Sistem saati: Cmt Tem 05, 2008 2:50 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: EMSALİ
İletiTarih: Per Åžub 28, 2008 1:55 am 
Editör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 08, 2006 8:36 am
İleti: 620
Konum: İstanbul
EMSALİ

Asıl adı Mustafa Turgut olan Aşık Emsali, 1900 yılında Kangal'ın Sekiliyurt köyünde doğdu. Babası Molla Hasanoğulları'ndan Osman Efendi'dir.

Aşık Ruhsatı bu ailenin yakın dostu idi. Onları sık sık ziyarete gelirdi. Yine böyle bir ziyaret gününde Osman Efendi, Ruhsati'nin kucağına bir kundak bıraktı. «Yeni doğan oğlum, bunun adını sen koy» dedi. Ruhsatı biraz düşündükten sonra, çocuğun kulağına eğilip önce bir ezan okudu, sonra da «Adı adım, kendisi de emsalim olsun» dedi. Bu suretle çocuğun adı Mustafa, tapşırması da Emsali oldu. Henüz kundakta iken tapşırma verilmiş olan tek aşık budur.

Şairimiz yaşamının bundan sonraki bölümünü bana şöyle anlatmıştı: «15 yaşıma girince tuhaf bir düş gördüm. Ruhsatı bir bahçede oturmuş üç güzel kızla alem yapıyordu. Bir ara deyişatla kızın birinden su istedi. Kız suyu getirdi. Ama o almadı, bana vermesini işmar etti. Suyu aldım, düşünmeden son yudumuna kadar içtim. Bitirince başımı kaldırıp baktım ki, önümde dille medhi-ne imkan olmayan bir güzel duruyor. Başım döndü, gözüm karardı. içimde bir kor tutuşup, aniden bütün vücudumu sardı.

«Tuhaf olan, yalnız düş olsa neyse... Gerçeği ondan da beter. Aradan haftalar, aylar geçmesine rağmen düşteki kız aklımdan bir türlü çıkmadı. Unutmak istedim, olmadı; oyalanmak istedim, boşuna... Elbet bunda bir hikmet vardı. Aramak için düştüm yola. Bir süre köy köy, kasaba kasaba gezdim durdum. Malatya'da bir kadına fincan falına baktırdım. Bana «Oğul, dedi; sen birşey arıyorsun, o buralarda değil ki, senin memleketinde, hem de yakınında.» Bu söz üzerine oralarda daha durur muyum? Geri döndüm. Kangal'ı köy köy dolaştım. Onu Kızıliniş köyünde buldum. Kendimi tanıtmaya lüzum görmeden karşısına geçip dedim ki:

«Kara gözlüm senden ayrı düşeli
Benim çektiğimi bir Allah bilir
Benim sana yakındığım yandığım
Yerde Padişahla gökte Şah bilir

Şu sinemi ateşlere yaktığım
Gözlerimden kanlı yaşlar döktüğüm
Ancak ben bilirim benim çektiğim
Ne Garip ne Kerem ne Emrah bilir

Sinemde yarem var inceden ince
Sızılar yüreğim yari görünce
Yarin yarasını yar sarar anca
Ne hekim ne doktor ne cerrah bilh

Kalktı gönül terk eyledi yurdunu
Bulamadım bu sevdanın ardını
Kimse bilmez EMSALÃŽ'nm derdini
Derinden çektiği derin ah bilir

«Arkasından bir deyiş daha söyledim:

«Benim böyle ateşlere yandığım
Kerem gibi Aslihan'ın ucundan
Mecnun gibi pervaneye döndüğüm
Leyla gibi bir civanın ucundan

Dertli gibi sır defterin açtığım
Eyyüb gibi derin derde düştüğüm
Ferhat gibi sefil serden geçtiğim
Şirin gibi bir cananın ucundan

Garip gibi el dilinde kaldığım
Emrah gibi ummanlara daldığım
Gazel gibi saranp da solduÄŸum
Billahi sevdiÄŸim senin ucundan

Yazıc'oğhı gibi hatlar yazdığım
Âşık Ömer gibi ebyat düzdüğüm
Emsaliyim yazı yaban gezdiğim
Bir vefasız Mihribanhn ucundan

«Diyeceksin ki muradına erdin mi? Ne gezer... Kısmet değilse ne yapsan faydasız...

«Bir kulun kaderi yanlış olursa
Talihi kendine yar olmaz imiÅŸ
Yiğidin bahtında yokluk olursa
Ne kadar çalışsa var olmaz imiş

Koluna alıcı doğan kondursan
Turna katarını gökten indirsen
On parmağın kandil olsa yandırstm
Vefasızdan vefadar olmaz imiş

Şu dar-ı dünyada çektiğim ahlar
Nice bir seneler nice bir mahlar
Ervahından ayrı yazılan ruhlar
Kıyamete kadar bir olmaz imiş

EMSALÃŽ'yim derim binde birini
Ferhat olan nice sevmez Åžirin'i
Aradım kitapta buldum yerini
Kanaattan yahÅŸi kar olmaz imiÅŸ

Askerlik görevini Kayseri ve Konya'da yaptı. Daha sonra imamlığa başladı.

Onu 1963 yılında tanıdım. Kangal'ın Demiriz köyü imamı idi. Köylüler bile adının Mustafa Turgut olduğunu bilmiyordu. O, yediden yetmişe herkesin Emsali Baba'sı idi.

Orta boylu ve kır sakallı olup beli hafifçe bükülmüştü. Yavaş yavaş, fakat rahat konuşuyordu. Hemen anlaştık. O yıllarda birkaç defa Sivas'ta düzenlediğim sazşairleri toplantılarına davet ettim, tki defa köyüne git-
tim.

Son zamanlarını bazan Kangal'da, bazan da çocuklarının yerleşip iş tuttuğu Konya'da geçiriyordu. Yine Konya'da idi, hastalanıp 40 gün kadar yattı. Son birkaç gün içinde ağırlaştı ve 29 Mart 1978'de vefat etti. Aynı
gün Hacı Fettah mezarlığında toprağa verildi.

Saz çalmaz, türkü de söylemezdi. Buna rağmen doğmaca şiir yeteneği oldukça fazla idi. San'ati ve İcazet'le buluşursa saatlerce, hatta günlerce atışır dururlardı.

Çekingen olduğu için kendisini gereği kadar tanıtamadı, ifade gücü Ruhsati'den üstün olduğu halde, ondaki coşku ve çok yönlülük bunda görülmez.

Tek arzusu deyişlerini bir kitapta toplamaktı. Başaramadı. Ancak dini konuları içeren 24 deyişini yayınlayabildi


Havai ceht etme be hey divane

Havai ceht etme be hey divane
Engine çekilir göc var ucunda
Boran eser boÄŸulursun tufanda
Kırçılı boranlı kış var ucunda

Zahmalar yiyipde yırtıldım sanma
Kudret mizanında tartıldım sanma
Kabir azabından kurtuldum sanma
Başına gelecek iş var ucunda

Olur olmazınan meydana girme
Topal beygir gibi dizini yorma
Tavus kuşu gibi özünü kurma
Tüyü yolunacak kuş var ucunda

Emsali'ye bir söz diyemezsin ha
İslamın şartını sayamazsın ha
DiÅŸlerin tutup da yiyemezsin ha
Zehre macun olmuÅŸ aÅŸ var ucunda


İnsanlık görmemiş insan içinde

İnsanlık görmemiş insan içinde
Kendini bir insan sanır zavallı
Oturup kalmamış adem içinde
Sohbetini irfan sanır zavallı

Ehl-i kamil meclisine varmamış
Medeniyet mektebine girmemiÅŸ
El içinde el yumruğun görmemiş
Pençesini aslan sanır zavallı

Terbiye zamanı yatmış uyumuş
İz'an bilmez edep erkan ne imiş
Yabanda yetişmiş dağda büyümüş
Minareyi orman sanır zavallı

Sohbet etmiş acem ile kürt İle
Ülfet etmiş ayı ile kurt ile
Karşı durup konuşmamış mert ile
Kendisini merdan sanır zavallı

Emsali'm der Delidağ'da salınır
Sanır akıl hep kendinde bulunur
Kulağında zilli çalker çalınır
Yoldan geçen kervan sanır zavallı


Daha neyim kaldı dar-ı dünyada

Daha neyim kaldı dar-ı dünyada
Elimden bir Mihri Hanım da gitti
Çok çalıştım eremedim murada
Devretti zamanım günüm de gitti

Bu ayrılık boynumuza takıldı
Bağrım büryan oldu yürek yakıldı
Hanem harap oldu evim yıkıldı
Servetim kazancım malım da gitti

Hasret kaldım yarin a'l yanağına
Değişmezdim güzellerin çoğuna
Hoyrat el uzatmış gulşen bağına
Nevruzum nergizim gülüm de gitti

Farıdı bu garip gönlüm farıdı
Bağrım yandı tüm cesedim çürüdü
Üçyüz altmış damarlarım kurudu
Aktı gözlerimden kanım da gitti

Emsali der boşa geçti zamanım
Anar m'ola bizi kaşı kemanım
AÄŸyare yar oldu ruh-i revanim
Ayrıldı cesette canım da gitti


Şu dar-ı dünyanın mihnetlerinde

Şu dar-ı dünyanın mihnetlerinde
Herşey çetin amma hele fakirlik
Yiğidi farıdan üç şey var imiş
Züğürtlük yoksulluk illa fakirlik

Her kapıda iki inek sağdırır
Her tarlaya sulu yağmur yağdırır
Varır bir namerde boyun eğdirir
Koçyiğidi eyler köle fakirlik

Can kasavet temel tutar gönlüne
Zevk ü safa zerre gelmez aynına
Yorganı döşeği sarar boynuna
Yiğidi düşürür yola fakirlik

Borçlu yakasından tutar gem gibi
Ne çete eşkiya ne haram gibi
Ne humma ne tifo ne verem gibi
Ölümden besbeter bela fakirlik

Hiç kimse fakirin yüzüne gülmez
Fukaranın dostu ahbabı olmaz
Her nereye varsa iÅŸi rast gelmez
Küçük başa büyük bela fakirlik

Soran olmaz fukaranın halini
Tutan olmaz düşkünlerin elini
Yoksula yok eder dünya malını
Hasret kor altına pula fakirlik

Başını taşlardan taşlara çalar
Gübreden çtkarır ahbuna beler
Haddelerden çekip elekten eler
Çektirir her türlü çile fakirlik

Emsali'm der eyvah geçen günümde
Gezemedim uzunumda enimde
Âhir nefesimde son zamanımda
Bana da vurdu bir sille fakirlik


Be hey aşık nice süslen kendini

Be hey aşık nice süslen kendini
Çirkin güzel m'olur allanmayınan
Seç halis madenden al şekerini
Katıran yenir mi ballanmayınan

Kuş yuva mı yapar ferik olmazsa
Üzüm ekşi m'olur koruk olmazsa
Ağacın özünde çürük olmazsa
Polat bozulur mu ellenmeyinen

Cevahiri elden ele tutarlar
Has altını mizan ile tartarlar
Yeğnik taşı sapan ile atarlar
Sarp kaya yürür mü sallanmayman

Bey olmaz soysuzun binde birisi
Asalete yeter olmaz doÄŸrusu
Beslersen besle bir ÅŸahin yavrusu
Könez av mı alır yollanmayınan

Gelir Emsali'ye eÅŸ olmak ister
Kanat baÄŸlamadan kuÅŸ olmak ister
Åžair derneÄŸinde baÅŸ olmak ister
Hemen birkaç cevap bellenmeyinen


Ey birader ileride tufan var

Ey birader ileride tufan var
Gel vakitsiz yola gitme kış değer
İdareden fazla lokma haramdır
Kanaati elden koyma aÅŸ deÄŸer

Her pehlivan Şah-ı Merdan olamaz
Her muabbir düş ilmini bilemez
KiÅŸi evmek ile menzil alamaz
Yavaş yürü ayağına taş değer

Edep ile iz'an farz ile sünnet
Hayasız insana haramdır cennet
Åžin sene havayi eylesen hizmet
Akıbette ücretine boş değer

Emsali'm der düşme mecazi aşka
Mecazi aşk ile çıkılmaz köşke
Her adam adamdır pehlivan başka
Bir şahin tırnağı yüz bin baş değer


Dinleyin efendim bir sohbetim var

Dinleyin efendim bir sohbetim var
Hep şayan-ı destan oldu fareler
İkamet-i dava şikayetim var
Belimi beş yerden kırdı fareler

Kıtlığın elinden çok çile çektim
Harcadım, evimi başıma yıktım
Temin-i idare bir tohum ektim
Yetmeden göğ iken yoldu fareler

Kazması küreği beş dişi de var
Çadırı direği şiltesi de var
Ordu komutanı binbaşı da var
Geldi bölük bölük kondu fareler

Nerde bir bozartı görse yetişir
Kimi hona gider kimi bölüşür
Geceyi gündüze katar çalışır
Kahraman tezgahı kurdu fareler

Gönül ne gezersin sıçan avında
Ellisi destede yüzü yığında
İki bölük koydu dört kulağında
Tarlayı ortadan böldü fareler

Gördüğü insana dalaşmak ister
Hemen karşı koyup söyleşmek ister
Mültezimler ile uğraşmak ister
İlkbahardan behi verdi fareler

Toplanıp bir meclis olur akşamdan
Durur konuÅŸurlar ince makamdan
Ne Müdürden korkar ne Kaymakamdan
Nizam defterini dürdü fareler

Bir gün keşf ederken ev eşyasını
Bulgur çuvalında duydum sesini
Güç ile öldürdüm bir tanesini
Kolorduya haber saldı fareler

Dinlen farelerin ferasetini
Çete başlarının cesaretini
Tamam kuşanmışlar cenk aletini
Geldi bizim eve doldu fareler

Gizlendi kediler tor da kalmadı
Bir karşı koyacak er de kalmadı
Kaçıp kurtaracak yer de kalmadı
Mal-ı ganimete daldı fareler

Önlerine bir taş atmadım hele
Yalınız bir yere gitmedim hele
Serbestçe uykuya yatmadım hele
Belki beni bile yerdi fareler

Emsali'm bundan da çektim çok elem
Bir diyecek söz kalmadı veselam
Hasıl-ı şikayet hülasa kelam
Harap etti bizim yurdu fareler


Kaynak:
İbrahim Aslanoğlu – Söz Mülkünün Sultanları

_________________
"Sensiz olmadı"


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: