Sistem saati: Cmt Tem 05, 2008 2:46 am

Tüm zamanlar UTC





Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 20 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: DİLSEVER DÜNYA YARATABİLMEK
İletiTarih: Sal Mar 27, 2007 9:58 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr Tem 02, 2006 11:48 am
İleti: 1526
Konum: artvin
DİLSEVER DÜNYA YARATABİLMEK
Benim doğduğum yerlerde, çocuk doğduğunda çok sevilir. O'na “en na gogağarare” denir. Bazen de, “tisyaskani vidare” veya “gurepeşi çona” denir. Yürekten sevilir çocuklar. Ama benim oralarda, çocuklar varsa yaşıtları ile büyür, yoksa yalnız büyümek zorundadırlar. Çünkü, kendisini o kadar çok seven büyüklerini, yaşam kavgası uğruna, “toprak ana” alıkoymaktadır. Onun için çocuklar; büyüklerinden aşırı sevgi yüklü, birer kutsal deyimi andıran, yürekten kopup söylenen cümlelerden başka söz duymazlar. Ondandır, bizim ora insanının anadilinin gelişmemiş ama çok değerli, yürek dili, sevgi dili oluşu.

Sonra benim ora insanı okula gider. Şimdilerde değil elbet; ama benim yaşıtlarımın çoğu okulda konuşulan dili ilk defa duymuştur. “Anadil” ini konuşması yasaklanmıştır. Amaç yeni öğreneceği dili iyi öğrensin, büyüdüğünde iyi bir iş sahibi olsun. Sonuçta herkes öğrenir yeni duydukları bu dili. Artık, “kurban olayım” denir, “candan doyasıya seveyim” denir, “kalbimin ışığı, aşkım” denir.

Benim ora insanı, hele benim yaşıtımsa, mutlaka bir şekilde dini eğitim de almıştır. Yine başka bir dil ve ibadet, inançla tanışır. Bu dili pek geliştiremez. Çünkü bu dilin öğreticileri hocalar, okur ama yazamaz. Onun için eğittikleri insanları, kendileri gibi sadece okur yaparlar. Okur-yazar yapamazlar.

Derken zaman hızla akıp gitmektedir. Orta dereceli okullarda (tabii ki benim zamanımda) yabancı dil öğrenme mecburiyeti gelir. İyi bir iş sahibi olmanın tek yolu başta İngilizce ve Batı dillerini öğrenmekten geçmeye başlar. Medeniyet bunu emretmektedir. Yine üzülerek belirteyim ki, yüz kişiden bir kişi bu yabancı dili ya öğrenir ya da öğrenemez. Bütün çabalara ve toplumun yaptığı onca masraflara rağmen büyük bir başarısızlık olur.

Evet, bütün bu başarısızlığın altında, ilk öğrenilen dilin iyi öğrenilememesi, kuralları ve yeterli kelime hazinesi ile kavratılamaması yatmaktadır. Bu durumu tanımlamaya uygun düşen bir söz düşüyor aklıma; “ne kadar ekmek, o kadar köfte” . Birkaç kelimeyle bundan daha iyi izah edilemez kanımca.

Dil konusunda hep söylenir, ikinci dil öğrenilirken, beyinde bilinen birinci dilin kelime karşılıkları kolayca belleğe yerleşir. Yeni dilin değişik olan kuralları da yine çok zorlanmadan insana mal olur. “Her dil bir insan” evet ama, yarım dil de yarım insan. Yarım insan da bir işe yaramaz ki… Bu yüzden dili layığı ile öğrenmek gerekmektedir.

Anadili öğrenme hakkı bunun için önemlidir. Bizim buralarda bu hakkı politize ettiler. Anadil hakkı denildiği zaman başka bir şey anlaşılıyor. Sanki herkes de böyle anlaşılmasından pek memnun. Ama dillere yazık ediyoruz. Hele “anadil” e, o ilk duyulan, güzel dile yazık ediyoruz. “Dilsever bir dünya” yaratmak zorundayız. Dil bir araçtır. İyi kullanırsanız iyi işlev görür. İnsanlara güzel konuşmayı ve sevmeyi öğretmeliyiz. Başka çaremiz yok. En baştan başlamalı ve insanlarımıza konuşabildiği kadar dili konuşturmalıyız.

“Dilsever bir dünya yaratabiliriz” diye düşünüyorum. “Dilsever bir dünya” da savaşa değil, barışa ihtiyaç vardır. Mutlu dünya bu olacaktır.


bu yazı çok hoşuma giti arkadaşım sevgili Muhammet Tunçsan dan izin alıp ekledim ...


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 İleti başlığı: Re: MEMLEKET
İletiTarih: Pts Kas 26, 2007 9:25 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr Tem 02, 2006 11:48 am
İleti: 1526
Konum: artvin
Düş Değil

Türkay KORKMAZ

“Kameni’de balık yediniz mi!” çağrısının gösterdiği ok, madenî yüzeyde parlıyordu. Arabayı okun yönüne çevirip gazladık. Arabada şoförle birlikte altı kişiyiz. Borçka’nın yokuş aşağı inen yollarından geçip gelmiştik. Orman yolu ıslak, yer yer çukurlaşmıştı. Şu yanından geçtiğimiz çınar, ceviz, kestane kaç yıldan haber veriyordu. Şoför çukurlarda ayağını gazdan kesip yavaşlıyordu. Taksinin açık penceresinden gelen bu serin hava, su sesi neleri unutturmuyordu ki arabadakilere.

Göğe boy vermiş ağaçların altında kolu sargılı konuksever, sıcak sesiyle bizi karşılıyor. Yanımızda yükselen dağ, ulaşılmaz zirvesiyle uzak duruyor. “Çekin uşaklar bu temiz havayı ciğerlerinize, bulamazsınız başka yerde!” diye uyarıyor konuksever. Herkes, “Oh be, şu hava, ya şu su sesi; bak nasıl da dinlendiriyor insanı! Bu dağlar, ağaçlar kaç yılın ninnisini söylüyor bilen var mı?” diyordu.

Güneş ışınlarını sızdıran yüzyıllardan kalan bu ağaçlar altına çöken karanlığa elektrik lâmbaları izin vermedi. Renk renk ışıklar ağaç dallarında asılıydı. Güneşin yerini almışlardı. Yeşil, sarı, kırmızı Kameni’de başka bir güzelliğe büründü.

Güleç yüzlü konuksever masalar arasında gezen garsonlara: “Koşun, konuklar çay içmeden gitmesinler!” diye seslendi. Palamut balığı gibi çayı da ünlüydü Kameni’nin. İçilen su hastaları iyileştiriyor, sağlıklı olanlara güç veriyordu. “Çayın güzelliği suyundandır.” diye sözlerine ekliyor. Konuklardan Yusuf Öğretmen bir demlik çay istedi. “Ee bu balığın üstüne içilir.” dileğini oradakiler paylaştılar.

Yıllanmış ağaçların altında akan su hemen aşağıda göl oluşturmuştu. Gardiyan Ali duramadı: “Çay gelinceye kadar gölde bir yüzelim.”diyerek başı çekti. Hemen peşi sıra amca oğlu Yılmaz göle yönelirken, öğretmen Yusuf, “Beni de bekleyin!” uyarısıyla durdu. Koşup arkalarından yetişti. Konuk, baba Süleyman’la ağaçların altında oturmayı sürdürdü. rnrnGöle girenler uzaktan da olsa izleniyordu. Baba Süleyman, “Hele şunlara bak, çocukturlar sanki!” derken hoşgörüsünü de saklamıyordu. Gölde duran kütüğün üstüne binip çocuklar gibi eğlendiler. Dalıp dalıp gölün dibine batıp çıktılar. Konuk, İstanbul’dan uzakta olduğuna vahlanmadı. “İşte doğa, paylaşmak isteyene hayır demiyor, yeter ki güzelliklerini bozma!” diye usundan geçirdi.

İki garson demliklerle gözüktü. Tepsideki bardakları masanın üzerine yerleştirdiler. Garson ortası altın yaldızlı bardaklara çayları koyduğunda doğanın güzelliğine çayın kokusu da katıldı. Süleyman baba uzaktan seslendi: “Hele gelin, yeter; çaylar geldi.” Sesi alınca üçü birden koşar adım yetiştiler.

Çaylar bardaklarda tavşan kanı gibi duruyordu. Herkes bardağından birer yudum almıştı ki taksinin korna sesi duyuldu. Gitme zamanını duyuruyordu taksi. Alabalıklar, üstüne içilen çaylarla yavaş yavaş midede erimeye başlamıştı. Her bardak çay tadı duyularak içildi. Çay kokusunu, rengini şoföre de duyurdu. “Ee, içmeden ben de sizi götürmem.” diye takıldı. Masaya yanaşan şoför çayını yudumladıktan sonra taksiye yöneldiler.

Kolu sargılı konuksever konuklarını yolcu edip arkalarından el salladı. İçlerinde gördüğü yabancıya: “Buraları gittiğin yerlerde anlat, anlaşılan büyük kentten gelmişsin.” Konuk ilgisine, hizmetlerine teşekkür ederek, “Gerçekten böyle güzelliklere özlem duyuyordum, sağ olun güzel bir gün geçirdik.” derken sargılı kolun öyküsünü soruyor. “Sorma! Herkesin bir sevdası var, benimki de avcılık; kısaca ava giderken avlandık.” Anlaşılmıştı kolunu boynunda dolandırmasının nedeni. Hoşluklar geride bırakılarak kalkıldı.Şoför yerini alıp arabayı homurdattı. Yol alırken çukurlara dikkat ederek gazladı.

Derenin taşları döven sesi yol boyu kulaklarındaydı konuğun. Ön koltukta oturan baba Süleyman yetmiş yaşından uzak görünümünü saklamadan arka koltukta oturan iki oğluna, damadına; yanında oturan konuğa Kameni’nin ne anlama geldiğini sordu. Konuk öğretmenliğine uzanarak: “Gelinen, görülmeye değer yer.” diye yanıtladı. Sözlükler de böyle mi tanımlıyordu? Kim bilir? Her neyse bu Kameni’yi anlatmada azdı bile.

Artık ne derenin taşları döven sesi duyuluyor, ne Kameni görülebiliyordu. Geride kalan güzellikler yeni güzellikleri görmeye engel değildi.

Borçka’nın girişinden Gündoğdu Mahallesine yönelen taksi Çoruh’a gem olacak barajı gören dört katlı, beyaza boyanmış evin önünde durdu. Ön koltuktan, önce baba Süleyman, arkasından konuk; arkada oturan öğretmen Yusuf, gardiyan Ali, adliye yazmanı Yılmaz indiler. Şoför para sormadan yarına görüşürüz deyip gelinen yöne doğru uzaklaştı.

Baba Süleyman konuğuna yol gösterip öne geçirdi. Merdivenleri çıkarken dört katlı evin balkonlarından, pencerelerinden sarkan çocuklar konuğu görmekte ivediydiler. Evde bir şenlik başladı. Hanımlar, çocuklar sevinçlerini hoş geldinle konuklarına duyurdular. Hepisi öylece ayakta kalmışlardı. Konuk gördükleri, yaşadıkları karşısında “doğanın güzelliklerini yaratan işte bunlar” diye içinden geçirdi.

Baba Süleyman’ın eşi hısım olacak konuğu merdiven başında karşıladı. Evin gelinleri kaynanalarını geçmeden arkasında sıralanmışlardı. İstanbul’dan gelen konuk bu sıcaklıklara, yüzlere kaç yıldır uzaktı. Güleç yüzler, gözlere yansıyan hoşgörü, sevinç o gece çoğalıp durdu dört katlı evin dört katında da!

Bunları bir bir kafasından geçirdi.Tam altı yıl olmuş Karadeniz’den ayrı düşeli. Geçmiş yeniden yaşamında yeşeriyordu. Yemek masası söylenmeden hazırlandı. Neler yoktu ki! Konuk, “Alabalıkları eritmeden yine yemek öyle mi!” diye söylendi. O ev ekmeği, yoğurdun hası, köz ateşte pişen yemekler konuğa unuttuğu damak tadını duyurdu yeniden. rnrnİlerleyen saatte yarın yaylaya gidelim diye karar alındı. Gardiyan Ali meslektaşı Talat’ın cipini telefonla bağladı hemen. Sabahın alacasıyla yola çıkılacaktı. Herkes erkenden yattı. Konuğu rahat ettirmek telâşı evdekileri yarıştırıyordu. Kendilerinin kullanmadıkları en has yatağı seriverdiler. rnrnKonuk, düş değil gerçek olduğunu biliyordu şu anda yaşadıklarının. Yemez yediren, sevdiğine varını gönülden sunan bir halkın çocuğu olmakla nasıl da övündü. Onlar da bizimle övünmeliydi değil mi? Ama nerde diye yüreği ile usu arasında gidip geldi. Kentli olmak, okumak bu güzellikleri unutturamazdı! O hâlde bu kopukluk, yozlaşma niçin? Tüm soruları o gece derin uykuya dalmadan düşündü durdu.

Sabahın altısında kapıdaydı Talat. Niva marka arabasının sesine evdekiler dışarı döküldü. Baba Süleyman geç kalmak korkusuyla kahvaltı masasını hazırlatmıştı erkenden. Konuğuna kendisi seslendi. Kentlilerin de erken kalktıklarını bilmiyorlardı. “Uykunu alamadın. Sen geç kalkmaya alışmışsındır, kusura kalma rahatsız ettik.” diye gönül aldı. Herkes ayaktaydı, sanki o gece kimse uyumamıştı.

Gardiyan Talat, “Hoş geldiniz, buraları nasıl buldunuz?” diye sorunca neresinden başlayacağına karar veremedi. “Buralar sizlerle güzel, sizlerle anlam kazanıyor. Yaşama sevinci, mutluluğu saçıyorsunuz insana!” sözleri yakınlaşmayı hızlandırdı. Kahvaltı bitince yine altı kişi bu kez yaylalara, dağlara yol aldı.

Borçka’nın beyaza boyalı, dört katlı evinde olanlardan kimseler duymadan Adagül, Balcı, Kaynarca, Görgit, Yıldız, Karçal, Beyazsu yaylalarına doğru Talat Niva’yı gazladı.Kaçkar dağları el ediyordu uzaktan. Beyazsu yaylasında mangallar yakılıp etler serildi mangallara. Her hoş geldin diyen yaylacı elinde kaymakla, tel peynirle geliyordu. Altı kişi hoşbeşten sonra gelenlere yer gösterdi. Artık yayla öyküleri, masalları söylenip durdu gün boyunca.

Yaylacılar, Kaçkarların en yükseğinde duran krater gölünden söz edince, konuk, “Gidip dönebilir miyiz?” diye sordu. Üç saat gidiş, iki saat de dönüş diye bilgiç yaylacılar konuştular. Konuk, yazman Yılmaz, öğretmen Yusuf, gardiyan Talat hemen yola düştüler. Baba Süleyman, “Hısımım alışkın değildir.” diye kaygılandı. İstemese de kimseye dinletemedi. Gardiyan Ali’yi yaylacılarla birlikte bırakıp dağcılar tırmanışa geçti.

Kaçkar’ın en yükseğine çıkmak, yıldız gölünde yıkanmak, ağustosun beşinde kar yeme düşleri gerçek oldu. Kuşbakışı Beyazsu yaylası, orda kalanlar kaygılarını tutarak dönmelerini beklediler dağcıların.

_________________
Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: MEMLEKET
İletiTarih: Pts Kas 26, 2007 9:32 pm 

Kayıt: Cmt Eyl 23, 2006 5:36 am
İleti: 575
Konum: Adana
Abi eline sağlık. Geçmişe götürdün bizi...

_________________
Adem Olduk Bizler,Cihana Geldik,
Yardımcımız Yolda,Ali'dir Bildik,
İkrar Verdik Demde,İrfana Yettik,
Ehlibeyt Aşkıyla,Manaya girdik,

.

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: MEMLEKET
İletiTarih: Pts Kas 26, 2007 9:34 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr Tem 02, 2006 11:48 am
İleti: 1526
Konum: artvin
bu yaz gelirsiniz umarım yaşatırız geçmişi

_________________
Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: MEMLEKET
İletiTarih: Pts Kas 26, 2007 9:35 pm 

Kayıt: Cmt Eyl 23, 2006 5:36 am
İleti: 575
Konum: Adana
Hayırlısı diyelim abi...

_________________
Adem Olduk Bizler,Cihana Geldik,
Yardımcımız Yolda,Ali'dir Bildik,
İkrar Verdik Demde,İrfana Yettik,
Ehlibeyt Aşkıyla,Manaya girdik,

.

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 20 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: