Teklif, tekâlüfsüz koynuma girer
Sevgilim mi oldun tahta kurusu?

Rica, minnet etsek, hiç halden bilmez
Uykusuz bırakır, saati görmez
Gece çalıştırır, tam ücret vermez
Gazinocu mu oldun tahta kurusu?

Karanlıkta sanki elinde fener
Uyumuş mu diye gelir bir dener
Her gece beş okka kanımı emer
Ahtapot mu oldun tahta kurusu?

Ben uyurum, sen uyuman uykunu
Gündüzden çekeriz senin korkunu,
Güllerden mi aldın o mis kokunu
Esansa mı oldun tahta kurusu?

Teni çok naziktir, değmeyin, patlar
Bir gün aç kalırsa, hırsından çatlar
Bir yer bulamazsa tavandan atlar
Paraşütçü mü oldun tahta kurusu?

Şemsi Yastıman
2 Şubat 1989
Beşiktaş – İstanbul



KORE DESTANI

1950 Türkler tarihe
Bir sayfa daha katmak istiyor.
Lüzum varsa, malûmatı sarihe
Mehmetçik çatana çatmak istiyor.

Kızıl diye eski bir kurt türedi.
Her tarafta yavruları üredi.
Vicdanım yok diye ayak diredi.
Cihanı emrinde tutmak istiyor.

Tahsin Paşam hiç bir zorluk görmesin
Allah Mehmetçiğe zeval vermesin
Bu Kore Savaşı fazla sürmesin
.............................................. (eksik)

Şemsi derki işte sözün doğrusu
Ezilmeli yılanların yavrusu
Velhasıl-ı kelâm Türkün borusu
Mağripte, maşrıkta ötmek istiyor.

Şemsi Yastıman



Telefon Destanı

Sayın Baş Müdür Bey af buyurunuz
Acizane bir çift kelâm sözüm var,
Olur mu fakire bir hayrınız.
Yüreğimde durmaz, yanar közüm var.

Bu iş, ancak sizden himmet olacak,
Size zahmet, bize minnet olacak,
Nice vatandaşa hizmet olacak,
Yangın, hasta imdat için lüzum var.

Yakın bir mazide yangın çıktı.
Koca Yıldız semti ayağa kalktı,
İtfaiye için telefon yoktu,
Yüzlerce haneye bir tek lâzım var.

Bir iş için arayacak olurlar,
Mesken uzak, beni nasıl bulurlar,
Ancak telefonla antant kalırlar,
Başka gelirim yok, bir tek sazım var.

Mümkünse efendim, işim görülsün,
Fakire de bir telefon verilsin,
Hayal gerçek olsun, teller gerilsin,
Bitmez lükenmez bir büyük sızım var.

Affedin çok meşgul eyledim beyim,
Bu hâlimi başka kimlere deyim,
Sayenizde rahat bir ekmek yeyim.
Bu âlemde üç, beş arşın bezim var.

Şemsi Yastıman'ım himmet beklerim.
Nazım geçenlere zahmet yüklerim
Son sözüme "dest-i hus"u eklerim,
Büyük sayan, küçük seven özüm var.

Şemsi Yastıman



Zenaat Destanı

Allah her kula bir zenaat vermiş,
Meğer ki, bol nasip, kısmet yazıla.
Kimine hoş geçim, kanaat vermiş
Kimine hırs vermiş, doymaz az ile.

Terk-i sıla ettim on beş yaşımda
Dolaştım bir hayli kendi başımda
Her ne iş tuttuysam felek karşımda
Nâçar kaldım paylaşılmaz koz ile.

Garip kaldım, kimse yardım etmedi
Küçük memur oldum, maaş yetmedi
Ev geçimi hiç de düzgün gitmedi
Ceryanı kestiler kaldık gaz ile.

Tuhafiyeciliği seçtim, olmadı
Terzi oldum, kesdim biçtim olmadı
Kumaş mağazası açtım olmadı
Hep mallan güve yedi haz ile.

Marangozluk el kaptırdı hızara
Tellâl oldum, kıtlık geldi pazara
Fırıncı oldum, yangın çıktı kazara
Malım mülküm harap oldu köz ile.

Kasap oldum, bereketin adı yok
Kimi et yağsız der, kimi budu yok
Aşçı oldum, yemeklerin tadı yok
El âlemi suya yaktım tuz ile.

Manav oldum, hep çürüdü yemişler
Kunduracı oldum, bilmez demişler
Reçber oldum, bütün ters gitti işler
Aylar, yıllar geçti kurak yaz ile.

Dabbak oldum, hep çürüdü deriler
Celep oldum, ölüp gitti sürüler.
Bakkal oldum, kaçtı hep müşteriler
Başka bir iş yapsam hangi yüz ile?

Demirci oldum, herkes beni haşladı
Gürültüden şikâyete başladı
Çöpçü oldum, mahalleli taşladı
Süpürürken evler doldu toz ile.

Nalbur oldum, kimse kapım çalmadı
Saatçi oldum, sağlam saat kalmadı
Takımları sattım, kimse almadı
Mezatçıya verdim yüz bin naz ile.

Eczacılık yaptım, arttı ölümler
Mühendis oldum, ağır geldi ilimler
Fotoğrafçı oldum, yandı filimler
Müşteriye karşı döndük rezile.

Çiçekçi oldum, hep goncalar buruştu.
Nakliyeci oldum, kamyonlarım vuruştu
Telefoncu oldum hatlar karıştı
Tamirat bitmedi hemen tez ile.

Kara borsa bilet sattıramadım
Sahte makbuz kestim, yutturamadım
Spor Toto oynadım, tutturamadım
Haftalıklar bir bir gitti vız ile.

Hâkim oldum, cezayı çok gördüler,
Trafikçi oldum, fazla yordular
Polis oldum, çok vazife verdiler
Kaçırdım mahkûmu yorgun göz ile.

Maliyecilik de değil pek kolay
Gümrükçülük yaptım, duydum çok kolay
Bankacı oldum, bir ay sonra bir olay.
Açık verdim, vızıla da vızıla.

Halıcı oldum, bonolarım çatıştı
Çünki işim taksit ile satıştı
Yorgancı oldum, hep pamuklar tutuştu,
Kaldım bir tek iğne, bir top bez ile.

İşportacı oldum, malım basıldı
Şoför kâhyası oldum, sesim kısıldı
Sütçü oldum, bütün sular kesildi
Çoğaltma çaresin bulduk buz ile.

Elektrikçi oldum, çektim telleri
Karıştırdım odaları, holleri
Hep cereyan çarptı tutan elleri
Tesisatı söktürdüler tez ile.

Asker oldum, anam yollara baktı
İzin istemekten âmirler bıktı
Subay oldum, sık sık tâyinim çıktı
Turist gibi şarkı, garbi gez ile.

Boksör olsam, kuvvetli kol istiyor
Sarraf olsam, parayı bol istiyor
Öğretmenlik ince bir yol istiyor
Atatürk'ün gösterdiği iz ile.

Şekerci oldum, şekerlere zam geldi
Kabzımal oldum, hep meyvalar ham geldi
Camcı oldum, bütün kırık cam geldi
İşin yoksa, hem ağla, hem sızıla.

Matbaacı oldum, karıştı harflar
Tersinden okundu kâğıtlar, zarflar
Müşteriden duyduk çok ağır lâflar
Bedduayla dedi, işin bozula

Emlâkçi oldum, çok söyledim yalanı
Göremedim benden bir ev alanı
Mimar oldum, çözemedim plânı
Geçti ömrüm yanlış formül çiz ile.

Tapucu oldum, hep karıştı sınırlar
Sahipleri garez etti sanırlar
Kadastrocu olsam, gaddar tanırlar
İnkisarla uğrattılar nüzule.

Berber oldum, Belediye kapattı
Kahvecilik yaptım sermayem battı
Meyhaneci oldum, dükkan top attı
İçen kaçtı hepsi ayn poz ile.

Şoför oldum, arabayı devirdim
Pilot oldum, tayyareyi savurdum
Vatman, kaptan oldum, dümen çevirdim
Hiç bir gün gitmedi rotam düz ile.

Doktor oldum, tedaviye geldiler,
İlâç verdim, zehirlenip öldüler.
Dişçi oldum, suçu benden bildiler
Zayıf gelen çıktı şişman yüz ile.

Müteahhit oldum, tez iflâs ettim,
Avukat oldum, hep boş dâva güttüm.
Gazeteci oldum, çok fazla öttüm
Tıktılar hapise birkaç söz ile.

Üfürükçü oldum, kendim çıldırdım
Müezzin oldum, cemaati yıldırdım,
İmam oldum, yanlış namaz kıldırdım
Müftü el çektirdi işten vaz ile.

Baktım hayırsızım, ortada kaldım
Vaz geçtim sanattan başka iş buldum
İnşaata girdim, amele oldum
Ta üst kattan yere düştüm hız ile.

Velhasılı hiç bir işte gülmedim
Meğer kader böyle imiş bilmedim
Bir de hovardalık yapayım dedim
Yedik malı mülkü karı-kız ile.


ŞEMSİ der: Münasip iş bulamadım
Gidip bir baltaya sap olamadım
Bağlamadan başka saz çalamadım
Akibet ırızkım çıktı saz ile.

Şemsi Yastıman
1955 – Beşiktaş



OLMAYINCA

Sen bu sazı çalamazsın
Haktan vergi olmayınca
Muradını alamazsın
Kuldan görgü olmayınca.

Öğrenmeğe eyle niyet
Haktan gelir kabiliyet
Kalkınır mı bir cemiyet,
Sual, sorgu olmayınca?

Sazın has telle bezene
Pek sert olmaya tazene
Ehemmiyet ver "düzen"e
Çalma, gergi olmayınca.

Niçin çok ger, teller kopsun?
Ayar, düzen yoldan sapsın
Saz neylesin, tel ne yapsın?
Sıkı burgu olmayınca.

Çalma olur olmaz yerde
Sonra başın girer derde
Bozuk söyler her bir perde
Sesten sargı olmayınca.

Bu Yastıman böyle söyler
Dostça dostça kelâm eyler
Hallolunmaz hiçbir şeyler
Kalpte örgü olmayınca.


KIRŞEHİR DESTANI

1
Asker ocağında aklıma düştün,
Kalemim anlatsın meram Kırşehir.
Derine daldıkça derdimi deştin,
Bugün bir efkârlı sıram Kırşehir.

Gönül dedi: Al kalemi eline,
Destan eyle ne gelirse diline,
Sanki uçtum "Kervansaray" beline,
Seyredip murada erem Kırşehir.

Cennete dönersin baharın, yazın,
Elmadan, armuttan sakla birazın,
Nicedir özledim kara bekmezin,
Gurbetin balı da haram Kırşehir.

Yirmi kilometre Çuğun Karakolu,
Birleşir Yerköy'le Ankara yolu,
Kâtip Değirmeni yeni yol solu,
Yavaş yavaş şehre girem Kırşehir.

"Kızılcaköy," "Örcün," hem "Helvacılar,"
Sonra "Çay Dâğrmeni" , "Kızıleniş" var,
Hastane asfaltı şehire çıkar,
Dümeni "Kale"ye kiram Kırşehir.

2
Şehir ortasında tarihî Kale
Lise, Ortaokul, bir cami ile,
Tam bir seyrangahtır, bir çıkın hele,
Manzarandır derde çarem Kırşehir.

Gene gençler bağda bozlak okur mu?
Güzeller oturup halı dokur mu?
"Ekizarası"nda bülbül şakır mı?
Bir yana postumu serem Kırşehir.

Bir yanın "Dinekbağ", bir yanın "Özbağ"
Bir yanın "Büngüldek", bir yanın "Bozbağ"
Eridi, yürekte kaldı biraz yağ,
Ölmeden bir dahi görem Kırşehir.

3
Sığırcıklar katar katar uçar mı?
"Aşıkpaşa"lılar bağa göçer mi?
"Kümbet"in mor dümdümleri açar mı?
"Ispallaz" gülünden derem Kırşehir.

"Selgâh”ın ziyade çakılı, taşı,
"Kılıççı"da su çok, kuramaz yaşı,
"Ökse"de çimene kuram bağdaşı,
Bir ince sigara saram Kırşehir.

"Değirmen Deresi" bağ ile dolu,
Bir yanı kıraçtır, bir yanı sulu,
Üzümü bastırır kaymağı, balı,
Yufkaya çökelik dürem Kırşehir.

"Tabaklar", "İmaret", sonra "Hevtürüz".
"Kümbetaltı" sağ tarafta biliriz,
Geri avdet "Ağz-açık"a geliriz,
Orda Melikgazi harem Kırşehir.

4
"Selâfur", "Sağsuvar" uzakta kaldı,
"Taşlık"ta muhabbet zamanı geldi,
"Şelbe"de dıranı üzümler oldu,
Asmana iskele kuram Kırşehir.

"Garipler"in karpuzuna doyulmaz,
Almasının hiç kabuğu soyulmaz,
Şarabından bir tek içen ayılmaz,
Çektikçe yükselir naram Kırşehir.

Şöyle bir düşündüm, acep nideyim?
Nasip varsa "Kındam"a da gideyim.
Çıkıp "Ağbayır"a seyran edeyim,
Yorulmaz gönlümü yoram Kırşehir.

"Şakirnm sayası meşhurdur gayet,
Kaldırım döşeyin lazımsa şayet,
Yeşile boyanmış koca Vilâyet,
Diyor ki bulunmaz karam Kırşehir.

5
"Şalgösteren", "Çukurçayır" geride,
"Çarıklı" çiftliği var ileride,
"Bağbaşı", "Buçuklu" daha beride,
"Karakurt" yolunu soram Kırşehir.

Aşağı Kahve'ye uğrak verelim,
Ahbaplardan kim var, kim yok soralım.
Gidelim "Üçgöz"e, masa kuralım,
Saza da bir düzen verem Kırşehir.

Miktar biçemezsin "AvguıTda suya,
"Bekteş Değirmeni", hem "Kazankaya",
"Koru" derler bir mezarlık sahaya,
Mevtayı ziyaret, törem Kırşehir.

Bir yer var ki sanki suda közü var
"Hırlayı bilin mi?" diye sözü var,
Ilık sular sızan pek çok gözü var,
Göl sazından sepet örem Kırşehir.

6
Gez bütün âlemi, emsalin görme,
Ağnn, sızın varsa fasıla verme,
Kayalık içinde sıcak su "Terme",
Terliyor buram buram Kırşehir.

Gider isen "Dinekbağ"dan aşağı,
"Güzler" var, hem "Kocabey Uşağı",
Delice Çay Kızılırmak kavşağı,
"Hızır Ağ" ahacık şuram Kırşehir.

Daha var: "Hacağsan Mahallesi", "Killik",
"Yeşilyurt", "Kuşdili", hem "Kaba Küllük".
Ne tarafa baksan çiçeklik, güllük,
Hele bertim ciğer parem Kırşehir.

Buğday lüzum ise şayet birine,
İhtiyaç var ise başka ürüne,
Gitmeli "Aşağı Pazar Yeri "ne,
Orda zahra kürem kürem Kırşehir.

7
"Uzun Çarşı" gezilir bu mey anda,
Dükkânlar sıralı her iki yanda,
Demirci, bakırcı hep galeyanda,
Bir hereni sipariş verem Kırşehir.

"Caca Bey" medrese, hem de camisi,
Tarihte Selçuklar olur banisi,
Çarşı Camii, Kapıcı da sânisi,
Tarih kantarında direm Kırşehir.

Neslim Horasan'dan gelmiş yerleşmiş,
Şeyh Süleyman dedem sende pîrleşmiş,
ilim, irfaniyle ermiş, erleşmiş,
Varıp yüzlerimi sürem Kırşehir.

Kaya Şeyhi Velî, hem Âşık Paşa,
Ziyaret sun, gönlün şöyle bir coşa,
Dilek dilenirdi bir döner taşa,
Taş nereye gitmiş, soram Kırşehir.

8
Sanat pîri Ahi Evran-ı Veli,
Bilen azdır, acep nedir evveli,
Camisi var, bir Cuma'ya gitmeli,
Gidip divanına duram Kırşehir.

"Yenice Mahalle" kaldı arada,
Bizim fakirhane işte orada,
Vali Bey'in konağı da burada,
Komşularla hoştur aram Kırşehir.

Güzelleri Hak saklasın nazardan,
Dokurlar ıstan kolaydan, zordan,
Bir halı alayım dedim pazardan,
Tükendi cebimde param Kırşehir.

Ne haritacıyım, ne de bir radar,
Sılamın destanı benden bu kadar,
Yazdıran hasretlik, söyleten keder,
Gurbette olmuşum Kerem Kırşehir.

Sılamın kuşları gövel turnadır,
Al-mavi çiçeği bana formadır,
Şemsi Çankaya'da bir jandarmadır,
Çağır da izinli varam Kırşehir..

Şemsi Yastıman

_________________
"Sensiz olmadı"


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 5 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: