Sistem saati: Pts Tem 07, 2008 2:25 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: Tülay German
İletiTarih: Çar Arl 13, 2006 12:31 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Per Şub 23, 2006 4:58 pm
İleti: 1039
Konum: İstanbul
Soprano olabilecek, istisnai bir sesi vardı. Dört yaşındayken Klasik Türk Musikisi, ilk gençlik yıllarında ise İngilizce, İspanyolca ÅŸarkılar ve caz söyledi. Ama bir gün yolu geleneksel türkülerimize çıktı. Onları yüzyıllardan ve sınırlardan aşırıp dünyanın pek çok ülkesine ulaÅŸtırdı, İşte Tülay German'ın o sesi ve yorumuyla bir dönem çok sevilen türkülerinden oluÅŸan albümü Kalan Müzik'ten geçtiÄŸimiz günlerde çıktı. German'ın ‘‘DüşmemiÅŸ Bir Uçağın Kara Kutusu’’ adlı ikinci kitabıyla eÅŸzamanlı olarak. Türk Pop MüziÄŸi'nin ilk kayıtları ile birlikte hiç yayımlanmamış kayıtları da içeren bu albüme iliÅŸkin bir yazı yazan Murat Meriç, ‘‘Türk Popüler MüziÄŸi'nin Fragmanı’’ diyordu German dönemi için: GeçmiÅŸe dönüp baktığımızda karşımıza çıkan her türün neredeyse ilk icracısıydı o. Paris'te yaÅŸayan German, en çok müziÄŸe ve ülkesine gönül vermiÅŸti. Bir de hayat arkadaşı Erdem Buri'ye...

1935 yılında 'Vekalet'te müfettiÅŸ bir baba ile evkadını bir annenin tek çocuÄŸu olarak İstanbul'da doÄŸdu. Åžarkı söylemeye dört yaşında baÅŸlamış, komÅŸu kadınları sık sık aÄŸlatmıştı. SöylediÄŸi ilk ÅŸarkı, Yesari Asım Ersoy'un ‘‘Gurbet elde kimsesizim, buna sebep yar oldu’’ydu. Yakışıklı babasına aşıktı; kimse onun gibi masal anlatamazdı. Büyüyünce babasına varacaktı.

Benim babam güzel. Herkesten güzel. Bıyığı filan da yok. Trenin penceresindeki o kocaman bıyıklı adam, babam deÄŸil benim. Bağırıyorum. Gar Gazinosu'nun oraları çın çın ötüyor. ‘‘Bu benim babam deÄŸil’’ diye bağırıyorum, tepiniyorum. Ertesi gün bıyıklarını kesti babam.

İlkokuldayken radyoda Schubert'in Serenat'ını ve Ihlamur AÄŸacı'nı söyledi. Ferdi Statser'den beÅŸ yıl piyano dersi aldı. Ankara'da ilkokulu bitirdiÄŸinde konservatuvara gitmeyi çok istemiÅŸti. Çünkü onu dört yaşındayken söylediÄŸi Klasik Türk MüziÄŸi parçalarını dinleyen hocalar, ‘‘Bir tek usul yanlışı yok’’ demiÅŸlerdi. Dönemin büyük sopranosu Belkıs Aran, anne-babasından gizli bir Alman hocaya götürmüştü onu, ‘‘istisnai bir soprano olabilir’’ demiÅŸti hoca. Ama ailesi konservatuvara yollamadı. İstanbul Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ne gönderildi.

Okulda bir kağıt dağıtıldı. Tek soru var: ‘‘Okul bitince evlenecek misiniz, yoksa üniversiteye mi gideceksiniz? Ne o, ne o. ‘Åžarkıcı olacağım’’ diye yazdım. Müdür Miss Martin çağırdı. Bizleri her ÅŸeyden önce, iyi, bilgili bir ev kadını olmaya hazırlıyorlarmış. EÄŸer ÅŸarkıcı olmak istiyorsam, burayı deÄŸil baÅŸka bir okulu seçmem icap edermiÅŸ. Memleketin ÅŸarkıcıdan daha fazla, bilgili annelere ihtiyacı varmış. Benim kağıdımdaki gibi ciddiyetten uzak bir cevaba rastlamamışlar...

Zaman zaman kalmaya gittikleri Ankara'da, hangi gece kulübüne gitse ısrar kıyamet sahneye çıkarılıyordu. Ve bir gün birinden, Süreyya'dan teklif aldı; gecede 75 lira. Ama babası asla izin vermezdi. Her gece 23.00'te ‘‘Allah rahatlık versin’’ diyerek odasına çekiliyor, sonra giyinip çıkıyor, İngilizce ve İspanyolca ÅŸarkılar söylediÄŸi kulüpte müthiÅŸ sükse yapıyordu. Ta ki babasının yakın bir arkadaşı kulübe müşteri olarak gelene kadar... O gece babasından tam bir Osmanlı tokadı yedi ve o günkü trenle İstanbul'a gönderildi. 25 yaşındaydı. Ama İstanbul'da aldığı teklifle babasını ikna edebildi. 1960-62 arasında caz ÅŸarkıcısı olarak isim yaptı.


Kendi türkünü söyle

Radyoevine gittim. Yaptığım son dört programın parasını almaya. Merdivenlerde Åžerif YüzbaşıoÄŸlu'na rastladım. ‘‘Aman nerdesin? Ne zamandır seni arıyoruz. Erdem Buri Yaz Rüzgarı diye bir program yapıyor, muhakkak seni istiyor’’ dedi Buri'nin eskiden beri hayranıydım. Büyük caz ustalarıyla yaptığı konuÅŸmalardan çok ÅŸey öğrenmiÅŸtim. Sesine, konuÅŸma tarzına, Türkçesine bayılırdım.

1940'lı yıllarda kurduÄŸu grubuyla caz çalan, '50'lerde radyodaki caz programlarıyla tanınan Buri, ona yeni bir ÅŸey önerdi, ‘‘Kendi müziÄŸini kendi dilinde söyle’’. Onun tanıştırdığı Ruhi Su'dan ders aldı ve ilk kez bir türkü repertuarına girdi: Kara Tren. Arkası geldi; programlarında Türkçe ÅŸarkılara ağırlık vermeye baÅŸladı. 1964'te Yugoslavya'da yapılan 1. Balkan Melodileri Festivali'nde eleÅŸtirmenlerin en beÄŸendiÄŸi ÅŸarkıcı seçildi. Ardından plak yaptığı Burçak Tarlası, Türk Popüler MüziÄŸi'nin gerçek anlamda ilk hit ÅŸarkısı olacaktı. Sonra ‘‘Kızılcıklar Oldu mu?’’ Bu, müziÄŸini ve dünya görüşünü saÄŸlam temellere oturttuÄŸu dönemdi. Bir yandan da sansürlüydü.

Bir gece hemen karşımdaki masada armonize edilen türkülerin radyoda çalınmasını yasaklayanlardan birini görmez miyim! Adam utanmadan ‘‘Sizinle iftihar ediyoruz’’ diyerek ayakta alkışlıyor beni. Programım bittikten sonra soyunma odama gelmek istemiÅŸ. Haber yolladım: ‘‘Sansürcüleri kabul etmiyor.’’

1966'da bir çeviri yüzünden hakkında 15 yıl ceza istenen Erdem Buri ile birlikte Paris'e gitti. ‘‘Erdem mi, İstanbul mu’’ diye sıkışmış, sonunda aÅŸkını seçmiÅŸti. Zaten kendisine de sahnede tabanca çekiliyor, sürekli tehdit mektupları alıyordu. Zaman zaman gelmesi dışında, Türkiye'ye hiç dönmedi. Fransızca 10 plak doldurdu. Fransızlar'ın Tülay diye okuması için adı Toulai olarak yazıldı. Önemli konser salonlarında, aralarında Charles Aznavour, Leo Ferre, Moody Blues'un olduÄŸu önemli sanatçılarla konserlere çıktı, Türkçe ÅŸarkıları orada söylemeye devam etti. Fransa, Belçika, Almanya, Polonya, Tunus, Fas, Hollanda ve Brezilya'da radyo ve televizyon programları yaptı; aÅŸk türküleri, kahramanlık türküleri, ağıtlar sınırları aşıp yüzyılları geçti. ABD'de plak doldurdu. Pek çok ödül aldı.

Kırmızı ışık yandı. BaÅŸ teknisyen ‘‘Biz hazırız’’ dedi. 13. yüzyıldayım. Sabahattin EyüboÄŸlu'nun deyiÅŸiyle ‘‘Åžairler ÅŸairi, insanlar insanı, dostlar dostu’’ Yunus'layım 16. yüzyılda, Sivas'tayım. Yavru balaban bakışlı/Yayla çiçeÄŸi kokuÅŸlu/ Kokar Elif deyi deyi. 17. yüzyılda, Çukurova'dayım. AÄŸzım Elif diyor, yüreÄŸim Erdem. 19. yüzyıla vardım. Toroslar'dayım: ‘‘Seni düşünmek güzel ÅŸey, ümitli ÅŸey’’ demiÅŸ Nazım. 20. yüzyıldayım. İstanbuldayım. Yurdumu gezdim, yüzyılları aÅŸtım ve Nazım'ın Abidin'e sorduÄŸu soruyla bitirdim plağımı.


Sessizce çekildi

Son albümü Nazım Hikmet'e Saygı adını taşıyordu. 1987'de Hollanda'da verdiÄŸi bir konserle sahneye veda etti; eskimeden, sessiz sedasız çekilmek istedi. Erdem Buri 1993'te onu bırakıp gittiÄŸinde, kimse iki kez uzun süre komada kalıp bir kez de kalp durmasından sonra nasıl yaÅŸadığını çözememiÅŸti. Tülay German ‘‘Gerçek sevginin gücünü bilselerdi, çözerlerdi’’ diye düşündü. Sonraki bir gün, Sarah Bernardt'ın mezarını arayan bir grup, ÅŸarkı söyleyen bir kadın sesi duydular. Uzun boylu, çok zayıf, avurtları çökmüş, siyahlar içinde bir kadın dimdik, üstü kıpkızıl güllerle kaplı bir tabutun yanında ÅŸarkı söylüyordu: Yavru balaban bakışlı/Yayla çiçeÄŸi kokuÅŸlu/Kokar Erdem deyi deyi...

_________________
Ölümü Dünya'ya Hakikat Gördüm


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Çar Arl 13, 2006 12:42 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cum Tem 21, 2006 10:16 am
İleti: 1747
Konum: İstanbul
Çok teşekkürler kardeşim.

Sevgiler,
KAAN

_________________
O iyi insanlar,o güzel atlara binip gittiler...

YaÅŸar Kemal


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: