Sistem saati: Cmt Tem 05, 2008 3:10 am

Tüm zamanlar UTC





Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: geleneksel müziÄŸin arı duru sesi sabahat akkiraz
İletiTarih: Pts Ekm 16, 2006 7:16 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Ağu 05, 2006 2:46 pm
İleti: 35
Konum: Şehir Seçiniz


Yorum - Sadık Yalsızuçanlar




Geleneksel müziğin arı duru sesi Sabahat Akkiraz

Sahnenin ortasına Maksim’e hatta Tepebaşı’ndaki pavyonlardakine benzer bir platform koyup, geri kalan alana masalar yerleÅŸtirip, üzerini naylon güller ve bayat kuru pastalarla ‘süsleyip’, mini etekli birkaç sarışın kızı sahnenin farklı yerlerine ‘serpiÅŸtirip’, yeni ‘albüm’ü çıkmış, saçları jöleli, beyaz takım elbiseli, ‘terbiyesiz’ gırtlaklı tenorları bağırtarak ‘müzik-eÄŸlence programı’ yaptıklarını sanan çeÅŸitli ‘yapımcı-yönetmen’lerin, Sabahat Akkiraz’ın yurtdışında görkemli bir müzikal baÅŸarısı söz konusu olup da programa davet etmeleri gerektiÄŸinde, asistanlarıyla konuÅŸurken ÅŸu cümleyi kullanmaları gelenek haline gelmiÅŸtir: ‘İyi güzel de sahnesi zayıf.’


Bu cümlenin kurulmasının nedeni, geleneksel müziÄŸimizin berrak, gürül gürül ve otantik sesi Sabahat Akkiraz’ın ‘sahne’de giysisi, sevgilileri, özel yaÅŸamı, bedeni (cinselliÄŸi) ve dansıyla deÄŸil, sadece sesiyle, sesinin imkanlarıyla var olmak istemesidir.

Bu, esasında, müziÄŸin geleneksel doÄŸasındaki ‘edep’le de ilgilidir. Zira orada aslolan ezgidir, ona kaynaklık eden hatıralar ve acılardır. O ezginin müzikal deÄŸeridir. İcracı da bir ‘araç’tır ve söylediÄŸi duvazimamı, ağıtı, güzellemeyi veya gazeli kendi tecrübesinin ürünü olarak benimseyip ‘yorumlamaktadır’. Sabahat Akkiraz bu anlamda son derece ilginç bir örnek olarak müzikal yaÅŸamımızdaki özgün yerini korumaktadır.

Geleneğe bu düşmanlık niye?

Bugün düğünlerde, pavyonlarda, zeytin veya kayısı festivallerinde okunan semahların, Kerbela ağıtlarının, nefeslerin, ilahi ve devriyelerin eÅŸliÄŸinde ‘İbrahim Tatlıses göbeÄŸi’ atanların bu ÅŸiir ve ezgilerle iliÅŸkisi, inisiyatik gelenekle ilgisi köktenci biçimde kopmuÅŸtur. Hacı BektaÅŸ-ı Veli’nin huzurundaki bir zikirde okunan duvazimamın icra biçimiyle, Almanya’nın bir kentindeki bir düğün salonunda söylenen semahın yorum tarzı yerle gök kadar birbirine uzaktır. Geleneksel olanla iliÅŸkisi bu denli yaralanmış bir dünyadan farklı bir ÅŸey beklemek de abestir. Lakin birilerinin çıkıp bunu dile getirmesi, hani ÅŸu ünlü, ‘namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça’ meseline gönderme yapacak olursak, geleneÄŸin uÄŸradığı travma kadar köktenci olmadıkça, bu iÅŸlerin düzelmesini beklemek de beyhude olacaktır.

Sabahat Akkiraz’ın geçenlerde kaset-CD arÅŸivimin kalabalığında gözden yitmiÅŸ bir yerinde yeniden rastladığım ‘YiÄŸit İnsanların Türküleri’ ‘albüm’ündeki Yemen ağıdıyla Noksani’ye ait olan o dillere destan, nefis duvazimam’ını tekrar dinleyince olanlar oldu ve ayranım iyice kabardı. Bir defa ağıdın bizatihi kendisi, ‘insanın tenine deÄŸip geçen deÄŸmeyip delip geçen’ türden… Adam Yayınları’ndan çıkan YaÅŸar Kemal derlemesi ağıtlar arasında da rastladığımı hatırlıyorum buna: ‘Yemen bizim neyimize / ÅŸivan düştü evimize / bak yavrular yetim kaldı / güvenmeyin beyinize’

Tek dizeyle bir milletin ‘Yemen macerası’na bir itiraz ÅŸerhi düştükten sonra yüreÄŸi yanmış olan ana/gelin, ardından olaÄŸanüstü bir yas resmi sunuyor: İçine ölüm çığlığının düştüğü ev, ölünün ardında bıraktığı kaosu, hele ölen genç ise, civan ise, bunun yüreÄŸi birkaç kat daha çok yaktığı ancak bu denli sade, yakıcı ve zarif anlatılabilir. Beye güvenmeyin derken, ölümün insanı duçar ettiÄŸi çaresizlik, beyin kudretinin yenik düşmesiyle, güçsüzlüğüyle ne güzel dile geliyor.

Ve Akkiraz, Arif SaÄŸ ve öğrencilerinin ÅŸelpeli sazlarıyla, mey’iyle, bendiriyle, divan ve baÄŸlamasıyla oluÅŸan ağıt cümbüşünün arasında ağıda nasıl bir çığlıkla giriyor, nasıl topraÄŸa benzeyen bir sesle, ağıdı yakan kadının yüreÄŸindeki o sedanın aynıyla söylüyor. İkinci bentte yürek eziliyor, ciÄŸer deliniyor, gırtlak düğümleniyor ve son dizeyle gözden yaÅŸ süzülüyor: ‘Basma fistan kirlenirse / baÅŸta leçek düğlenirse / ya kimlere baba desin / yetim yavrum dillenirse?’

Sözün gücü yalınlığındadır. Yalınlığın kaynağı, ruhtaki tecrübeden gelir. Biz, modern zamanların kibirli yazarları, deneyimlemediÄŸimiz ÅŸeyleri anlatıp duruyoruz. Ve bunu marifet sandığımız gibi, kendimizi de ‘küçük tanrı’ kompleksinin kirli, kükürtlü dumanında savurup duruyoruz. Öyle ya çok önemli ÅŸeyler söylüyoruz. Bizden önce söylenmedik ÅŸeyler.

Klasik türkülerimizi hatırlamak!

‘Cancağımızım, artık ÅŸeyler söylemek lazım…’ Peki kim söyleyecek bunu? ‘Bizim sarhoÅŸluÄŸumuz üzüm sarhoÅŸluÄŸu deÄŸildir, bizim sarhoÅŸluÄŸumuzun sonu yok.’ diyen Hz. Mevlânâ gibileri mi, ‘biz sarhoÅŸ iken henüz üzüm yaratılmamıştı’ diyen, cezbeleri on gün süren, cezbeden uyandıktan sonra yazan ve ÅŸiirlerini deÄŸme oryantalistler ÅŸerh edemeyen İbn Farıd mı, yoksa ‘bir de rakı ÅŸiÅŸesinde balık olsam’ diyenler mi? Hz. Peygamber’le vahiy meleÄŸine ‘cinsel pencere’den bakan kutsal tarih yaÄŸmacıları mı?

Sabahat Akkiraz, Yemen ağıdının son bendinde bizi kalbimizden vuruyor: ‘Günden yana oldu mola? / yerden yana oldu mola? / yiÄŸidimin ela gözü / karıncalar oydu mola?’ YiÄŸit İnsanların Türküleri dışında, Akkiraz’ın o yüzyıllar öncesinden geliyor izlenimi veren sesinden, Åžafak Söktü, İnsana Muhabbet Duyalı, Bir GerçeÄŸe Bel BaÄŸladım, BoÅŸ Yere Kavgayı, Zahmet Biliriz, Fazilet, Yalan Dünya, Bendeki Yaralar, Dostların Anısına, DaÄŸlar KardeÅŸimi Geri Verin, YiÄŸit İnsanların Türküleri, Türkülerle Gide Gide, YüreÄŸimin Sesi, Deli DerviÅŸ, Lamekan, Kaygusuz gibi nice deyiÅŸler, nefesler, ilahiler, semahlar, ağıtlar, güzelleme ve koçaklamalar dinledik, dinliyoruz.

Bir keresinde Mezzo kanalında belgeseline rastladığım Akkiraz, Kanada’dan Japonya’ya, Paris’ten Londra’ya, dünyanın dört bir yanına, hakiki müzikal etkinliklere gidip gönlünce, müziÄŸinin doÄŸasının gereklerine uygun olarak konserler veriyor. Bu toprakların binyıllar öncesinden bugüne getirdiÄŸi sesleri, yaÅŸamın ve ölümün bize oynadığı oyunlar karşısında ağıtçılarımızın yaktığı türküleri Akkiraz gibi icraya çalışan Birol TopaloÄŸlu, Erkan OÄŸur gibi bir avuç deÄŸer, bizim kendi iletiÅŸim ortamlarımızda, müzik dünyamızda kamet-i kıymetlerine uygun bir ‘sahne’ bulamıyorlar. Onların bir gün çığlıklarını özgürce, o geleneÄŸin içinden, hakiki biçimde seslendirdikleri zeminler oluÅŸunca bilin ki, bu ülkede iÅŸler düzeliyor. YiÄŸit İnsanların Türküleri’ndeki Noksani’ye ait duvazimamın sırlarıyla bitirelim:

‘Kudret kandilinden balkıyıp duran / muhammed ali’nin nurudur billah / zuhur edip küffarın meskenin yıkan / elinde zülfikar ali’dir billah / elinde zülfikar altında düldül / Önünce kamber’in dilleri bülbül / hz.fatıma anam cennetten bir gül / Ona sırrım dedi hak resulullah (…) noksani’yem niyazımız üstad’a / elinde zülfikar hem ehli kanda / binbir donda baÅŸ göstirdi müzteza / mürÅŸidimiz bülbülümüz eyvallah’



04.06.2006

not:üzgünüm kaynak yok ama çok hoş bir yazı, dayanamadım paylaştım :)

_________________
"türküler sadece müzik değildir. onlar habercidir, sevdadır, ayrılıktır, danstır, ritmdir, ölümdür, feryattır, isyandır... ve bu ülkenin elle tutulan hazinesidir.hoyratça tüketme çabasında olanlar kaybederler...'' erkan oğur


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Pts Ekm 16, 2006 8:03 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cum Şub 17, 2006 10:37 am
İleti: 620
Konum: İstanbul
Paylaşımın için teşekkürler

Saygılar..

_________________
Ve dünya alışkanlıktan değil sevgiyle mutluluktan dönsün diyor, hepinizi yüreğinizden öpüyorum
Hasret Gültekin


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: