Sistem saati: Cum Tem 04, 2008 8:36 pm

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Huzûrî
İletiTarih: Per Eyl 27, 2007 4:34 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pzr Tem 02, 2006 11:48 am
İleti: 1526
Konum: artvin
Bilmem gül nerede sümbül nerede
Yok yere ah çeker bülbül nerede
Eyvah ben nerede gönül nerede
Sevimli bayramlar matemdir bana


Yusufeli’li şairlerin en ünlüsü olan Huzûrî’nin asıl adı Ali Coşkun olup, 21 Nisan 1886 tarihinde Zor (Esenyaka) köyünün Cami mahallesinde doğdu. Babası Kavasoğullarından şair Mustafa Keşfî, annesi de yine Zor köyünden Sırmaoğullarından Esme’dir.

Huzûrî henüz yedi yaşında iken, köydeki medreseye devam ederek orada Barhal’lı müftü İbrahim Vehbi Efendi’den Kur’an okudu. Bir sene sonra da yine kendi köyünde Barhal’lı müderris Hacı İbrahim Efendi’den ders görmeye başlayarak 12 yıl okuyup mantığa kadar yükseldi. Fakat şiire olan hevesi medrese ile birlikte başladığından, icazet almadan medreseyi terk etti. Bununla beraber, noksan kalan tahsilini sonraları kendi şahsî çalışması ile tamamlayıp, bilgi ve görgüsünü icazet alanlara göre çok ilerletti.

Babası Keşfî, şair olduğundan oğluna yedi yaşından itibaren şiir öğretip, karşı-beri müşâare yollu parçalar ezberletti. Fakat Huzûrî bu yaşlarda iken yalnız başkalarının şiirlerini ezberlemekle kalmıyor, kendisi de şiir söylemeye başlıyor. Şiir söylemekte zorluk çekmek şöyle dursun, aksine başarılı eserler meydana getirdi.

Ali Coşkun’un mahlası önce İhrakî iken, babası bunu Huzûrî’ye çevirdi ve bu mahlas, her şairde olduğu gibi asıl adını unutturdu. 15 yaşında iken saz çalmayı köylüsü Âşık İznî’den, saz çalmanın inceliklerini ise Mataracızade Abdulaziz Ağa’dan öğrendi. Abdülaziz Ağa’dan çok şeyler öğrenen Huzûrî, bağlama çalmada doğu illerinde eşi bulunmaz bir sanatkâr ününü kazandı.

Yirmi yaşına kadar medreseye devam eden Huzûrî, tatillerde ancak Erzurum ile çevresinde dolaştı. Medreseden ayrıldıktan sonra ilk uzun seyahatine çıkarak önce Artvin’e sonra bugün sınırlarımız dışında olan Batum, Potu, Norosya, Sohum, Kağrı, Tuapse, Katinder, Istavropol, Akmescit, Kefe, Kerç, Sivastopol gibi şehir ve kasabaları dolaşarak, Karadeniz’in doğu ve kuzeyindeki Türklerle meskûn bütün yerleri gezdi. Şair, bu bölgelerde yaşayanlara karşı duyduğu ilgi nedeniyle olacak ki birkaç yıl ara ile aynı yerlere birkaç defa daha gitti. Yirmi yaşında iken, yurduna çok uzak olan yerleri gezdiği halde yanı başındaki bölgeleri henüz bilmiyordu. Bu nedenle, ilk uzun seyahatinden sonra, yirmi beş yaşlarında iken Acara, Ahıska, Ahılkelek, Kars ve Ardahan taraflarını dolaşarak ve buraları yakından tanıdı.

I. Dünya Savaşına kadar sazıyla dolaşıp duran Huzûrî, savaş başlayınca askere alınarak, piyade sınıfına ayrıldı. Önceleri başçavuşluk, bir müddet de iaşe subaylığı yaptı. Bir ara Deli Halit Paşa’nın Çoruh Müfrezesi’ne ayrılarak, Melo, Hınıs ve Bayburt cephelerinde bulundu; Erzurum Ermeni kuvvetlerinden temizlenince, 1918’de mensup olduğu birlikle Narman’a geldi ve burada terhis edildi.

Huzûrî askerde iken, annesi öldü. Evde işleri görecek kimse olmadığı ve evlenecek çağı da geldiği için, komşusu Kabaoğulları’ndan Ali Ağa’nın kızı Fatma ile evlendi. Evlendiği zaman 32 yaşında idi. Üç yıl hep köyünde kalarak yalnız Yusufeli çevresinde dolaşan Huzûrî, Artvin’in kurtuluşu üzerine yeniden kurulan Şavşat ilçesinin nüfus memurluğuna tayin edildi. Altı yıl çalıştıktan sonra 1927’de istifa etti. Bir yıl sonra Yusufeli’nin tapu memurluğuna gönderildi. Bu görevde de ancak iki yıl dört ay çalışıp, 1930’da bu görevinden de istifa etti. Huzûrî, o tarihten sonra serbest olarak gezip dolaşmaya, kışın ve ramazanlarda köylerde imamlık yapıp, yazları ise sazı ile yurdun muhtelif yerlerine seyahatler yapmaya başladı.([1])

1934 yılında Ağrı, Erzurum, Samsun, Amasya ve Çorum illerini gezdi. Dönüşünde Artvin’e, oradan Ardanuç’a geçerek Âşık Efkârî’ye misafir oldu, onunla karşılıklı deyişmelerde bulundu.

1936 yılında Kars’a giderek M. Fahrettin Kırzıoğlu’nun himaye ve desteğiyle Halkevinde Müdamî ile karşılaşmalarda bulundu. 1941 yılında tekrar Kars’a gitti.

1942 yılında öğretmen M. Adil Özder’in daveti üzerine yine Şavşat’a giderek, oradan Efkârî ile birlikte Artvin Halkevine gidip, şair Behçet Kemal Çağlar’ın da hazır bulunduğu toplantıda Efkârî ile karşılaşmalarda bulundu. B. Kemal Çağlar, Ülkü dergisinin Ekim 1942 tarihli 24. sayısında “Halk Denen Hazineye Doğru” başlıklı yazısında Huzûrî’den bahsetti.

1943 yılı başlarında önce Tarsus’a, oradan Kayseri’ye, oradan da Ankara, Eskişehir, İzmir ve Bursa’ya gitmiş, İnegöl ve çevresini gezerek, 14 Mart 1943’de İstanbul’a geçti.

İstanbul’da şair Tahir Mevlevi Ongun, M. Halit Bayrı ve Prof. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ile tanıştı. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Yurdunda Huzûrî’ye depo memurluğu görevini verdi ve Huzûrî bu nedenle bir süre İstanbul’da kaldı ve burada iken Eminönü Halkevinde halka konserler verdi. Ayrıca 1943 yılında Kırzıoğlu, “Huzûrî’den Birkaç Parça” adını verdiği 8 sayfalık bir kitapçık yayınladı.

22 Nisan 1943’de İstanbul’dan ayrılan Huzûrî, oradan Zonguldak ve Kilimli’ye geçerek, bir süre burada kaldıktan sonra köyüne dönüp birkaç yıl dinlendi.

17 Ekim 1948 tarihinde Göle üzerinden Sarıkamış’a geçen Huzûrî, burada Savcı olan yazar hemşehrisi Mehmet Gökalp’in iki gün misafiri olduktan sonra onunla beraber Horasan’a, oradan da Oltu’ya gitti ve daha sonra da Sıtkı Dursunoğlu’nun daveti üzerine tekrar Erzurum’a giderek Müdamî ve Cevlanî ile üç gün Erzurum Halkevinde karşılaşmalarda bulundu.

1949 kış mevsimini köyünde geçiren şair, daha sonraki iki yıl içinde hastalandı. Artvin Devlet Hastanesine kaldırılan Huzûrî, orada 23 Eylül 1951 Pazar günü akciğer vereminden vefat etti. Ölümünden hemen sonra Huzurî’nin cenazesi dört kişilik cemaatle hastanenin yanındaki Kolorta mezarlığına defnedildi. Bu durum, Huzurî hakkında birçok makale kaleme alıp, çeşitli yerlerde yayınlayarak onu edebiyat dünyasına tanıtan yakın dostu M. Adil Özder’i çok derinden yaralamıştı. Özder (Azmî), Huzurî’nin ölümünün ertesi günü yazdığı bir şiiriyle onun ardından şöyle sesleniyordu:


HUZURî’NİN ARDINDAN [2]

Bülbül uçtu gülistan boş
Aşk bezminde noksan vardır
Huzurî’miz göçtü eyvah
Cümlede ah aman vardır

Kendi Kolorta sırtında
Çocukları öz yurdunda
Zor köyünün her ferdinde
Dayanılmaz figan vardır

Bilmişti, gün kaldı pek az
Mâna ile kıldı namaz
Son deminde sena, niyaz
Nasip eden Rahman vardır

Zor köyünde yollar ince
Boylamıştın nice nice
Seni sorar gündüz gece
Genç, ihtiyar insan vardır

Köyünde bağ, bahçe, bostan
Yas tutmakta her bir insan
Yaşlar döküp hep ağlayan
Matem içre her yan vardır

Cemaatin dört kişiden
Bu hale şaştı işiden
Bir sen oldun böyle giden
Bil ki nankör zaman vardır

Nerde yazın, kimde kalem
Sazın susmuş çeker elem
Gözlerimden eksilmez nem
Dostun Azmî giryan vardır.


Huzûrî, hem aruz hem hece ölçüsüyle şiirler yazdı. Aydın bir saz şairi olan Huzûrî, halk edebiyatının aşk, doğa, din, gurbet gibi klasik konularının yanısıra para, iyilik, çalışma, öğüt verme gibi konuları da ustalıkla işledi. Bilhassa toplumsal yergileri ile ün kazandı. Huzûrî’nin “Ters Öğüt Destanı”, “Bugün Git Yarın Destanı”, “Para Destanı” gibi destanları çok takdir gördü, birçok antolojiye alındı ve Türk halk edebiyatının en ünlü destanları arasına girdi. Ters Öğüt Destanı bu türde bir başyapıt özelliği kazandı.

Hece vezniyle yazılmış eserleri 185 koşma, güzelleme ve semai, 25 destan ve 10 türlü deyişten ibarettir. Aruzlu eserleri 313 gazel, 6 müstezat, 5 terkib-i bend, 5 kaside, 4 methiye, 28 müsammat, 9 ebcedli tarih, 12 hicviye , 4 divan ayrıca 10 tane türlü şiirden ibarettir. Ayrıca saz eşliğinde yaptığı karşılaşma deyişleri 175 kıtayı bulmuştur. Heceli ve aruzlu şiirlerinden başka onun bir de “Lütfi Bey Hikâyesi” vardır. Halk hikâyeciliği, kendi meydana getirdiği hikâyeyi saz eşliğinde halka anlatma geleneğini de sürdüren Huzurî’nin Lütfü Bey Hikâyesini, oğlu Galip Fikri Coşkun Bey, bir sandıktan çıkararak Mehmet Gökalp’e yazdırdı. Gökalp de bu hikâyeyi 1979-1980 yıllarında üç bölüm halinde Türk Folkloru dergisinde yayınladı.

Çok şakacı ve nüktedan bir kişiliğe sahip olan bu büyük saz ve söz üstadının hayatı maceralarla doludur.
Kendi el yazısı ile eserleri, oğlu emekli öğretmen Galip Fikri Coşkun’da bulunmaktadır.
Türkiye’de 12 üniversitenin Halk Edebiyatı kürsüsünde, üçüncü sınıflarda Yusufeli’li Huzûrî’ye ders programlarında yer verildi.

Son yıllarda öğretmen Mehmet Yağcı’nın gayretleri ile her yıl bu büyük şairimizin ölüm yıldönümlerinde Huzûrî’yi Anma Programları düzenlenmekte ve Huzûrî genç nesillere anlatılmakta, tanıtılmaktadır...

_________________
Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 İleti başlığı: Re: Huzûrî
İletiTarih: Per Eyl 27, 2007 4:45 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Ekm 03, 2006 2:30 pm
İleti: 677
Konum: Ordu
"Bülbül uçtu gülistan boş
Aşk bezminde noksan vardır "

Ne güzel ağıt
...

_________________
Pervane Gibi Yanmağı İster Deli Gönlüm
Her Şem-i Seher Ah İle Efgandan Usandım

Kuddusi


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: