Sistem saati: Pzr Tem 06, 2008 7:57 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: Urfalı Tenekeci Mahmut Güzelgöz
İletiTarih: Per Ekm 25, 2007 2:39 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Per Şub 23, 2006 4:58 pm
İleti: 1039
Konum: İstanbul
Urfalı Tenekeci Mahmut Güzelgöz


Resim


Urfa'da yüzyıllardır yaşayan geleneksel müzik dünyasının son yıldızlarından biriydi "Mahmut Usta". Ona hemen herkes böyle seslenirdi. Küçük yaşlardan beri sürdürdüğü tenekecilik işinden öte; O aynı zamanda bir müzik ustası, bir gönül hastasıydı.

17 Şubat 1919'da Urfa'da doğan Mahmut Güzelgöz, müziğe olan merakı yüzünden, çok küçük yaşlarda müzik fasıllarına katılmış, "Mukim Tahir", "Damburacı Derviş" gibi birçok ustanın çıraklığını yapmış ve onlardan çok yararlanmıştır. O'nun sanatçı kişiliğinin oluşmasında en çok etkilendiği kişi ise bu dünyadan baş açık yaka yırtık giden rahmetli Hacı Nuri Hafız'dır. Hastalık ve sıkıntılarla geçen çocukluğunda, ruhi bunalımlar geçirdiği gençlik yıllarında, ruhunu teselli edecek gücü Nuri Hafız'ın yanında ona hizmet etmekte bulmuş, O'nun; ilahi sesinde gönlünü mutluluğa kavuşturmuş, gece-gündüz, şehirde-dağda süren bu beraberlikte Mahmut Usta, Urfa makamlarının iç alemini ve geleneksel üslubun tüm inceliklerini öğrenmiştir.

Mahmut Güzelgöz,Urfa'da fasıl geçen topluluklarda, yörenin gerçek üslubunu bilen usta bir okuyucuydu. En önemli özelliklerinden biri de O'nun sade ve nezih okuyuş üslubu ile okurken sesleri konuşur gibi yerli yerine oturtmasıydı.

Davudî sese sahip olmasına karşılık, ince seslerin çıkabileceği perdelere rahatlıkla çıkabilen bir ses genişliğine sahipti Mahmut Usta. Üst ve alt perdelerde sesinin gürlüğünü koruyabilir ve en kıvrak motifleri rahatlıkla geçerdi. Özellikle makam okurken sesinin üst sınırına geldiğini zannettiğimiz anda, sanki ilahi bir kudretle ezgiyi tizlere doğru genişletir, dinleyenleri hayrete düşürerek büyük heyecan uyandırırdı.

Okuma ve yazmayı son zamanlarında kendi gayretiyle çözen usta, türkü ve divan havalanın sözlerini eksiksiz ve doğru bilirdi. Dil ve edebiyata vakıf, oldukça zengin birikimi olmasından ötürü, yanlış okunmuş bir şiiri ilk defa duyuyor olsa bile tamir edebilme yeteneğine sahipti. Şiirleri küçük yaştan beri kulaktan öğrenmesine rağmen, Arapça ve Farsça terkiplerin anlamım bilir, okuduğu her gazelin açıklamasını yapabilirdi. Dini musikîden gelen birikiminden dolayı okuduğu gazellerdeki kelime ve deyimlerin yanında kavram ve telmihe esas olan olaylardan da haberliydi.

Sağlam kişiliği ve zengin Urfa müziği birikimine sahip olması nedeniyle uluslararası üne sahip bir "kaynak kişi"ydi Mahmut Güzelgöz. Bu özelliğinden dolayı Kültür Bakanlığı'ndan teşekkür almış, üstün hizmet ödülüyle onurlandırılmıştır. Rahmetli Muzaffer Sarısözen, zaman zaman Ankara Radyosu'na giden yöre ekibi içinde Mahmut Usta'ya ayrı bir ilgi göstermiş ve her seferinde ondan yeni şeyler derlemiştir.

Mahmut Usta'nın diğer önemli özelliklerinden biri de; geniş bir hayal gücüne sahip olmasıdır. Verilen bir konu üzerine rahatlıkla bir hikaye yaratabilir, bunu nefis ve büyüleyici bir ustalıkla anlatabilirdi. İyi bir musannif, usta bir meddahtı.

Mahmut Usta'nın repertuvarını üç ana başlıkta toplamak gerekir. Bunlar; "Urfa Halk Müziği", "Urfa Yöresi Dinî Müziği" ve "Klasik Türk Müziği"dir.

Mahmut Güzelgöz Urfa müziğim kırıkhavalar, divanlar da dahil uzunhavalar ve oyun havaları olmak üzere tüm incelikleriyle bilirdi. Popüler olmuş Urfa türküleri yanında; çoğu, ustalarca unutulmuş bir çok hava onun sağlam hafızasında canlılığını korurdu.

Urfa makamlarının hemen hepsini mertebeleri ve ayakları ile eksiksiz bilmekle birlikte en çok nevruz, hicaz, kürdî ve segah makamlarını severdi. Urfalı şair Fehim'in;

"Yanıp bir nar-ı ruhsare çerağan olduğun var mı?
Senin Pervane veş şem'e şebistan olduğun var mı?"

diye başlayan gazeliyle okuduğu "nevruz makamı" ise onun kimse tarafından taklit edilemeyen şaheseridir.
Derin hayal gücü ve üstün estetik anlayışı dolayısıyla sevdiği ve beğendiği diğer yöre türkülerini de büyük bir içtenlikle okur ve bunlardan derin bir zevk alırdı. Aşık Veysel'in "Havalanma telli turnam, uçup gitme yele karşı" deyişi bunlardan biridir.

Dini müzikte de kendine has bir üslubu ve zengin bir repertuvarı vardı. Urfa'da yaygın olan Süleyman Çelebi'nin "Vesilet-ün Necat"ını, "Mustafa Mevlidi"ni, "Refet Mevlidi"ni ezbere bilir ve okurdu. Ayrıca bu ortam için çok sayıda kaside ve ilahi bilirdi.

Mahmut Usta, Klasik Türk Müziği'nden de ayrı bir zevk alırdı.Repertuvarında basit makamların hemen hepsinden bir çok eser vardı. Urfa müzik fasıllarında zaman zaman bu ezgilere de yer verilirse de faslın esasını Urfa yöresi türküleri oluşturur.

Mahmut Güzelgöz'ün, herşeyden önce sıradan bir türkü çığırıcısı değil, halk klasiklerini, "divan"ları yaşatan ve sevdiren bir usta olduğunu unutmamak gerekir.

Ne yazık ki giderek yozlaşan müzik bahçemizin temel renklerinden biri olan "divan havaları", kısa sürelerle birbiri ardınca bizlere veda eden ustalarla birlikte uçup gitmektedir. Kır çiçeği gibi sade türkülerle daima karşılaşabiliriz. Ama geçmişle-günümüz, seçkinle-halk arasında duygu ve anlayış birliği sağlayan bu havaları bir daha yeşertmek çok zor olacaktır. Mimaride Sinan üslubunun yaşatıldığı gibi, müzikte de -öz be öz- bizim olan "divan üslubu"nu yaşatmak gerekir. Urfa'da yetişen her sanatçıda inkar edilemeyecek hakkı bulunan Mahmut Usta'nın, bizce kabul edilmesi gereken bir vebalidir bu. Her okunan Urfa gazeli 7 Mart 1988'de bu dünyadan Hakka yürüyen Mahmut Usta'nın ruhunu şad edecektir.
Nur içinde yat büyük usta.



Sıra gecelerinin sıradışı ismiydi Tenekeci Mahmut

Resim


Tenekeci Mahmut, bir kez işittiği gazeli ezberleyebilecek hafızaya, şaşmaz bir ritm duygusuna, müthiş bir sese ve yoruma sahip. Muharrem Ertaş, Hacı Bozan, Çekiç Ali, Mazhar Sakman, Zaralı Halil gibi Anadolu'nun önemli gizli starlarından. Urfa'da yüzyıllar boyu süren sıra gecesi geleneğinin en sıradışı temsilcilerinden biri.

Sıra gecesi, Urfa'ya, o uzun kış gecelerine özgü bir gelenek. Yaşı yaşına, eşi eşine, işi işine denk kişiler topluluk oluşturup, sırayla birbirlerinin evlerine konuk olurlar. Çiğ köfte ve çay bu meclisin vazgeçilmezleridir. Fazladan meyva ya da tatlı ikram edilebilir. Başka şey ikram etmek, ikramda gösterişe kaçmak yok. İçkinin lafı bile olmaz; eğer sofrada içki varsa, orada sıra gecesi yoktur. Sofrayı kurma—kaldırma hizmetleri, ikramların hazırlanması vs. hepsi erkekler tarafından görülür. Sıra gecesi Urfalı erkeklere özgü bir gelenektir çünkü.

Belli ritüelleri, kuralları olan bir okul bu. Başkanı var; gelmemek, misafir getirmek izne bağlı. Seçim dönemlerinde siyasilerin sıklıkla uğradığı birer lobi aynı zamanda. Kurtuluş Savaşı sırasında Urfalılar sıra geceleri vasıtasıyla örgütlenmiş, düşmanla mücadeele etmişler. Bir Urfalının hayatında sıra gecesi sıradan bir süreç. Küçüklüğünde babasıyla sıra gecesine giden bir çocuk, gençlik çağına erişince kendi arkadaşlarıyla sıra oluşturur. Aynı mahalleden olmak, meslektaş olmak, benzer hobilere sahip olmak sıra gruplarının rengini ortaya çıkartıyor. Eğer mûsıkîşinas kişilerin ağırlıkta olduğu bir grupsa beş saat süren sıra gecesinin iki saati mûsıkîyle geçiyor. Yani zannedildiği gibi bir 'konser' değil sıra gecesi; içinde müzik de olan, konuşmaların—tartışmaların olduğu, hikayelerin anlatıldığı, geleneksel oyunların oynandığı Urfa'ya özgü bir gelenek.

[color=#80BF00]Ne sırf müzik, ne de müziksiz!


Bir dönem Şanlıurfa'da valilik yapan Şahabettin Harput, görevi sırasında sık sık konuk olduğu sıra gecelerinin bir ziyafet sofrası değil, ahilik geleneğinden hareketle oluşturulmuş bir okul olduğunu söylüyor. "Burada Anadolu'daki kültür ve inancı görüyorsunuz. Orada adabı, erkanı ve hal lisanını görüyorusunuz" diyor Harput. Bu güzel gelenek büyüme çağında olan bir çocuğa büyüklerle ilişkilerini, büyüklerin kendi aralarındaki ilişkilerini dayatmadan öğreten bir okul aynı zamanda.

Sıra geceleri sırf mûsıkîden ibaret değil ama müziğin oldukça önemli bir yeri var bu gelenekte. Nice büyük müsizyen, kabiliyetlerini bu gecelerde keşfetmişler. Tıpkı hikaye etme yeteneğinin, mizah yeteneğinin yine bu gecelerde ortaya çıkması gibi.

Kazancı Bedih'in hocası

Tenekeci Mahmut Güzelgöz bu yeteneklerin en önde geleni. Kazancı Bedih'in hocası da olan Tenekeci Mahmut, isminden de anlaşılacağı gibi tenekecilikle hayatını kazanmış ünlü bir müzik adamı. Mahmut Tuncer'den Selahattin Alpay'a ve İzzet Altınmeşe'ye kadar pek çok kişiye eserler vermiş, bazılarının elinden tutmuş. Doğu müziğini icra eden Türkiye'nin en ünlü grubu Kardeş Türküler, Doğu albümlerinde Tenekeci Mahmut'un kaynaklık ettiği Nevruz türküsünü icra etti. Sıra gecelerinin Türkiye'ye armağan ettiği bu ses, 1988'de hayata gözlerini yumdu ama bugün Urfa gazelhan geleneğinin son önemli temsilcisi olarak anılıyor.

Urfa, sıra geceleri, gazel... Bunlar Tenekeci Mahmut'un kişiliğini oluşturan öğeler. Sıradan bir Urfalı gibi hayata gözlerini açıyor. Pek çok yerde çıraklık yapıyor, dayısının yanında tenekeciliğe başlayınca artık hep onunla anılacağı ismine kavuşuyor. Dayısıyla sadece tenekeciliğe değil, sık sık gittiği sıra gecelerinde dinlediği müziğe merak salıyor. Sesi güzel olduğu için zaman zaman da hoyrat okuyor. 15 yaşındayken, Urfa'nın en ünlü müzisyeni Mukim Tahir'le tanışıyor ve onun öğrencisi oluyor. Sonra Hacı Nuri Hafız'la, Dambıracı Derviş'le tanışıyor. Kısa zaman içinde, toy bir delikanlı olmasına rağmen Urfa meclislerinin aranan siması olmayı başarıyor.

Türkü öncelikli değil

Urfa sıra gecesinde program taksim ve rast gezinti ile başlıyor. Rast şarkılar derken o grubun öncüsü, gazelhanı rast gazel okur bütün mertebeleriyle birlikte. Ondan sonra başka bir makama geçilir. Bu arada türkü repertuarı zengin olan gruplar türküler de okur. Sıra gecelerinde zannedildiğinin aksine genellikle klasik Türk mûsıkîsi ve tasavvuf müziği eserleri icra ediliyor. Son yıllarda türkü okuma bu geleneksel fasıl seyri içerisinde biraz daha artmış olsa dahi şu anda genç nesiller bile fasla şarkılarla başlamaya devam ediyor. Hicaz, rast şarkılar... Hoyratlar, uzun havalar...Klasik mûsıkînin izleri Urfa gecelerinde daha bir baskın çıkıyor. Bir farkla; Urfa'nın kendine özgü gazel örnekleri var, zaten Tenekeci Mahmut'u farklı kılan özgün bir gazel icracısı olması. İstanbul'da Sadettin Kaynak'tan ve başkalarından dinlediğimiz gazel formundan çok farklı. Bu tarz Kazancı Bedih'le devam ediyor bugün. Sonuç itibariyle Urfa kültürünün temel direği sıra geceleri, klasik müzik ve tasavvuf müziği ile terbiye olmuş büyük ustaların rehberliğinde geleneksel çizgisinde yol alıyor. Zaten Tenekeci Mahmut da ilk, mevlithan olarak duyuruyor ismini.

Sıra gecelerinin geleneksel formunun televizyonlarda gösterildiğinden çok farklı olduğunu ve bu durumdan rahatsız olduklarını söylüyor bu gecelerin müdavimleri. Popülerleşirken dönüşme riski olsa da, büyükşehirlere göç eden Urfalılar asli özelliklerini koruyarak devam ettiriyorlar bu geleneği.

600 türküye kaynaklık etti

Tenekeci Mahmut gibi ustalar, kışın o uzun sıra gecelerinde dost meclislerinde meşk ederler ama söz bu sanatı paraya tahvil etmeye geldiğinde olabildiğince uzak dururlar bu düşünceye. Tenekeci Mahmut, kayıt yapalım, telif haklarını alalım gibi teklifleri kulak ardı etmiş hep. 600'e yakın kaynaklık ettiği türkünün telif haklarını almayı düşünmemiş. Bunu bir hizmet olarak telakki etmiş. Tabii bütün dünyada gerçek sanatçıların başına geldiği gibi sıkıntılı bir hayatın üstesinden gelmek de kolay olmamış onun için.

Tenekeci Mahmut'u gazelhan geleneğininin son önemli temsilcisi yapan özellik, onun ilerleyen yaşında kendi kendine dil öğrenmesi, unutulmaya yüz tutan eserleri derleyip toparlaması, yanlış yorum ve lafızları temizlemesi ve tenekeci dükkanında sık sık yanına uğrayan talebelerine sabırla bildiklerini öğretmesi. Sadece çıraklar mı? Ankara'dan gelen devlet yetkilileri, Japonya'dan gelen müzik araştırmacıları bir şekilde onun tenekeci ocağını bulur, ondan bir şeyler öğrenmenin yolunu ararlar. Kazancı Bedih, yıllar sonra şu sözleri söyleyecektir bir televizyon programında: "Tenekeci Mahmut'la iki yıl gezdim, çok şey öğrendim, keşke on yıl gezseymişim..."

Tenekeci Mahmut, bir kez işittiği gazeli ezberleyebilecek hafızaya, şaşmaz bir ritm duygusuna, müthiş bir sese ve yoruma sahip. Muharrem Ertaş, Hacı Bozan, Çekiç Ali, Mazhar Sakman, Zaralı Halil gibi Anadolu'nun önemli gizli starlarından. Urfa'da yüzyılllar boyu süren sıra geleneğinin sıradışı bir temsilcisi aslında. Kadiri bilinmemiş demek yanlış olur; bölge halkı tarafından sevilip sayılmış, kayıtları Kalan'ın arşiv serisinden çıkmış. Geç de olsa ismi sık sık anılıyor artık.
[/color]

Muhsin Öztürk / Aksiyon 16 Şubat 2002 / Sayı: 376

_________________
Ölümü Dünya'ya Hakikat Gördüm


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: