Sistem saati: Cmt Tem 05, 2008 2:16 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: KUL AHMET
İletiTarih: Pzr Åžub 25, 2007 12:56 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 22, 2006 10:32 am
İleti: 1260
Konum: İzmir
Resim

***********************************

Seher yeli nazlı yare
Bildir beni bildir beni
Düşmüşüm elden ayaktan
Kaldır beni kaldır beni ...


***********************************

Aşık Kul Ahmet 1932 yılında Maraş'ın Pazarcık ilçesine bağlı Bozlar Köyünde doğdu. Adı Ahmet'tir soyadı Kartalkanat'tır. Kul Ahmet mahlasıdır. Babası sonra dan Pazarcığın Kantarma Köyüne yerleşen Mehmet Bey'dir. Dedesi yine Pazarcığın aşiret reisi Bilal Ağa'dır. Dedesinin ninesi meşhur Halk Edebiyatımızın destan Kahramanlarından Köroğlu'nun eşi Benli Döne Torunlarındandır. Annesi Satiha Hatun, o civarın eşrafından Mustafa beyin kızıdır.

Kul Ahmet bir yaşında babasını kaybetti Hatice ve Fidan Sultan isminde iki kızı kardeşiyle öksüz kaldı. Annesi daha genç olduğu için Memiş isminde birisiyle evlendi.

Kul Ahmet babalığından çok acı çekerek büyüdü. Bütün köylülerimiz gibi Kul Ahmed'inde yaşantısı çile ile doludur. İlk okulu bitirdi. Geniş bir halk kültürüne sahiptir.

Küçük yaşta gurbete çıktı. Köyler dağlar şehirler dolaştı, 15 yaşında sazla deyişler söylemeye başladı. Rastladığı aşıkların peşine düştü. Cezbeye tutuldu. Garip hallere büründü... Aşk uğruna her şeyi terk etti. Dünyayı zevk ile sefayı unuttu. Melamet gömleği geyindi. Kalender dervişler gibi köy odalarında hanlarda inlerde yazı yabanda çile doldurdu... Nice nice yıllar dert ile dermansız aşk ile arkadaşlık yaptı...

Sonunda Ankara'da halden anlar ehlidiller, can dostlar buldu. Dost muhabbetlerine dost meclislerine katıldı, söyledi çaldı, okudu kendini kabul ettirdi. Beğendirdi, alkışlandı ve böylece garip Kul Ahmed'imiz Ankaraya bağlandı kaldı. Televizyon ve Radyolarda söyledi. Eserleri sanatkarlar tarafından aranjman edildi. Ve ödül kazandı. Devlet dairelerinde beş sene kadar memurluk yaptı. 15 Haziran 1963 de annesi Satiha Hatun vefat etti. Salmanı Pak Hazretlerinin dergahına defnedildi.

Kul Ahmet gurbette evlenmeye karar verdi. Ve Ali Tatlıbel Beyin kızı Fatma ile evlendi. Evlilik hayatı sekiz sene sürdü. Mehmet ve Kenan isminde iki oğlu oldu. Çok sevdiği eşi Fatma hanım bir kalp hastalığına tutuldu. 14 Haziran 1971 tarihinde Ankara Yüksek İhtisas Hastanesinde ameliyat masasında öldü, iki çocuğu öksüz kaldı. Çocuklarını Ankara Atatürk Çocuk yuvasına verdi.
Neyleyim Dünyanın saltanatını
Gönlümü eyleyen yar olmayınca


diyerek tekrar gezmeye karar verdi. Sazını aldı Evliya Çelebi gibi diyar diyar gezmeye başladı.

Büyük üstat Aşık Veysel ile arkadaşlık yaptı. Karşılıklı eserler söyledi. Anadolu ve Avrupa şehirlerini bir bir gezdi. Nereye gittiyse büyük takdir topladı. Anadolu turnesinde iken ailesinin kıymetli eşyalarını hırsızlar çaldı.

Kul Ahmet ekseriyeti tabiat ve güzelliklere aşıktır. Kendine has bir gerçek yönü ahlaki, ve insancıl duyguları vardır. O mütevazi uysal, temiz yürekli, buğday benizli uzun boylu yüzü gülen bir ozandır. Ankara'da ikamet etti.

Şiirlerinde yer yer Karacaoğlan'ı, Kerem'i, Pir Sultan Abdal'ı, Şah Hatayi'yi Fuzuli'yi, ve Aşık Veysel'i, görebiliriz.

Aşık Kul Ahmet 16 Temmuz 1996 tarihinde hayata veda etti. 17 Temmuz 1996 günü Ankara Hacıbayram Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, Karşıyaka'da toprağa verildi...


**********************************************************************************************

Seher Yeli

Seher yeli nazlı yare
Bildir beni bildir beni
Düşmüşüm elden ayaktan
Kaldır beni kaldır beni


Söyle güzeller şahına
Yüz süreydim dergahına
Zehir olan kadehine
Doldur beni doldur beni


Kul Ahmed'im gönül versem
Bağrında gülünü dersem
Senden gayrı yar seversem
Öldür beni öldür beni


***********************

Aşık Kul Ahmet

Sevdiğim'le malımızı bölüştük.
Halı ona düştü, çul bana düştü,
Şu senin, bu benim derken anlaştık
Kervan ona düştü, yol bana düştü

Tenim çıplak oldu, güneşte yandı,
Kendisi de al yeşile boyandı
Sıra geldi büyük mala dayandı
Dağlar ona düştü, çöl bana düştü.

Beni üryan etti, saldı çöllere,
Kendisi benzedi gonca güllere
Karayı bitirdik, döndük sulara,
Derya ona düştü, sel bana düştü.

Kul Ahmed'im güzel didara baktık
Ay ile Güneşi ona bıraktık,
Gayri yer yeryüzünden göklere çıktık,
ALLAH ona düştü, KUL bana düştü,


****************************

SON ROPÖRTAJI:

1932-1997 yılları arasında yaşayan ve 65 yaşında göçen Aşık Kul Ahmet'le yapılan bu en son röportaj, ölümünden 15 gün önce gerçekleştirilmiştir.

H. İVGİN - Değerli Aşığımız, Sayın Kul Ahmet, biraz hayatınızdan söz eder misiniz?
KUL AHMET - Hay hay memnuniyetle! Ancak müsaade ederseniz ben hayatımı size bir şiirimle anlatayım


________________________________________________________________________

BEN BUYUM
Ademin sulbünden ben bir insanım
Sorarsanız aslımı işte ben buyum
İnsanlığa bağlı yolum erkanım
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Türk'ün nüfusunda adım Ahmet'tir
Soyadım sorarsan Kartalkanat'tır
Anam Satiye'dir, babam Mehmet'tir
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Babam bir ev yapmış kerpiç yığımlı
O da kalmış fakirliğe bağımlı
Bin dokuz yüz otuz iki doğumlu
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Bir doksan yedidir kametim boyum
Hallac-ı Mansur'a benziyor huyum
Pazarcık'a bağlı Kantarına köyüm
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Bizi yetiÅŸtirdi irfanla bilim
Her dem Hak dilini söylüyor dilim
Maraş vilayetim Pazarcık elim
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Yoktur benim gibi dünyada yanan
Benim bu sözüme gel doğru inan
İki oğlum vardır Mehmet'le Kenan
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Kerem oldum bir Aslı'ya yakıldım
Ferhat oldum dağlar ile söküldüm
Varıp Pir Sultan'la dara çekildim
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Bazı gök gibiyim bazı da yerim
Bazı bir talibim bazı da pirim
Saz elinde gezen dertli bir erim
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Ta Adem'den beri coşan boylarız
Nice kılıç nice kalkan yaylarız
Hasan Hüseyin'den gelen soylarız
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Derdimi bileni sırdaş bilirim
Sadık gerçekleri yoldaş bilirim
Bütün her milleti kardeş bilirim
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Yağcı olup kötüleri övemem
Ben sırrımı adülara diyemem
Gericiyi yobazları sevemem
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Hünkar Hacı Bektaş özündeyim ben
Arif olanların sözündeyim ben
Kemal Atatürk'ün izindeyim ben
Sorarsan aslımı işte ben buyum

Kul Ahmet'im böyle İVGİN levendim
Daha ileriyi sorma efendim
Aydın insanlara bağlıdır bendim
Sorarsan aslımı işte ben buyum

________________________________________________________________________


H. İVGİN - Sayın Kul Ahmet, siz gönlünüze göre nasıl bir dünya istiyorsunuz? Dünya milletleri nasıl olmalıdır?
KUL AHMET - Sayın Hayrettin Bey, ben önce dünya milletlerinin birlik ve barış içinde yaşamalarını isterim. Başka insanların dinine, diline, mezhebine, ırkına, rengine, inanç ve düşüncelerine, örf ve adetlerine saygı duyarım. Gene müsaade buyurursanız, ben nasıl bir dünya istiyorum, bir şiir ile söyleyeyim.

________________________________________________________________________

İSTİYORUM

Şu benim gönlüme göre
Ben bir dünya istiyorum
Karışmayan bela şere
Ben bir dünya istiyorum

Terörü yok sağsız solsuz
Kalmasın fariki yolsuz??
Jandarmasız karakolsuz
Ben bir dünya istiyorum

İnsanı dertle solmayan
Çalışıp geri kalmayan
Ayrı hududu olmayan
Ben bir dünya istiyorum

Bütün insanı hür olan
Birbirlerine yar olan
Gavur İslamı bir olan
Ben bir dünya istiyorum

Kul Ahmet'im hoş riyasız
Yaşayalım hep silahsız
Savaş olmayan davasız
Ben bir dünya istiyorum.

________________________________________________________________________


H. İVGİN - Kul Ahmet, başınızdan kim bilir ne ilginç olaylar geçmiştir. Ben duydum ki, Rahmetli Aşık Davut Sulari ile İstanbul'da bir karşılaşmanız olmuş. Bu nasıl bir hatıradır anlatır mısınız?
KUL AHMET - Efendim! Sanıyorum 1965 yılıydı. İstanbul'da Beşiktaş Açık Hava Sineması'nda bir aşıklar yarışması ve konseri olmuştu. Ben o zamanlar saz elimde diyar diyar, Mecnun gibi gezen bir aşıktım. O zamanlar Şemsi Yastıman'ın evinde kalıyordum. Şemsi Yastıman'la birlikte aşıklar şölenine gittik. Türkiye'den pek çok aşık gelmişti. Hatta rahmetli Aşık Veysel de oradaydı. Aşık Davut Sulari de gelmişti. Efendim, ben bir yıl Davut Sulari ile beraber Anadolu'ya geçmiştim. O zamanlar Davut Sulari, Ankara'da kivrasının karısını kaçırmıştı. Bu olay sebebi ile aramız açılmıştı. Onun bu tür nahoş olaylarına kızıyordum. Tabi ben Davut Sulari'nin yaşına göre çocuk sayılırdım. Fakat, Davut Sulari'yi halk çok tutuyordu. O yıllar plak dönemiydi. Odeon Plakçılık aşıklara plak yapıyordu. Davut Sulari birkaç plak doldurmuştu. Ve piyasada çok satılıyordu. O yıllar Davut Sulari büyük bir ozan sayılırdı, çünkü hayli meşhur olmuştu. Fakat rahmetlinin yalanı dolanı fazla idi. Neyse o gece konser ve yarışma başladı. Konserde jüri bile vardı. Sıra Davut Sulari'ye gelmişti. Sahnede, halka; ''Sayın seyirciler, yeni bir aşık çıkmış. Adı Kul Ahmet. Onu benimle atışmak üzere sahneye çağırıyorum'' diye konuştu. Tabi o yıllar beni halk tanımıyordu. Davut Sulari'nin niyeti halkın huzurunda beni hacil duruma düşürmek. Ben önce çıkmak istemedim. Bir taraftan halk alkışlarla beni davet ediyor, bir taraftan da Davut Sulari ''Eğer gerçek aşık ise kaçmasın gelsin. Aşıklığını izhar ve beyan etsin'' diyerek seyircileri tahrik ediyordu. Seyirci de tempo tutarak beni sahneye çıkmaya mecbur etti. Sazımı aldım sahneye çıktım.

Davut Sulari'nin elini öptüm, karşılıklı oturduk. ''Buyur üstadım, sen istedin ben sahneye çıktım. Ne sorarsan, ne tekellüm edeceksen buyur, meydan sizin'' dedim. Davut Sulari, seyircilere ''Bakın ben nasıl Kul Ahmet'i tepe taklak edeceğim'' dedi. Herkes onu alkışlıyordu. Biz atışmaya başladık. Tabi o soruyordu. Ben cevap veriyordum. Fakat o soruyordu ama sorduğu soruları da açıklıyor. Kendine göre cevap veriyordu. Güya benim cevaplarımın hepsinin yanlış olduğunu da açıklıyordu. Mesela; gökyüzünde kırk milyar yıldız olduğunu, denizlerde kırk bin trilyon balık yaşadığını söyleyerek, palavralar ve yalanlar atıyordu. Tabi seyirciler de onu bol bol alkışlıyor ve ona inanıyorlardı.


________________________________________________________________________

TEKELLÜM

Davut Sulari
Sana bir sorum var dinle Kul Ahmet
Gökte kaç yıldız var bilir misin sen?
Bütün deryaları yüzüp geldin mi?
Kaç tane balık var bilir misin sen?

Kul Ahmet
Ben yıldız saymadım balık saymadım
Bu kadar inceyi elemem Davut
Gökte kaç yıldız var bir Allah bilir
Bu sırr-ı hikmeti bilemem Davut

Davut Sulari
Dertlerini Hak derdine kattın mı?
Yunus gibi deryalara battın mı?
Kürre-i arz kaç kilodur tarttın mı?
Dünya kaç kilodur bilir misin sen?

Kul Ahmet
Dertlerimi dost derdine katarım
Yalan söyleyene her dem çatarım
Bir terazi oldum inscin tartarım
Ben bu ağır yükü alamam Davut

Davut Sulari
Davut Sulari der Kul Ahmet ersin
Bazı talip oldun bazı da pirsin
Ben de şu dünyada ustayım dersin
Kaç tane kapı var bilir misin sen?

Kul Ahmet
Kul Ahmet'im bizden Hak'kın yapısı
Tanrının elinde dünya tapusu
Bir kapı bilirim dostun kapısı
Varıp her kapıyı çalamam Davut

________________________________________________________________________

Fakat sahnenin önündeki jüri heyeti Davut Sulari'yi alkışlamıyordu. Çünkü onun söylediklerinin hiçbirinin doğru olmadığını bilimsel olmadığını biliyorlardı. Davut Sulari'nin uyduruk rakamları, palavraları canıma tak dedi. Mikrofonu aldım elime: ''Sayın seyirciler, siz hep Davut Sulari'yi alkışladınız. Davut Sulari'nin sorularına doğru cevap veremediğimi sandınız. O kendine göre balık sayısını, yıldız sayısını söyledi. Siz onda keramet olduğunu kabul ediyorsunuz. Ben Davut Sulari'ye ufak, açık ve kısa bir soru soracağım. Eğer bilirse, onun ayaklarının altını huzurunuzda öpeceğim.'' dedim. Ve sazı elime alarak şu soruyu sordum:

Bilirim olmuşsun yalancı hoca
Biraz doÄŸru yola gelir misin sen?
Bu sahnenin bu ucundan o uca
Kaç santimetredir bilir misin sen?

Ben bu soruyu sorunca, seyirciler bu kez beni alkışlamaya başladılar. Davut Sulari'ye inananlar ceplerinden çelik metreyi çıkararak sahneyi ölçmeye yeltendiler. Bir taraftan ''Hadi Sulari'', söyle kaç metre ve santimetredir'' diyerek onun cevap vermesini istediler. Davut Sulari bana döndü: ''Vah kafir beni nereden yakaladın'' diyerek hıncını belirtti. Davut Sulari tabii ki bir rakam söyledi, ama o söylediği sahne ölçüldüğünde doğru çıkmadı. Bu kez herkes Davut Sulari'yi yuhlamaya başladı. Ve beni alkışladılar. Bizi seyreden aşıklar gülüşüyorlardı. Hatta, hiç unutmam, Aşık Veysel de kıs kıs gülüyordu.

H. İVGIN - Senin hayatında bir de ev eşyalarının çalınması olayı olmuş. Bunu anlatır mısın?
KUL AHMET - 1971 yılında eşim vefat etti. Ben de Hacıbayram civarında bir evde oturuyordum. İki çocuğum ile yalnız kaldım. Onların rahatını temin ettikten sonra, ben de turnelere çıkmaya başladım. Çünkü eşimle hayat geçirdim o ev artık bana zindan olmuştu. Doğrusu o evde oturmak istemiyordum. Sazcı Dursun namıyla saz yapan bir Dursun Doğanay vardı. Bir gün bana geldi. ''Kul Ahmet, madem ki Anadolu'ya turneye gidiyorsun. Buradaki eşyalarını bizim evin bir odasına koyalım. Bizim ev 4 oda. Dönüşünde alırsın. Eşyalarını kilitle ve git. Benim evde hiçbir şey olmaz'' dedi. Ben de zaten Maraş'a gitmek istiyordum. ''Tamam'', diyerek eşyaları topladım ve Dursun Doğanay'ın evinin bir odasına koyduk. Anahtarını da kendilerine emanet ettim. Maraş'a gittim. İki ay kaldım. Ankara'ya geri döndüm. Baktım benim eşyalar yok. Dursun Doğanay'a sordum. ''Vallahi bilmiyorum. Demek ki çalınmış'' dedi. ''Nasıl olur kardeşim, senin evinin içinde, yatak odasının karşısındaki odada ve anahtar sende. Nasıl çalınır?'' dedim. Koştum karakolu ve ''Eşyalarımı hırsızlar çalmış'' diyerek şikayette bulundum. Şikayetimi bir şiirle dile getirdim. Karakolun komiserine verdim.

________________________________________________________________________

HIRSIZLAR

Komser beyim sana ÅŸikayetim var
Evimi tamamen çaldı hırsızlar
Gönlümde bir acı müşkülatım var
Gafil olduğumu bildi hırsızlar.

Eşyasız koydular evlatlanmı
Ortaya yırttılar senetlerimi
Bir garip kuş gibi kanatlanmı
Tüylerimi bir bir yoldu hırsızlar

Demişler hırsızlık güzel kar deyi
BaÅŸka iÅŸ eylesek elbet zor deyi
Belki köşelerde bir şey var deyi
Süpürdü evimi sildi hırsızlar

Beni görselerdi ben de giderdim
Zahmet çekmezlerdi yardım ederdim
Yarısını seve seve verirdim
Ama hepisini aldı hırsızlar

Kul Ahmet'im muradına erdiler
Polisi komseri çokça yordular
Malımı yiyerek sefa sürdüler
Perişan halime güldü hırsızlar

________________________________________________________________________

Ben şiirli dilekçemi verdikten sonra, komser soruşturmaya başladı. Dursun Doğanay'ı ve karısını karakola getirdi. Onların ifadelerini aldı. Önceleri ''Biz bilmiyoruz'' diyerek inkar ettiler. Polisler onları nezarete attı. Herhalde biraz da sopa attılar. Meğerse Dursun Doğanay ve kansı benim eşyaları satmışlar. Tabiiki ikisi de cezaevini boyladı. Sonra onların haline acıdım ve davamdam vazgeçtim. Fakat kamu davası açıldı. Onlar hırsızlıktan ceza aldılar.

H. İVGİN - Sayın Kul Ahmet, senin bir şiir var: ''Bir şah olsam hükmeylesem cihana'' diye başlıyor. Bu şiir yüzünden başın belalara girdi. Kimileri ile mahkemelik oldun. Bu şiirin hikayesini anlatır mısın?
KUL AHMET - Efendim, 1966 yılı idi. Anadolu turnesine çıkmıştık. Saygı duyduğum pek çok aşıkla birlikte. Mesela; Osman Dağlı, Aşık Mahzuni Şerif, Sanatçı Sultan Can, Mahmut Erdal ve daha bir çok sanatçı vardı. Samsun'a konsere gitmiştik. Gündüzleyin parka gittik. Atatürk'ün Samsun'a ayak bastığı yere at üzerinde heykelini dikmişler. O parkta heykelin dibinde otururken, düşüncelere daldım. Atatürk Samsun'a çıktı ve Türkiye'yi zaman içinde kurtardı. Ya ben bir şah olsaydım, dünyaya hükmetseydim neler yapardım, diyerek kalemi elime aldım orada bu şiiri yazdım. Şiir şöyle:

________________________________________________________________________

BİR ŞAH OLSAM

Bir şah olsam hükmeylesem cihana
Başta haksızlığı yıkar giderdim
Okullar yapardım bütün insana
Cehaleti kökten yakar giderdim

Fabrikalar kurar idim her yerde
İkiliği komaz idim bu serde
Ayrı gözle bakamazdım bir ferde
Cihana bir gözle bakar giderdim

Bir insan severdim biri de Allah
Ondan başkasına tapmazdım billah
Ne Kudüs kalırdı ne de beytullah
Oraya bir bostan eker giderdim

İnsanlıktan başka olmazdı Cennet
Bir olursu İsa, Musa, Muhammet
Hiç ayrı olmazdı din ve tarikat
Mezhepler bağını söker giderdim

Bir olurdu zengin fakir her zaman
Bütün hastalara olurdum derman
Ne gavur kalırdı ne de müslüman
Tümünü bir yola çeker giderdim

O günü görseydim gönlüm gülerdi
Bütün dünya halkı bayram ederdi
Ne bir silah ne bir atam kalırdı
Bir derin deryaya döker giderdim

Gece gündüz çalışırdım millete
Bir faydalı kul olurdum devlete
Bir ırmak misali güneşten öte
Başka dünyalara akar giderdim

Uyanırdı bizden mantıkla hisler
Taş atmazdı bize softa iblisler
Tutmazdı bizleri cahil kabuslar
Yobazlara şimşek çakar giderdim

Her zaman yaşardık namusla arla
Çalışırdı insan ticaret karla
Dünyayı ederdim koca bir tarla
Birlik tohumunu eker giderdim

Bir devlet ederdim bu ulu hanı
O zaman sürerdik yolu erkanı
İnsanı ayıran o kör şeytanı
Boynuna bir zincir takar giderdim

Gerçek insanlarla eder idim Cem
Seçerdim orada iyi ile kem
DoÄŸrulardan yana olurdum her dem
İrtica kolunu büker giderdim

Kul Ahmet der varlığımız bitmezdi
İnsanoğlu yanlış yola gitmezdi
Ayrı ayrı devlet icap etmezdi
Dünyaya bir bayrak diker giderdim

________________________________________________________________________

Hatırlıyorum. Akşama kadar 12 dörtlük olarak şiiri yazdım. O akşam ki konseri organize edenler, Doğan Kılıç ve Alican Önder idi. Bu şiiri ilk önce Osman Dağlı'ya okudum. O çok beğendi.

1970 Yılında İstanbul Tepebaşı Gazinosu'nda bir gece bu şiiri çaldım, okudum. Sıkıyönetim vardı o zamanlar. Beni tutukladılar. Bu şiir yüzünden Selimiye Cezaevinde tam bir yıl üç ay yattım. Çoluk çocuk perişan olduk. Bu şiir yüzünden bir çok kereler tutuklandım. Halbuki suç olacak hiçbir şey bu şiirde mevcut değil.

İşin garip tarafı şu ki bu şiir bir çok kereler başka aşıklara maledilerek yayımlandı. Yani başkaları tarafından çalındı. Uzun hikaye, bu yüzden Şinasi Koç ile mahkemelik oldum. 1990 Yılında açtığım davadan 50 milyon liralık tazminat davası kazandım. Haydar Öztoprak ile mahkemelik oldum 1994 yılında 100 milyon liralık tazminat davası kazandım. Bu belalı şiir yüzünden çok manevi sıkıntı çektim. Anlatmak istemiyorum.

H. İVGİN - Teşekkür ederim Sayın Kul Ahmet! Seni bu hasta halinle yordum. Çok güzel bir sohbet oldu.
KUL AHMET- Sayın Hayrettin Bey biraz iyi olayım. Daha çok sohbet edeceğiz. Aslında, ben sana çok teşekkür ederim.


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git:  
 
cron