Sistem saati: Cmt Tem 05, 2008 2:45 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 7 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: ERKAN OĞUR
İletiTarih: Cum Mar 16, 2007 6:48 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 22, 2006 10:32 am
İleti: 1260
Konum: İzmir
ERKAN OĞUR


Resim


---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1954 Ankara doğumlu olan sanatçı, 1976'dan beri perdesiz gitar çalıyor. İstanbul Devlet Konservatuarı Klasik Türk Sanat Müziği bölümünden mezun oldu. Yeni seslerin geliştirilmesine ilgi duydu. Aynı zamanda ud, tanbur, bağlama, cümbüş ve keman gibi geleneksel çalgıları da başarıyla çalmakta. Doğu Anadolu'nun folk müziği ve Aşık Veysel gibi ozanların şarkılarıyla büyüyen sanatçı, 1960'larda Jimi Hendrix'i dinledi ve bu, yeni bir müzikal deneyimin başlangıcı oldu. Perdesiz elektirkli gitarın pasajları üzerinde kayma ve çeyrek tonların çalınmasına olanak tanıdı. Bunun Türkiye'de kabul edilmesi 5 yıldan uzun zaman aldı. 1980'lerin sonunda ünlü sanatçılar onu keşfetmeye başladı. 1988'den bu yana onun yer almadığı bir stüdyo prodüksiyonundan söz etmek neredeyse imkansız hale gelmiştir
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ERKAN OĞUR'LA RÖPORTAJ

Kalan: Perdesiz gitarın yabancı ülkelerde kullanımı var mı? Varsa sanatçı ismi verebilir misiniz?
Erkan Oğur: Yeni yeni olmaya başladı, Pat Metheney.

Kalan: Elazığ yöresinde yetişmiş olmanızın sizin için büyük bir şans olduğunu söylüyorsunuz. Oranın kültürünün müzikal üretiminize nasıl bir katkısı olduğundan bahsedebilir misiniz?
Erkan Oğur:Evet çok şanslıyım. Müziğe katkısı dolaylı olmuştur. Oradaki yaşam biçimi tüm olarak müziğimi felsefi açıdan etkilemiştir. Teknik olarak ise makam, tavır, estetik, melodik yapılar ve onların zenginlikleri, armoni çağrışımları, şive özellikleri… Değişik halkların tavırlarının harmanlanması…

Kalan: Bir Ömürlük Misafir albümünüzde Mor Dağlar isimli çok güzel bir besteniz var. Beste yapmayı sürdürüyor musunuz? Bu çalışmalarınıza ilerideki albümlerde yer vermeyi düşünüyor musunuz?
Erkan Oğur: Evet ve evet.

Kalan: Konserlerinizde niçin Mor Dağlar'ı çalmıyorsunuz? Bunun nedeni konserlerinizde yeterli enstrumantal yapının olmayışı ise ne zaman Mor Dağlar'ı çalabilecek şekilde hazırlanıp böyle bir konser verebileceksiniz?
Erkan Oğur:Bilmiyorum. Herşey bir kere belki de…

Kalan: Bülent Ortaçgil sizin "bir sürü müzik yapıldı, denendi, artık orjinal bir şey yapılmıyor" kaygısında olduğunuzu ve giderek daha az çaldığınızı söylemiş. Bu düşünce devam ediyor mu? Ediyorsa müzik hangi duygular ve şartlar altında devam ediyor?
Erkan Oğur: Müzik sesizliğe doğru devam ediyor.

Kalan: Yaşam tarzından, düşüncelerinden etkilendiğiniz insanlar var mı kimlerdir?
Erkan Oğur:Var. Çok zor bir soru. -Özel-

Kalan: Müzik piyasasında beğendiğiniz insanlar kimlerdir?
Erkan Oğur: Müzik ve piyasa lafını birbirine hiç yakıştıramıyorum.

Kalan: Müzik dışında bir mesleğinizin olmaması sizde maddi kaygılar yarattı mı? Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
Erkan Oğur: Evet. Yapacak bir şey yok…

Kalan: Gençleri nasıl buluyor Türkiye'de müzik eğitimiyle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Erkan Oğur:Yolları çok uzun. Ümitsiz değilim ama Anadolu müzikleri ile o kadar ilgili değiller. Genel olarak ülkemizde eğitim sorunu var, sadece müzikte değil. İleride eğitmenlik yapabileceğimi umuyorum.

Kalan: Fretless niçin Türkiye'de değil de yurt dışında çıktı?
Erkan Oğur: Yurtdışında bir firma ilgi göstermişti o zaman için. 1990-1994 yılları arasında Türk firmaları ilgi göstermemiştir.

Kalan: Müzik bilginizi başklarına aktif olarak aktarmayı, yani bir Erkan Oğur müzik okulu kurmayı düşünüyor musunuz?
Erkan Oğur: Belkiii....!!!

Kalan: Janet - Jak Esim albümleri dışında düzenlemesini yaptığınız albümler var mı?
Erkan Oğur: Kendi albümlerim, film müzikleri ve bazı tek parçalar var.

Kalan: İsmail Hakkı Demircioğlu'yla başka albümler de yapacak mısınız?
Erkan Oğur: Evet.

Kalan:Sadece solo perdesiz gitar üzerine Türk müziği taksimleri içeren bir albüm yapmayı düşünür müsünüz?
Erkan Oğur:Evet çok istiyorum.

Kalan: Ankara'da Yamaha ve Royal Music College ortak bir okul açaçakmış. Ve siz de ders verecekmişsiniz diye duyduk. Aslı var mı? Varsa okulda vereceğiniz derslerle ilgili bilgi verebilir misiniz?
Erkan Oğur: Ben de duydum ama hiçbir bilgim yok.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 İleti başlığı:
İletiTarih: Cum Mar 16, 2007 7:46 pm 

Kayıt: Cmt Eyl 23, 2006 5:36 am
İleti: 575
Konum: Adana
Eline sağlık.


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı:
İletiTarih: Cum Mar 16, 2007 10:53 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Fatma hem foruma tüm katkıların için, hem de bu bölüme eklediğin bütün sanatçı ve ozanları belli bir formatla ve özenle hazırladığın için sağol...

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: merhaba
İletiTarih: Cum Mar 16, 2007 11:08 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr Tem 02, 2006 11:48 am
İleti: 1526
Konum: artvin
hamarattır bizim kızımız hülya ablası..


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı:
İletiTarih: Cum Mar 16, 2007 11:20 pm 
Site Admin

Kayıt: Cmt Oca 21, 2006 11:01 am
İleti: 3076
Konum: Türkiye
Sağol Fatma.

Resim
Erkan Oğur'un müzikle ilgili, çarpıcı düşüncelerini anlatan kısa bir söyleşi.

Söyleşi: 4.7 MB


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Erkan Oğur
İletiTarih: Cmt Arl 01, 2007 5:44 am 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Ekm 03, 2006 2:30 pm
İleti: 677
Konum: Ordu
Erkan Oğur

Resim

1954 yılında Ankara’da doğan sanatçı, İstanbul Devlet Konservatuarı Klasik Türk Sanat Müziği bölümünden mezun oldu. Enstrüman ustası olan Oğur, ud, tanbur, bağlama, cümbüş ve keman gibi geleneksel çalgıları başarıyla çalmaktadır. Doğu Anadolu'nun folk müziği ve Aşık Veysel gibi ozanların şarkılarıyla büyüyen sanatçı, 1960'larda Jimi Hendrix'i dinledi ve bu, yeni bir müzikal deneyimin başlangıcı oldu. Perdesiz elektrikli gitarın pasajları üzerinde kayma ve çeyrek tonların çalınmasına olanak tanıdı.

Müzik hayatına 1980 yılında çeşitli sanatçılara eşlik ederek başladı ve ilk albümü "Fretless"i 1994 yılında Almanya'da çıkardı. Bu albüme birkaç ilave ile 1996 yılında Türkiye'de "Bir Ömürlük Misafir" adlı albümünü yayınladı ve aynı yıl Eşkıya filminin müziklerini yaptı. Bu albümünden sonra "Gülün Kokusu Vardı" (1998), "Hiç" (1999), "Anadolu Beşik" (2000) ve en son albümü olan Fuad’ı (2001) müzikseverlere sundu.

Türkiye'nin en özgün müzisyenlerinden birisi olan Oğur, içlerinde perdesiz gitarın da bulunduğu birçok gitar ve telli çalgıları kendisi, kendi amaçları doğrultusunda üreten büyük sanatçılardan birisidir. Sanatçı, müziğe yalnız Türkiye'de değil dünya çapında da farklı zevkler ve tınılar getirdi.

Anadolu ezgilerindeki hümanizmi, sufice bilgeliği, erdem arayışını yansıtan albümler yapan başarılı sanatçı, Türkiye dışında bir çok festivallere katıldı ve bir çok değerli cazcılarla sahneye çıkıp kayıtlar gerçekleştirdi. Türk folk müziğinden yola çıkarak bu müziğe büyük katkılar sağladı.


Diskografi

Erkan Oğur - Aziz Şenol Filiz - Bir Çekirdek Akşamında Nefesler (Çekirdek Sanatevi)
Erkan Oğur - Erkan Şimşek - Mistik Arayışlar (Çekirdek Sanatevi)
Erkan Oğur - Perdesiz Gitarda Arayışlar (Çekirdek Sanatevi)
Erkan Oğur - Sis (Film Müziği)
Erkan Oğur - Fretless
Erkan Oğur - Bir Ömürlük Misafir
Erkan Oğur - Eşkıya (Film Müzikleri)
Erkan Oğur - İsmail Hakkı Demircioğlu - Gülün Kokusu Vardı
Erkan Oğur - Okan Murat Öztürk - Hiç
Erkan Oğur - İsmail Hakkı Demircioğlu - Anadolu Beşik
Erkan Oğur - Djivan Gasparyan - Fuad
Telvin Trio - Telvin
The İstanbul Connection


Erkan Oğur - İsmail Hakkı Demircioğlu - Haydar

_________________
Pervane Gibi Yanmağı İster Deli Gönlüm
Her Şem-i Seher Ah İle Efgandan Usandım

Kuddusi


En son ÜçTelBirÖmür tarafından, Cmt Arl 01, 2007 5:08 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 değişiklik yapıldı.

Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Erkan Oğur
İletiTarih: Cmt Arl 01, 2007 6:00 am 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Ekm 03, 2006 2:30 pm
İleti: 677
Konum: Ordu
Biricik Hakikat

Erkan Oğur adına, Erkan Oğur için…

Hayatı anlamlı ve özel kılan insanlar vardır. Varlıkları, düşünceleri, duyguları, değerleri, yaptıkları ve söyledikleri, hayata dair yeni ufuklar açar önünüzde. Farklı dünyalar keşfedersiniz. Yaklaştıkça “dev”leşen insanlardır. Her anlamda “saygıdeğer”dirler. Varlıklarıyla gurur duyarsınız, içiniz ısınır, güç verirler size. Yalnız olmadığınızı, onlarla aranızda bir bağ olduğunu, paylaşabilecek pek çok değerleriniz olduğunu size hatırlatır, hissettirirler.

Sayıları hep çok azdır. “Nadir” bulunan “cevher”lerdir onlar. Doğallıkları, saflıkları onları hep “derin”de saklar. Belki de bu yüzden, “derindir” onlar! Hayata bakışlarında, hayatın içindeki en basit detaylara bile bu derinlikli bakışlarıyla yaklaşırlar. Onların yanındayken, hayatın çok değerli bir “nimet” olduğunu, her zerrenize kadar hissedersiniz. Bir aydınlanma, iç huzuru ve ışık kaplar her yanınızı. “Özel” nedir, ne demektir, onlarla birlikteyken daha iyi anlarsınız. Onlar, hayatı “uzun ince bir yol” olarak yorumlayan insanlardandır. Dolayısıyla, gündelik değer ve alışkanlıkların çok dışında yer alırlar. Hayatı ve toplumu aşındırıcı her tür etkiye karşı, büyük bir mukavemetle direnen “doğal anıt”lardır, onlar. Erkan Oğur, bu “özel” ve “ayrıcalıklı” insanlardan biri. Adeta tanrının “lutuf”larından biri, bizlere. Kendisinden söz etmeyi ve kendisini anlatmayı pek sevmeyen bir insan olduğundan, O’nunla röportaj yapmak yerine, O’na dair bildiklerimi ve hissettiklerimi, kendisinden de aldığım izinle, sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Onu yalnızca “müzisyen” yönüyle değil, “insan” nitelikleriyle de, yakından tanıma imkanına sahip olmuş “talihli” insanlardan biri olarak…

Erkan Oğur, müzisyen kimliğiyle, bugünün Türkiye’sinde, kendi değerlerini yaratabilmiş, kendi tarzını ve sesini çıkarabilmiş ender sanatçılardan biri. Bana göre, Anadolu müzik kültürü içinde, Tanburi Cemil Bey’den bu yana var olan en ayrıcalıklı icracı-yorumcu. Perdesiz gitarın yaratıcısı ve halen yaşayan en büyük icracısı.


Resim

“Benim için müzik, uykularımdaki rüyalarım gibidir. Sadece ben görürüm, hissederim, yaşarım, unuturum, hatırladıklarımı aktarırım, yorumlarım… Bazı rüyalar gerçek olur… Müzik iyi yada kötüdür. Bir tercih yapmaksa hayattır”

diyebilen bir sanatçı, O.

Erkan Oğur, çocukluk yıllarını Elazığ’da (Harput), doğayla, toprakla, insan ve müzikle bir arada geçirdi. Belki de ta o yıllardan başlayarak onu en çok etkileyen şeylerin başında, yetiştiği toprakların insanı, kültürü ve türküleri gelmektedir. Müziğe olan merakı, küçük yaşlarda başladı. Kemanla, mandolinle, bağlama ve cümbüşle tanıştı. Bu sazların her birini kendi kendime çalmaya, öğrenmeye çabaladı. Evlerinin arka tarafında bulunan tepeliklerde bir uçurum vardır. Sık sık oraya gider, seslenir ve saz çalardı. Oradaki yankılanma çok hoşuna gider, söylediklerine bir cevap gelirdi sanki… Kendi çaldıklarının tekrarını dinlemek ona heyecan verirdi. “Belki de ilk kayıtlarım onlar olmuştur” diye anlatır, Erkan Ağabey.

12 yaşında, İstanbul’a gelir. Bülent Ortaçgil’le ve gitarla tanışır burada. Bu tanışmayla birlikte gitarın, hayatının vazgeçilmezlerinden biri haline gelmesi serüveni de başlamış olur. Gitara olan ilgisi ve hakimiyeti geliştikçe, hafızasında olan, duyduğu, hissettiği sesleri çıkarabilmek uğruna, yeni arayışlar içine girer. Üniversite yıllarında, Münih’te fizik mühendisliği okur. Bu eğitimi sırasında, bir ara Paris Konservatuarı tarafından, klasik gitar öğrencisi olarak 4. sınıfa kabul edilir. Ancak üç ay sürdürebilir bu çalışmaları. Fark eder ki, gitarda hissettikleri ve aradıkları orada öğretilenlerden başka şeylerdir, O’nun için... Nitekim, yıl 1976 olur ve Erkan Oğur, gitarının “perdelerini söker”(!)


“Düşüncelerimdeki Türk müziği sesleri ihtiyacım, gitardaki perde sistemini kaldırmama ve sınırlı bir aralık içerisinde, sonsuz ses imkanı sağlayan ‘perdesiz gitar’ı yapmama neden oldu. Aslında ‘sonsuz perdeli gitar’ demek daha doğru olurdu”

diye anlatır bu süreci. “Perdesiz gitar” olgusu, tümüyle Erkan Oğur’un kendi kendine giriştiği bir “keşif” hikayesidir. Sırf kendi merakının ve makam seslerine olan düşkünlüğünün sonucudur, gitarda perdesizliğe yönelişi. Makamlardaki renklilik, adeta “halden hale”, “renkten renge” geçebilme özellikleri, perdesiz gitarla çaldığı müziğin ana malzemesini oluşturuyor.

“Anadolu” ve “türkü” …

Erkan Oğur, “Anadolu’lu” bir müzisyen. Anadolu, onun için, her anlamda çok değerli. Hepimiz biliyoruz ki, yüzyılların birikimi olan bir “insanlık mirası” var, Anadolu’da. Kuşaktan kuşağa, toplumdan topluma aktarılarak gelen bir miras bu. Dolayısıyla, Anadolu deyince insanı, insan deyince Anadolu’yu hatırlamak gerekiyor. İnsanın olduğu yerdeyse mutlaka “ses” var. Bir müzisyen için, dünyaya Anadolu’da durarak bakabilmek gerçekten büyük bir talih. Erkan Oğur da Anadolu’ya büyük bir bağlılık ve hayranlıkla yaklaşıyor. Kendiside Anadolu’ya ait pek çok şey bulabiliyor. Müziğinde, Anadolu’nun sesleri, ritmleri, makamları, usulleri, repertuarı, çalgıları ve türlerinin izleri hemen hissediliyor. Dünya müziklerinden de pek çok etkiler almış olmasına karşın, Anadolu müzik kültürü onun “tarz”ının adeta “maya”sı. Belki de bunun için, İsmail Demircioğlu’yla birlikte yaptıkları ikinci albümlerinin adını “Anadolu Beşik” koydular. Gerçekten de, insanlığın beşiği, ana kaynaklarından biri, Anadolu. Felsefe, tarih, fizik, astronomi, matematik, şiir, destan, türkü, vs. hep Anadolu’da gelişme göstermiş. Dolayısıyla, Erkan Oğur’un Anadolu’ya bakışında ve Anadolu’ya karşı hissettiklerinde de, Anadolu’yu tüm zenginliğiyle kucaklamanın gerektirdiği derin bir saygı ve sevgi vardır.

Erkan Oğur’un insani ve müzikal derinliğinin oluşumda, türkülerin çok farklı bir yeri var. Ta çocukluk yıllarında başlayan türkü dinleme, söyleme-çalma merakı, onu hep derinden etkilemiş. Türkü söylerken ağlayan bir çocuk, O. Türkünün güzelliği, hissiyatı, seslerin birbiriyle olan ezgisel ilişkileri, onda depresif bir hal yaratmış hep. Bugün bile türkü söylerken utanıp, duygusallaşan bir yapısı var. Erkan Oğur için türküler, yalnızca söz ve ezgiden ibaret değil! Türkülerin “haber” verdiğini düşünüyor. Oğur’a göre türkü “iletişim” sağlar. “Simge”lerle, “anlam”larla yüklüdür. “Metafor”lar yaratır. Son derece insani bir “ifade tarzı”dır, türküler. Dolayısıyla, türkünün kendisinin, oluşma ve aktarılma koşulları bakımından tamamen “insana özgü” olduğunu düşünüyor. Türküler “hatırlanır” ve hatırlandığı anda “değişme”ye başlar. Adeta o “bir defaya mahsus” olma özelliği, türkülerin doğasında, mayasında vardır. Bunu her zaman bütün ihtişamıyla hissettirmektedir insana. Yaşanmışlıklar, insani değerler ve derinlikler bakımından, türkülerle pek az şeyin karşılaştırılabilir olduğuna inanıyor, Oğur. Türküler, taşıdıkları saf, masum ve ahlaki nitelikleriyle, yüksek değerler taşıyorlar. Hayatın ta kendisi, türküler… Sahici… Ancak günümüz koşullarıyla bakıldığında, bu değerleri algılamanın ve doğru şekilde değerlendirmenin, giderek zorlaştığını da görüyor, Erkan Oğur. Aslında genel bir çürüme ve değer tanımazlığın, dolayısıyla ahlaki anlamda büyük bir bozulmanın, dünyanın her yerinde her geçen gün biraz daha etkili olduğunu düşünüyor. Bundan ciddi şekilde de üzüntü duyuyor. Çünkü, insandan uzaklaşıldıkça, arta kalanların hiç de anlamlı ve mutluluk verici şeyler olmadığına inanıyor. Dolayısıyla, türkü denildiğinde, her şeyden önce, “insani” bir sıcaklık ve derinlik buğulanıyor gözlerinde...,


“İnsan değil de ağaç olsam
Dallarımın arasından rüzgarlar esse,
Yapraklarım, çiçeklerim, meyvelerim olsa!
Mevsimleri yaşasam…
Köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam.
Kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar…
Böcekler, karıncalar yollansalar içime…
Çürütseler oralarımı,Ballarım, sakızlarım olsa
Gövdeme bir insan yaslanıp uyusa…
Ben bunları hiç bilmesem, sadece ağaç olsam…”


Ağaca karşı büyük bir sevgisi vardır, Erkan Oğur’un. Çocukluk yıllarından beri, “ses”e ve ses üreten her tip enstrümana ilgi duymuş. Sesin, kendi enerjisiyle birlikte, hemen her ağaç formunda kazandığı nitelikler heyecan vericidir, O’nun için. Pek az insan bilir ancak, Erkan Oğur’da müthiş bir “simetri” algılaması vardır. Hemen hiç ölçü aleti kullanmadan, kusursuz simetriye sahip hatlar oluşturabilmektedir. Pek çok çalgısını hep kendi tasarlamış ve yapmıştır. Ağaçla uğraşmayı, ondan yeni şekiller ve sesler elde etmeyi çok seviyor. Bazen aylarca, ağacın alabileceği yeni bir şekli ve ondan çıkacak olan sesi hayal ediyor. Sonra “rüyaları gerçeğe dönüyor” ve dünya müzik kültürüne o güne dek kendisinden başka kimsenin tasarlamadığı yepyeni çalgılar armağan edilmiş oluyor!

Resim

Oğur’un, sesini sevdiği ağaçların başında Honduras maunu geliyor. Ancak bir “yağmur ormanı” ağacı olması nedeniyle, kesilmesini ve enstrüman yapımında kullanılmasının sakıncalı olduğunu düşünüyor. Buna karşılık, “kelebek ağacı”nı (akçaağaç) Anadolu’da da yetişiyor olması ve gerek gitar gövdesinde ve gerekse tüm yaylı sazlarda olduğu gibi gitarın sapında da kullanılıyor olması bakımlarından isabetli buluyor. Özellikle Kastamonu civarında yetişen kelebek ağaçlarının yetiştirilme ve enstrüman yapımında kullanılabilme koşullarını, ekonomik bir değer olması bakımından da uygun buluyor. Göğüste ladin ağacının en iyisi olduğunu söylüyor. Özellikle Artvin-Borçka’da yetişenlerin en iyi kalite olduğuna dikkat çekiyor. Bu yöre ladinlerinin en seçme olanlarını, çoğunlukla Batılı enstrüman yapımcısı olan şirket yada lütiyelerin (luthier) aldıklarını, üstüne markalarını basıp, tüm dünyaya olduğu gibi bize de sattıklarını vurguluyor. Ladin dışında, sedir ve köknar ağaçlarının da, özellikle bağlama, tanbur, ud, lavta gibi geleneksel çalgıların yapımında, öteden beri kullanılmış olduğunu da hatırlatmayı ihmal etmiyor. Oğur’un, Anadolu’da yetişen ağaçlar arasında, enstrüman yapımı bakımından tercih ettiği diğer ağaçlar arasında dut, kayısı, ardıç, kızılcık, iğde ve akgürgen geliyor. Bunlardan, gövde, sap yanlık, eşik, burgu vb. alanlarda, çalgı yapım geleneğinde de yararlanılmış olduğuna dikkat çekiyor.

Erkan Oğur, hayatını adadığı gitarda bugüne dek, kendine özgü pek çok yeni tasarımlar gerçekleştirdi. Bunlardan “altı telli akustik perdesiz gitar” ilk denemesi. Kendi adıyla bir arada anmaya alışkın olduğumuz “perdesiz gitar”, bas titreşimleri önde olan, buğulu hatta bulutumsu bir tınıya sahip, mistik karakterli bir çalgı. Aslında “mizaç” olarak, Erkan Oğur’la o kadar benzeşiyor ki! Erkan Oğur’un dokunuşlarıyla, ruhani bir hava yaratıyor, perdesiz gitardan çıkan sesler. Perdesizlik, enstrümana büyük bir tınlama yeteneği veriyor. Bu özellik de onu, tıpkı yaylı sazlar ailesinde olduğu gibi, insan sesine daha çok yaklaştırıyor. Dolayısıyla, iç dünyaya özgü, derinlikli ve ifade yeteneği yüksek bir ses çıkıyor ortaya. Erkan Oğur, perdesiz gitarın, “altı telli” ve “sekiz telli” olan “elektrik gitar” versiyonlarını da üretmiş. Özellikle perdesiz elektrik gitarda, e-bow (elektro-yay) kullanarak elde ettiği, “ney” sesini andıran, mistik karakterde ve tamamen kendine özgü bir sesin de sahibi, Oğur. Bu teknolojiyle, adeta “okyanustan sesler” elde ediyor. Balina çığlıkları duyuyorsunuz, O’nun teller üzerindeki zarif baskılarında…Adını “Doğu-batı kazası” koyduğu, çift saplı (biri perdesiz diğeri perdeli olmak üzere) akustik ve elektrik gitarları da var, Oğur’un. Bir söyleşisinde, ‘Doğu-batı kazası’ndaki ‘kaza’ kısmının kendisi olduğunu dile getiriyor!

Bağlama ise, gene çocukluk yıllarının bir yadigarı olarak hayatında hep var olmuş. Kendince çalmaya çalışmış bağlamayı. Neden sonra, 100 yıllık kopuzla ilk karşılaştığında, yeniden büyük bir heyecan kaplamış içini, bağlamaya karşı. Elle oyulmuş ve muhtemelen hiçbir ölçüye göre yapılmamış olan bu sazdaki olağanüstü simetriye çarpıldığını söylüyor. Sonrasında yeniden görüp, inceleyebilmek için o kadar çok gitmiş gelmiş ki, neden sonra sahipleri durumu fark edip, Oğur’a hediye etmişler sazı! “Gülün Kokusu Vardı” albüm kapağındaki o muhteşem fotoğrafı, albümü gören, dinleyen herkes hemen hatırlayacaktır. Erkan Oğur’un elleri ve 100 yıllık kopuz(!)

Erkan Ağabey’e göre, bağlamanın içinde çok sesler gizli! Bağlamada çalınan ezgilerin kendine özgü bir armonisi var. Nitekim Erkan Oğur, bu armonileri belki de daha iyi duyurabilmek ihtiyacıyla, kopuzda, “duyulmamış-görülmemiş” (!) yeni akortlar geliştiriyor. Makamlardan aldığı farklı armonik duyuşlarla, bağlama konusunda da yeni tasarımlar geliştiriyor. 13 telli “Oğur Sazı”, altı telli “kopuz”, iki farklı akortta çalabilmek düşüncesiyle yaptığı “iki yüzlü (çüt (çift) kafa)” bağlama bunlardan bazıları... Altı telli kopuzun ses kalitesi bakımından yeni ve çok başarılı bir örneğini, göğüs tahtasının altına “balkon” denilen ahşap çıtalar yerleştirerek geliştirdiğine tanık olduk. Bunca yıldır bağlamaya emek veren bir insan olarak düşünüyorum da, bakalım başımıza daha ne işler açacak, Erkan Ağabey!

Erkan Oğur’un evi, aslında tam bir çalgı müzesi. Neler yok ki bu müzede? Keman, enva-i çeşit gitarlar, udlar, cümbüşler, bağlamalar, lavta, yaylı ve mızraplı tanbur, rebab, zurnalar, sipsiler, asma davullar, bendirler, değişik kültürlerden setar, dombra, çonguri, dutar, kazak kopuzu, yaylı kopuz, arhun (Çin kemanı) gibi telli, nefesli, vurmalı sazlar… Bunlar arasında tahta göğüslü bir cümbüşü ve udun efsanevi yapımcılarından, Manol Usta’ya ait çok değerli bir udu da var. Yine efsanevi isimlerden Onnik Usta’ya ait bir ud teknesi de, kapak takılmasını bekliyor… Konserlerde ve farklı stüdyo kayıtlarında, bu sazlarının hemen hepsini kullanıyor, Erkan Ağabey. Hepsi için ayrı bir hissiyata sahip. Biricik kızları Gonca ve Damla gibi, hayatında her birinin farklı yerleri var. Her birine karşı ayrı bir sevgi besliyor. Tümü, hatırladığı sesleri bulmaya yönelik kişisel arayışlarının bir ürünü. Hepsinden ayrı sesler, renkler ve hazlar alıyor. Bir çalgıyı düşünmek, sesini hayal etmek, duymak, O’na müthiş bir enerji ve heyecan veriyor. Gitarla ilgili yeni projelerinden biri, “çello gitar”. Viyolonsel ve gitarın imkanlarını birleştirmeyi deneyeceği bu yeni tasarımından da çok ümitli, Oğur. Eminim “hayal ettiği”, “hissettiği”, “kurguladığı” daha pek çok tasarımları var, Erkan Ağabey’in. Biliyorum ki bugüne dek ortaya çıkanlar itibariyle bizlerin görebildikleri, sadece ‘iceberg’in su üstünde görünen kısmından ibaret!


Aslında hepimiz karanlıktayız…

Resim

ODTÜ Kültür Kongre Merkezi’ni hınca hınç dolduran insanlardan hiçbiri, adeta “nefes almıyor” gibiydi. Sahnede Erkan Oğur ve İsmail Demircioğlu, o saf, doyumsuz ve derinlikli yorumlarıyla ilk türkülerini söylediler. Bir alkış tufanının ardından, Erkan Oğur, o her zaman ki “mahcub” ses tonu ve kelimelerinin arasına yerleştirdiği anlamlı “es”leriyle, dinleyicileri selamlamak ve teşekkür etmek üzere söze girdi. “Salon” dedi, “keşke aydınlık olsaydı” ... “Sizler bizi görebiliyorsunuz” … “Siz karanlıkta olduğunuz için” …… “biz yüzlerinizi göremiyoruz” … … … “Aslında hepimiz karanlıktayız!”

Erkan Oğur için müzik, bir defaya mahsus olmalı ve tekrarı olmamalı müziğin. Dolayısıyla müziğin kaydedilmesi düşüncesine pek sıcak bakmıyor. Buna karşın, hayatının önemli bir kısmı, gerek kendi çalışmaları gerekse profesyonel manada çeşitli sanatçılara ait albüm projelerinin kayıtları anlamında, stüdyo müzisyenliğiyle geçmekte. Son dönemlerde sıkça, müziği bırakmak düşüncesine kapılıyor… Profesyonelliğin tüm dayatmalarına karşın, mümkün olabildiği ölçüde, istemediği projelerin içinde yer almamaya çabalıyor. Ancak türkülere olan yakınlığı, düşkünlüğü malum. İsmail Demircioğlu’yla bir araya gelişlerinde de, türküler esas vesile olmuş. Türkülerde buldukları derinlik ve iç huzuru, kendi kendilerine çalıp söylerken ki hissiyatları, “Gülün Kokusu Vardı” (1998) albümünün ortaya çıkmasını sağlamış. Özellikle Elazığ’dan, Doğu Anadolu’dan, deyişlerden ve Karadeniz’den seslendirdikleri türküler, albümün yayınladığı günden başlayarak, Türkiye’de bambaşka bir hava estirdi. Sayısız insan, bu albümde yorumlanan türküler sayesinde, adeta bir bilinç ve hafıza tazelenmesi yaşadılar. O güne dek duymaya alışkın olunmayan bir tını ve yorumlarındaki derinlik, insanlara “artık yeni şeyler söylemek lazım” geldiği müjdesini verdi, adeta. Nitekim, kısa süre içinde, bağlamaya, halk müziğine ilgi duyan kesimlerin yanı sıra, halk türkülerine karşı belirgin bir ilgisi olmayan kesimlerden de pek çok insan, Erkan Oğur-İsmail Demircioğlu ikilisinin, hemen her konserini izlemeye, dostlarına “Gülün Kokusu Vardı” CDlerini hediye etmeye başladılar. Bu akım, hızını hiç kaybetmeden devam ediyor aslında.

Oğur’un perdesiz gitarla yaptığı ilk kayıt, Çekirdek Sanatevi’nde gerçekleştirdiği, “Perdesiz Gitarda Arayışlar” adlı konserinin kaydıdır (1980). “Fretless”, Almanya’da, 1993’te yayınlandı. Bu albüm, Türkiye’de, “Bir Ömürlük Misafir” adıyla önce 1996’da, başka bir firma tarafından da 2000 yılında, yine aynı isim altında, yayınlandı. Yine 1996’da, “Eşkıya” filmi için yaptığı müzikler, Türkiye müzik gündemini önemli ölçüde etkiledi. 1999’da, Erkan Oğur’la birlikte çalabilme onurunu paylaştığım, Anadolu’nun mistik kaynaklarına ışık tutan “Hiç” albümü yayınlandı. Ardından, İsmail Demircioğlu’yla birlikte ikinci albümleri olan “Anadolu Beşik” (2000) ve Djivan Gasparyan’la gerçekleştirdikleri “Fuad” (2001) albümleri gün ışığına çıktı. Tüm bu albümler boyunca, Erkan Oğur’un, nasıl “titiz”, “kılı kırk yaran” ve deyim yerindeyse “kendisini heba eden” bir anlayış ve disiplinle çalıştığını çok yakından biliyorum. Onun çalışma temposu ve konsantrasyonu, birlikte çalıştığı herkesin emek ve kapasitesinin çok üstündedir. Gerçekleştirdiği albümler, ilhamını Anadolu müzik kültürlerinden alan, hissedebildiği, derinliğini anlamaya çalıştığı türküler ve ezgilerden oluşan çalışmalardır. Umuyor ve bekliyoruz ki, Harput Türküleri ve Telvin projesi başta olmak üzere, ışık tutan, yol gösteren, ufuk açan daha nice Erkan Oğur albümleri, kulaklarımıza ve gönlümüze seslenmeyi sürdürsün!

Resim

Erkan Oğur’un yaptığı müziği değerlendiren insanların genelde birleştiği bir nokta, müziğindeki mistik tınının ve derinliğin varlığıdır. Hatta Orhan Kahyaoğlu’nun Erkan Oğur’a ilişkin, çok beğendiğim bir değerlendirmesi şöyle: “O enstrümanını dışa değil, içe doğru çalıyor.” Gerçekten de “Erkan Oğur Müziği”nde, derin bir içsellik var. Son derece simgesel, sayısız metaforları olan ve hareket halindeki bir iç dünyanın varlığını, O’nun eşsiz sololarında yakalamak mümkündür. Erkan Oğur’un müziği “kazdıkça derinleşen bir maden” gibidir. Madenin derinliklerinde, nefesiniz tıkansa da, arındığınızı, içinizdeki “öteki” insanla yüzleştiğinizi, zihninizin kapılarının başka bir dünyaya açıldığını hissedebilirsiniz.


“Benim okulum, Elazığ’da geçirdiğim çocukluğum, orada yaşadıklarım, ailem, akrabalarım, bir-iki arkadaşım, öğretmenlerim, köy düğünleridir. Oraların havasıdır-suyudur… Elazığ yöresinin folklorunu hissediyor olabilmek, hayatın bana en büyük hediyelerinden biridir”

diyor, Oğur. Doğduğu toprakların seslerine yönelen ilgisi, yaptığı müziklerde de merkezi bir konuma sahip. İçe dönüklük, Erkan Oğur’un mizacında var. O, “ahlak, safiyet ve hakikilik” peşinde olduğunu dile getiriyor. Hakikatin, biricikliğine inanıyor. Hepimizin, tıpkı sesler gibi, halden hale geçtiğini düşünüyor. Kişiliklerimiz, renkler gibi. Bunların hepsinin bir “kararlılık hali”ne ihtiyaç duyduğuna inanıyor. Erkan Oğur, hayata felsefeyle bakan bir insan. Felsefesi, mistik nitelikler taşıyor. “Telvin” kavramı, O’nun yaptığı müziği en iyi izah eden kavram aslında. Tasavvufi bir kavram olarak telvin, “halden hale geçişi” ve karalılık noktası olarak (temkin) Tanrı’ya ulaşmayı ifade ediyor. Bu kavramların, O’nu derinden etkilediği, Fuad albümünün kapağına yazdığı satırlardan da anlaşılıyor:

“Kalb öncesi zamanlar vardı… Sonra mucize gerçekleşti, kalbin oluşum süreci tamamlandı. Emir geldi ve kalb atmaya başladı… O ilk darbe anı ve hareketin başladığı hayat noktası ‘Fuad’ ile sarsılır cisim… Gücü vardır, sesi vardır, ritmi vardır…”

Erkan Oğur, çift saplı gitarı, bas ve davulla yaptığı trio çalışmanın adını “Telvin” koymuştu. Abstrakt bir müzik tarzının ana fikridir bu. Kendisi dahil kimse, ne çalacağını bilmeden, nereden başlayıp nereye ulaşacağını bilmeksizin başlarlar, müzik yapmaya. Yalnızca “ses” ve onun “çağrışım”ları vardır, yapılan müzikte. Nereye gidileceğini ses belirler! Erkan Oğur’un inandığı ve heyecan duyduğu müzik, böylesi belirsizliklerden bir belirliliğe ulaşma ideali taşır. “Halden hale”, “renkten renge” geçerek, bir “kararlılık hali”ne yönelme arzusudur müziği üretmesini sağlayan…Yaptığı müziğin belki de en doğru ifadesi, o yüzden “telvin”dir.

Resim

Erkan Oğur’a göre, yaşadığımız dünya ve zamanda çok fazla kirlilik var. Dünyada üretilen müziklerin büyük kısmı doğrudan “çöp”e gidiyor. Üretiliyor, üretildiği anda, üretim hızından çok daha hızlı bir şekilde tüketilip, posası çıkartılıp, çöpe atılıyor müzikler. İmajlar, hayaletler, aslında olmayanlar, sanal olanlar, her yanımız, bu plastik, kaba ve insan dışı ürünlerle dolu. Herkes telaşlı. Tüketmeye katılamamaktan, yaratılan imajlara benzeyememekten, “herkes gibi olamamaktan” dolayı müthiş bir “panik” yaşıyor, insanlar!

Ancak aramızda Erkan Oğur gibi bazıları da var ki, onlar hayatı ve zamanı, “olması gerektiği hızda” hissediyor ve yaşıyorlar. Sahte kaygılarla yaratılan telaş ve panik havası içinde solumuyorlar havayı! Sükunet, iç huzuru ve sessizlik, onlar için çok daha anlamlı ve her şeyden daha değerli… Doğallık ve hakikat… Biricik olan … Olması gereken…


Okan Murat Öztürk
...

_________________
Pervane Gibi Yanmağı İster Deli Gönlüm
Her Şem-i Seher Ah İle Efgandan Usandım

Kuddusi


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 7 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: