Sistem saati: Pzr Tem 06, 2008 8:19 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: COÅžKUN GÜLA
İletiTarih: Pzr Haz 11, 2006 8:23 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pts Haz 05, 2006 2:33 pm
İleti: 5
Coşkun Güla, Anadolu müziğinin, geleneksel bağlama icrası ve yapımının, ülkemizdeki en önemli temsilcilerinden biridir.

1944 yılında, Ankara'da doğmuş; yüksek öğrenimini, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde, Ziraat Yüksek Mühendisi olarak tamamlamıştır.

Çocuk yaşlarda başlayan bağlama çalma merakı, ilerleyen yıllarda tüm yaşamını derinden etkiler ve yaşam tarzını belirler. Aynı yıllar içinde, bağlamanın yapımıyla da yakından ilgilenmeye başlar. Yetiştiği dönemde, halkevleri, kültür-sanat konularında olduğu gibi halk müziği alanında da, ülkenin en etkin kurumudur. Güla, halkevleri çalışmalarında yer alır; burada çeşitli yerel sanatçılarla tanışma olanağı bulur. Kısa sürede, emsalleri arasında dikkat çeker ve eğitici kadroya katılır.

O dönemlerde iyi bir radyo dinleyicisi olan Güla, Nida Tüfekçi'den çok etkilenmiştir. Aslında bu etkilenme karşılıklı olmuş, Tüfekçi de, Coşkun Güla adını, çeşitli çevrelerden duymaya başlamıştır. Sonunda birgün - Güla, o yıllarda Atatürk Lisesi'nde halk müziği korosu çalıştırmaktadır- Tüfekçi, bizzat gelir ve çalışmayı izlemek istediğini belirtir. Sonrasında sıkı bir dostluğa dönüşecek olan bu tanışma, Coşkun Güla adına da çok anlamlıdır. Güla o sıralarda, Tarım Bakanlığı bünyesindeki Teknik Tarım Müdürlüğü'nde görev yapmaktadır. Nida Tüfekçi, bir süre sonra, Güla'ya TRT'de uzman olarak çalışması önerisinde bulunur. Bu öneriyle birlikte Coşkun Güla, bir yandan Bakanlık'taki görevini sürdürmeye, bir yandan da TRT'de uzman olarak çalışmaya başlar. TRT'ye 81. Dönem olarak alınan sanatçıların yetişmesinde, Güla'nın uzmanlık döneminin payı vardır. Uzmanlığı sırasında, özellikle derleme bantları üzerinde çalışmalar yapar. Orijinlerden büyük çapta etkilenir ve bu etkilenme O'nun halk müziği anlayışı ve icrası üzerinde de etkili olur.

1979'a gelindiğinde, Coşkun Güla, bürokrat kimliğinden sıyrılır ve çevresindeki pek çok insanın, bir dershane kurması yönünde ki taleplerini de dikkate alarak, "Coşkun Müzik Eğitim, Öğretim ve Araştırma Merkezi" adını verdiği dershaneyi kurar. Bu dershane, kurulduğu andan başlayarak, halk müziği ve bağlama adına gerçek anlamda bir "okul" olmuş, sayısız insan, bu merkezin sağladığı eğitim olanaklarından yararlanmıştır. Bircan Pullukçuoğlu, Okan Murat Öztürk, Sümer Ezgü, Mehmet Üçer, Tolga Çandar, Gülşen Kutlu, Fatih Kısaparmak, Belkıs Akkale gibi günümüzün tanınmış sanatçılarıyla, Musa Eroğlu, İhsan Öztürk gibi hocalar da, bir dönem Coşkun Güla'nın bilgi ve birikiminden yararlanmışlardır.

Dönemindeki çoğu bağlama yapımcısını derinden etkilemiş, kılavuzluk etmiştir. Musa Usta, Kemal Usta, Mehmet Usta, Zekeriya Usta gibi birçok yapımcının gelişmelerine yardımcı olmuştur. Bütünüyle kendine özgü bir form ve standart anlayışı geliştirmiş; tür ve ölçüleri belirli bir sisteme sokmuştur. Bağlama yapımında kulanılacak malzemelerin niteliği üzerine de araştırma ve deneyler yapmıştır. Bugün Türk müziği konservatuarlarının, çalgı yapım bölümünce de benimsenmiş olan sistemde, büyük çapta onun çalışmalarının izleri vardır.

Coşkun Güla'nın, önem verdiği konulardan bir diğeri, bağlamalardaki tel boyu ve perde ayarlarıdır. Bağlamalarda sap ve tel boyu ilişkilerine göre geliştirdiği "perde ayarları" çizelgesi, büyük bir yaygınlık ve kabul görmüştür. Bağlamalarda kullanılacak tellerin kalitesine de özel bir önem vermiştir. Nitelikli sırma tellere duyduğu gereksinimle, makine mühendisi bir arkadaşımdan da yardım alarak, bam teli üretmek için özel makineler geliştirmiş; telleri çap ve uzunluklarına göre sınıflandırmıştır. Ürettiği bam telleri, benzersiz kalite farkıyla, profesyonel icracıların, hala tercihi durumundadır.

Halk müziği ve bağlama alanlarında Coşkun Güla, önemli bir öncü rol üstlenmiştir. Yetiştiği kuşağın bir aydını olarak, yalnızca geleneği sürdürmekle yetinmeyip, geleneği dönüştürme yönünde de büyük çaba sarfetmiştir. Bu anlamda çok sayıda akademik düzeyli makale kaleme almış, bunlar, değişik yayın organlarınca yayımlanmıştır. Çeşitli bilimsel toplantılara (kongre, sempozyum, vb) ve TRT Danışma Kurulları'na sunulmuş bildirileri; birçok dergi ve gazetelerde yayımlanmış makale ve röportajları bulunmaktadır. Uzunca bir süre, halk müziği kaynaklı bir solfej metodu için hazırlıklar yapmış ancak 1996 yılında geçirdiği ağır rahatsızlıktan sonra, bu konu üzerindeki çalışmaları kesintiye uğramıştır. Halen Ankara Necatibey Caddesi'ndeki dershanesinde eğitim vermeye devam etmektedir.

_________________
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Pzr Haz 11, 2006 8:26 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pts Haz 05, 2006 2:33 pm
İleti: 5
Resim

_________________
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Sal Haz 13, 2006 9:05 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Şimdi okudum yazının tamamını. Teşekkürler.

Aşağıdaki metin Kalan Müzik' ten 2000 yılında çıkan ''Bağlamada Tezene Tavırları'' isimli albüm nedeniyle Okan Murat Öztürk tarafından Coşkun Güla için yazılmış...


"Hoca'm Coşkun Güla..."

Onu ilk tanıdığımda, Ankara'da, halk müziğiyle yakından ilgilenenlerin gayet iyi bildikleri dershanesinde, bağlama çalmada belirli bir düzeyi temsil eden öğrencileriyle -bu topluluk sonradan "telden dile" olarak anılacaktır haftalık çalışmalarını yapmaktaydı.

Hoca'yla tanışmamı, çok saygı duyduğum ve icra teknikleri konusunda ilk bilgilerimi edindiğim Metin Aktan sağlamıştı. Ben heyecan içinde, Coşkun Hoca'ya, Kütahya'nın "iki bülbül derelerde ün eder" ini çalmaya çalışıyordum. Hoca beni dikkatle dinledi, çeşitli sorular sordu daha sonra çalıştırdığı gruba katılmamı uygun buldu. Bu tanışmanın üzerimdeki etkisini hala unutamam. O günden başlayarak, artık her hafta Pazartesi akşamları, büyük bir heyecanla Hoca'nın, Necatibey'deki dershanesine koşar gibi gittiğimi hatırlıyorum. O gün çalışılacak repertuarın notalarının çoğaltılması, dershanenin çalışma düzenine uygun olarak hazırlanması benim sorumluluğumdaydı. Coşkun Hoca, tüm gün verdiği özel derslerin ardından büyük bir enerjiyle titiz bir akort dağıtımı yaptıktan sonra -bazen iki üç kez akort tazelediğimiz olurdu!- çalışmaya başlardı. 1983'ten başlayarak, hemen her çalışmasına katıldığım yıllar boyunca, Hoca'dan öğrendiklerimizi nesnel bir ölçüye vurmanın olanağı olduğunu sanmıyorum. O yıllar, o çalışmalara katılan herkes için gerçek anlamda "altın yıllar" olmuştur. Sonrasında bu çalışmalara katılan pek çok yetenekli bağlama çalan arkadaşlarımızla birlikte, çeşitli performansları başarıyla verebildiğimize tanık oldum.

Benim için Hoca'nın yanında geçen zaman, hiç bitmemesini dilediğim, gerçek anlamda bir şeyler öğrendiğimi, geliştiğimi hissettiğim anlar olmuştur. Tavırlar, düzenler, halk müziği repertuarı ve bağlamanın yanısıra, merak ettiğim her konuda yanıt alabileceğim, sınırsız bir kaynaktı Coşkun Hoca. Ancak hemen belirtmeliyim ki, son derece seçici bir insandı da. Karşısındaki insanın ilgi ve yetenek düzeyine göre bildiklerini aktarırdı. Çalışma disiplini, ilkelerine bağlılığı, beni her zaman, derinden etkilemiştir.

Coşkun Hoca, kendi değer ve ölçüleriyle ayakta durmayı bilen, Türkiye'de örneklerine az rastlanan insanlardandır. İlkelerine sonuna kadar bağlı, tavizsiz, kararlı ve tutkuludur. Merak ettiği ya da ilgisini çeken herhangi bir konuda derinlemesine bilgi edinmeye çalışır, iyice emin olmadan, hiçbir konuda görüş belirtmemeye özen gösterirdi. Dikkatli, ölçülü ve temkinli tavrı, bir araştırmacı olarak O'nu, fotoğrafçılıktan sağlıklı beslenmeye, hifi teknolojisinden stüdyo kayıt tekniklerine, enstrüman yapımından, müzik eğitimine, insan psikolojisine dek, geniş bir ilgi alanları yelpazesiyle uğraşmaya sürüklemiştir. Ayrıca mühendis kimliği, ilgi duyduğu her alanda, farklı açılımlar yakalamasını, somut ifadelere ulaşmasını sağlamıştır.

Tavırlar konusuna özel bir önem vermiştir. Öyle sanıyorum ki, tavırlı çalmanın inceliklerine ve taşıdığı anlama onun kadar kafa yormuş ikinci bir insan yoktur, kendi kuşağı içinde. Pek çok bağlama icracısı, onun duyarlılıklarıyla yaklaşmamıştır bağlama icrasındaki teknik potansiyele. Coşkun Hoca, tüm bu yerel tavırları mükemmel düzeyde çalmakla yetinmeyip, bunların notasyonları ve eğitimi konusunda da çalışmalar yapmıştır.

Coşkun Güla kendi kuşağı içinde, farklı bir yerde durmaktadır. O, her şeyden önce yetişmiş insan gerçeğinin Türkiye için önemini derinden kavramış biridir. Bu nedenle de, insana ve eğitime büyük önem verir. O'nu tanıyıp, etkilenmemek neredeyse olanaksızdır. Sınırsız bir çalışma azmi ve enerjisi vardır. Çok yönlü kişiliğiyle, öğrencilerine hep örnek olmuş, onların gelişimine katkı sağlamıştır.

Modernleşme serüveninden kuşkusuz ki derinlemesine etkilenmiş, bir yandan geleneği yaşatmaya çalışırken, bir yandan da geleneksel olanı dönüştürme ihtiyacı duymuştur. Yetersizliklere hiçbir şekilde tahammül etmemiş, hep gelişmenin, ilerlemenin yanında yer almıştır. O, akademik anlamda edindiği bilgi ve birikimlerini, kendi ülkesinin geleneksel müzik mirasına duyduğu ilgi ve hayranlıkla bütünleştirmeyi deneyenlerdendir. Tutkulu bir "bağlamasever" olarak büyük bir sevgi ve emek vermiştir bağlamaya. Elini attığı her alanda yokluk ve yoksunlukla karşılaşmasına karşın yılmamış; araştırmaya, çalışmaya, biriktirmeye ve biriktirdiklerini paylaşmaya devam etmiştir.

Coşkun Hoca, Anadolu müziğinin, bağlamanın "zirve" lerinden biridir. Bu çalışma O'nu yakından tanıma şansına sahip olabilenler adına, Coşkun Güla'yı Türkiye insanına "tanıştırma" amacındadır.

"tavır" kavramı ve "bağlamada tezene tavırları" üzerine...
Gelenekte, bağlama icrasının en önemli alanını "tavırlar" oluşturur. Tavır, çalma ve söylemeye ilişkin olarak, geleneksel icramn tüm inceliklerini kapsar. Bağlama icrası açısından ele alındığında, çalınan ezgi yada türkünün icrası için kullanılan tüm teknikleri ifade eder. Ancak tavrın, daha çok tezene teknikleriyle ilgili olduğunu da belirtmek gerekir.

Tavırlı çalış, bağlama icrasına önemli bir "ritmik işlev" kazandırmaktadır. Daha çok, sağ elde belirli bir ritm kalıbının, ezgiyle bütünleştirilerek çalınması şeklinde açıklayabileceğimiz, tavır, icrada "ustalaşma"nın da en somut göstergesidir.

Tavırlı çalış doğuşu bakımından, belirli bir yöre müziğini çalmada ustalaşmış kişilerin, kullandıkları icra tekniklerinin, "taklit" ve "benimseme" yoluyla yaygınlaşmasının bir sonucudur. Geleneğe bakıldığında, önemli bağlama icracılarının, yörelerine ait türkü ve ezgileri çalarken kendilerine özgü sağ ve sol el teknikleri uyguladıkları görülür. Özellikle tezene tutan elde yapılan ritmik süsleme ve vuruş kalıpları, giderek, ezgi ve türkülerin bağlamayla icrasının vazgeçilmez öğeleri haline gelmektedir. Başka bir deyişle, "kişisel" düzeyde başlayan icra özellikleri, benimseme yoluyla, "yöre-bölge" düzeyine taşınmaktadır. Aslında bu süreci, günümüzde bile izleme olanağımız bulunmaktadır. Bağlama çalmadaki özelliklerine bakıldığında; Neşet Ertaş, Nida Tüfekçi, Mehmet Erenler, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Talip Özkan gibi önemli icracıların, teknik ve yorum itibarıyla benimsenmeleri, süreci anlamamıza yardım edecektedir.

Geleneksel bağlama icrasında, önem taşıyan belli başlı tavırlar arasında; zeybek, deyiş-semah, Yozgat, Konya, Kayseri, Ankara, Silifke-Mut, halay horon, karşılama gibi tavırlar öne çıkmaktadır. Bu yörelerde kullanılan tavırların her birine, teknik anlamda birer isim verilmiştir. Sözgelimi Yozgat tavrında uygulanan teknik, "tarama" olarak adlandırılır. Deyiş-semahlarda "sıyırtma", Silifke-Mut tavrında "hoplatma", zeybekte "çırpma" genel anlamda zeybek ve Orta Anadolu tavırlarında "çiftleme", Ankara'da "takma", Konya'da özel bir çiftleme tekniği olan "takma (çiftlemeli)", halaylarda "sızlatma", karşılamalar ve özellikle 9:8 ölçülerde "serpme" teknikleri kullanılmaktadır. Daha genel olmakla birlikte, sol el teknikleri içinde; "vurma" (çakma) ve "çektirme" gibi bağlı çalış teknikleri; tril, çarpma, düz ve ters mordan, grupetto gibi süsleme teknikleri ile, vibrato ve glisando gibi ton elde etme tekniklerinin de büyük önem taşıdıklarım belirtmek gerekmektedir. Bunlara ek olarak, geleneksel akorların çalınmasında, "boğma" denilen sol el tekniği uygulanmaktadır.

Anadolu'ya bütün olarak bakıldığında, yukarıda anılan yörelerin, geleneksel bağlama icrası bakımından ayrı bir önem taşıdıkları göze çarpmaktadır. Çünkü bağlamanın kullanım yaygınlığı ve coğrafık dağılımı bakımından, kimi bölge ve yörelerin, "izole" oldukları gözden kaçmayacaktır. Sözgelimi Karadeniz bölgesi, özellikle kemençe, tulum, akordeon gibi çalgıların yaygın kullanımı nedeniyle, geleneksel icrada, bağlama kullanımına hemen hiç yer vermemiştir. Benzer durum, Elazığ, Diyarbakır, Urfa, Gaziantep vb. yörelerdeki, nispeten "klasik" usluba sahip yerlerde de görülür. Bu bölgeler "ince saz" olarak adlandınlabilecek enstrümanlarla icrayı daha çok tercih etmişlerdir. Cümbüş, klarnet, kanun, ud, tanbur gibi çalgılar, bağlama icrasının önünde yer almıştır hep. Sonuçta, bağlama icrası, geleneksel anlamda yaygın ve çok kullanıldığı yöreler içinde bir teknik gelişme kaydetmiş, tezene tavırları oluşmuştur.

"Radyolu yıllar" la birlikte, bağlama, tüm yöre müziklerini seslendirme yönünde kullanılarak bir gelişme kaydetmiş, bir anlamda "ulusal" laşma sürecine dahil olmuştur. Yine bu yıllar boyunca, "uyarlama" yoluyla, bağlama tekniklerinin, farklı yöre müziklerine aktarıldığı görülür. Radyo yayınları dönemi, tavırlar açısından, "otokton" ve "allokton" kavramlarının doğmasına yol açmıştır diyebiliriz. Sözgelimi bir Karadeniz türküsünün, bağlamayla icrasında, çırpma çiftleme, tarama gibi teknikler uygulanmaya başlanmıştır. Batı ve Orta Anadolu kökenli teknikler, doğu ve kuzey bölgelerin müziğine taşınmıştır. Dolayısıyla, "otokton" (yerli) teknikler, zamanla, geleneğinde bağlama kullanımı olmayan yöre müziklerinin icrasında, "alloktori' (taşınmış) olarak kullanılır duruma getirilmişlerdir.

Tavır eğitimi, çeşitliliği ve uygulamasındaki zorluklar nedeniyle, uzun, çileli ve sadık bir süreç gerekmektedir. Başka bir deyişle, tavır, "uzun, ince" olmasının yanı sıra, "zahmet" li de bir "yol" dur. Tüm eğitim süreci boyunca, yalnız özel vuruş kalıpları ve ritm yapılarını tanımak ve öğrenmek değil, her bir yöre repertuarını bilmek; tekniklerin nasıl uygulandığının mantığını kavramak gerekmektedir. Dolayısıyla, ancak, kararlı ve azimli bir çalışmayla üstesinden gelinebilecek bir konudur, "tavır".

Günümüze bakıldığında, bağlamanın geleneksel tavırlarının büyük oranda terk edilmeye başlandığı dikkatlerden kaçmayacaktır. İcrada büyük bir dönüşüm yaşanmaktadır. Ancak bu dönüşümün, çoğunlukla, geleneksel icranın aleyhine olduğu; bir standartlaşmaya yöneldiği, gözden kaçmamaktadır. Geleneksel icra, yerini "piyasa uslubu" olarak anılabilcek bir icraya bırakmaya başlamıştır. Tavırların icrasında bütün tellere vurma gerekliliği, piyasa orkestrasyonun (!) kısıtlamaları nedeniyle, ezginin, tavır uygulanmaksızın, tek telde icrasını zorunlu kılmaya başlamıştır. Son yirmi yıl içinde, bağlamanın, bir "kısa sap" travmasına uğratılması; bütün makam tavır ve düzenlerin, dar bir ses sahası içine hapsedilmesi, geleneksel çeşitlilik adına, önemli bir "tektipleşme" ve "sığlaşma" ya yol açmıştır. Hele tezene tekniklerinin yerini, giderek parmak şelpe tekniklerinin almaya başlaması, icrada bir yönüyle gelişme sağlasa da, tavırlar adına önemli bir gerilemeye de neden olmaktadır. Bu arada, bağlamanın geleneksel icrasında kullanılan kimi kuralsız çok sesli çalma uygulamalarının, giderek, sistematik akor ve arpejlerin kullanıldığı, farklı bir anlayışa yönelmesi, halk müziği ve bağlama icrasında bir "yeni" dönemin eşiğinde olduğumuzu düşündürmektedir. Ancak bütün bu gelişmelerin yanı sıra, tavırlardaki inceliklerle gereken düzeyde uğraşma "zahmet" ine, giderek daha az insanın katlanır olduğu da, bir başka önemli gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.

"bağlamada tezene tavırları", akademik bir bakışını ürünüdür. Alanındaki "ilk" lerdendir. Coşkun Güla'nın önemli bir ideali olarak projelenmiş; çalışmayı paylaşan, sorumluluk alan Bircan Pullukçuoğlu, Sümer Ezgü, Mehmet Üçer ve Okan Murat Öztürk'ün katılımlarıyla biçimlenmiştir. Uzun bir hazırlık döneminin ardından, stüdyo aşamasma geçilmiş, bir yılı aşan kayıt çalışmalarıyla, son şeklini almıştır.

Repertuar olarak değerlendirildiğinde, halk müziğimizin ve bağlama icrasının önemli örneklerinden oluştuğu görülecektir. Solo icradaki teknik zorluklarına ek olarak, birlikte çalma ve yorumlamanın da çok çalışma gerektirdiği bu repertuar ile amaçlanan, halk müziği ve bağlama icrasının "sanat" lı yönüne ışık tutmak idi. Sözgelimi Kocaarap Zeybeği repertuardaki diğer örneklerde de olduğu gibi Türkiye'de ilk kez, bir stüdyo çalışmasında, dört kişinin birlikte çalışma tanık olmuştur.

Taşıdığı amaç uğruna büyük bir emek ürünü olan bu çalışma, 1988'de, o dönemin İMÇ yapımcılarından hiçbirinin ilgi alanına girmediğinden, Coşkun Güla'nın yakın dostu ve tutkulu bir bağlamasever olan Burhan Öralay'ın değerli girişimleriyle, Öralay Ltd. olanakları içinde, yalnızca kaset olarak basılabilmişti. Özveriyle, emekle var edilmiş olan bu çalışmanın, yıllar sonra, Kalan Müzik etiketi altında, yeniden gün ışığına çıkıyor olması, "öncü" niteliğinin ve hak ettiğine inandığınız değerin ancak anlaşılabilmesi, bizlere buruk bir sevinç yaşatıyor.


Okan Murat Öztürk

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: