Sistem saati: Çar Tem 09, 2008 6:32 am

Tüm zamanlar UTC





Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: Türkiye Müzik Kültürü
İletiTarih: Cmt Oca 21, 2006 2:50 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pts Oca 16, 2006 9:26 am
İleti: 1471
Konum: İstanbul
Türkiye Müzik Kültürü

Türkiye'nin kültürel yapısı, tarihinin derinliklerinden gelen çok zengin ve çeşitli kültürlerin birikiminden oluşmuştur. Türkiye, coğrafi konumu gereği Doğu, Batı, Ortadoğu, Akdeniz, İslam kültürü gibi farklı kültürlerin merkezindedir. Dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Anadolu, binlerce yıllık geçmişi ve tarihinde var olan bir çok farklı kültürün etkisiyle ender görülen kültürel zenginliğe sahiptir. Bu öylesine bir zenginliktir ki, birbirine çok yakın yerleşim bölgelerinde bile bu zenginliğin yarattığı kültürel farklılıkları görebiliriz.

Genel kültürel yapıdaki bu zenginlik doğal olarak müzik kültürümüze de yansımaktadır.

Türkiye coğrafyasında oluşmuş ve yaşayan "müzik türlerini" genel bir yaklaşımla üç başlık altında toplayabiliriz :

1.Geleneksel / Yerel Müzikler

Geleneksel Müzik Kavramı : Genellikle ortak bir biçim içinde yaratılıp, üretildiği zamandan bugüne kadar yaşayan, bulunduğu yöre ve çevrelerde sevilerek sıklıkla çalınan, söylenen ve çoğunlukla anonim müziklerdir.

Ülkemizde, yukarıdaki tanıma uygun özelliklerde, yerleşik kültürümüzün içinde üretilen ve yer alan, gelenekselleşmiş müzikleri, "dinsel" ve "din dışı" oluşlarına göre ikiye ayırabildiğimiz gibi, bunları "Halk Müziği / Yerel Müzik" ve "Osmanlı Müziği" başlıkları altında da inceleyebiliriz. Pek çok ortak yönleri bulunan bu iki öbekte yer alan yapıtları, "Çalgı müziği" ya da "Sözlü müzik" oluşlarına göre de sınıflayabiliriz.

Halk Müziği / Yerel Müzik

Bir yörenin yerleşik insanları tarafından üretilen, severek söylenen ve çalınan, o yöre insanının ortak yapıtı haline gelen ve kulaktan kulağa aktarılarak yaşatılıp günümüze kadar ulaşan müziklerdir. Bu müzikler yerel kültürlerin izlerini taşır ve yaratıcılarının adları çoğunlukla belirsizdir.

Ülkemiz halk müziği, tarihin eski zamanlarından bugüne değin Anadolu ve Rumeli'de yaşamış bütün uygarlıkların, kendilerine özgü kültürel değerlerini biriktirerek ve yörelere göre kültürel farklılıkları içinde barındırarak oluşan ve sonuçta zenginlik ve çeşitliliği ile tüm dünyada ender görülen bir yapıdadır. Halk Müziğimiz, bölgesel özellikleri bakımından çok çeşitlilik ve farklılık gösterse de, genel bir sınıflama açısından :

İstanbul ve Rumeli,
Ege,
Orta Anadolu,
Güney-Doğu Anadolu,
DoÄŸu Anadolu,
Karadeniz,
Akdeniz,

olmak üzere 7 bölge içinde toplanarak incelenebilir. Bununla birlikte, aynı bölge içinde yer alan kimi kent, merkez ya da yöreler arasında önemli farklar bulunabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.




- Istanbul - Rumeli Türküleri


- Ege


- Orta Anadolu


- Güneydogu Anadolu


- Dogu Anadolu


- Karadeniz


- Halk Müziğimizdeki Biçim, Dizi ve Ritim türleri ile Kullanım Alanları

Halk Müziği türleri

BaÅŸlıca sözlü müzikler, türleri bakımından : Türkü, KoÅŸma, Semâî, Varsağı, Mâni, Destan, DeyiÅŸ, Uzun Hava, Bozlak, Ağıt, Hoyrat, Maya, BoÄŸaz (Gırtlak) Havası, Teke Zortlatması, Ninni, Tekerleme v.b. baÅŸlıklarını taşır. Bunlardan, belli bir ölçü ve ritmik yapıya baÄŸlı kalmaksızın serbestçe ve doÄŸaçlama biçiminde söylenenlere “Uzun Havalar”, bir ölçü ve ritmik yapıya baÄŸlı olanlar ise “Kırık Havalar” baÅŸlığı altında toplanır. Her iki türün birarada kullanıldığı da olur.

Başlıca çalgısal müzikler, oyun havaları ise : Halay, Bengi, Karşılama, Zeybek, Horon, Bar v.b isimlerle anılır.

Halk Müziği Dizileri

Türk Halk MüziÄŸi ezgileri, geleneksel Osmanlı Sanat MüziÄŸi ile aynı ses sistemine ve ezgi modüllerine sahip ise de, “Makam” adı verilen ezgi tipleri, Halk müziÄŸinde, yörelere göre : BeÅŸirî, Garip, Kerem, Misket, Müstezad v.b. gibi deÄŸiÅŸik isimler ile anılırlar.

Halk Müziğinde Ritim / Ölçü

Halk müziğinde kullanılan ritim kalıpları olarak 2/4, 4/4, 3/4 gibi basit, 5/8, 7/8, 9/8, 7/4, 5/4 gibi aksak, 8/8,10/8,12/8 v.b. gibi karma ölçüler kullanılmaktadır.

Halk Müziği Kullanım Alanları

DoÄŸumdan ölüme kadar insan yaÅŸamının sevinçli ya da hüzünlü tüm evrelerinde ve bir çok alanda halk tarafından çeÅŸitli tür ve biçimde ezgiler yaratılmıştır. Türk Halk MüziÄŸi'nin oluÅŸumunda ve yayılmasında, saz çalarak ezgiler, ÅŸiirler okuyan “Halk Ozanları”nın / “Aşık”ların / “Saz Åžairleri”nin payı çok büyüktür.

Osmanlı Müziği

Adına bugün çoÄŸu kez “Klâsik Türk MüziÄŸi” ya da “Türk Sanat MüziÄŸi” de denilen bu müzik türü, Osmanlı Devleti'nin kurulması, büyümesi ve güçlenmesine paralel olarak zenginleÅŸmiÅŸ, olgunlaÅŸmış, biçim / estetiÄŸini geliÅŸtirmiÅŸ ve bir sanat müziÄŸi kimliÄŸi kazanmıştır. Bu müzik, din, aÅŸk, ordu-savaÅŸ gibi bir çok konuda ürünler vermiÅŸ ve her biri kendi türlerini, biçimlerini, topluluklarını oluÅŸturmuÅŸtur. Osmanlı MüziÄŸi, imparatorluÄŸa katılan yeni ülkelerin deÄŸiÅŸik müzik kültürlerinden etkilenmiÅŸ, öğeler almış öğeler vermiÅŸtir. Ancak imparatorluÄŸun gerileme ve çöküş sürecine girdiÄŸi 19.yy. baÅŸlarından itibaren bu sanat müziÄŸinde de giderek bir sığlaÅŸma ve gevÅŸeme gözlenmektedir. Önceleri zengin makamlar ve usûller kullanırken, giderek bu anlayıştan uzaklaÅŸmış ve kentin eÄŸlence müziÄŸine dönüşmüştür. Günümüze kadar süren bu geliÅŸmede “ÅŸarkı” türü, adeta bütün türlerin yerini almış ve yaygınlaÅŸtıkça popülerleÅŸmiÅŸtir.

XIX. yüzyıl ortalarına deÄŸin notalamaya pek önem verilmediÄŸi için, bu alana giren pek çok yapıt unutulup yok olmuÅŸtur. Herhangi bir dönemde notaya alınarak günümüze ulaÅŸabilenlerin sayısı, XV. yüzyıldan XVIII. yüzyılın sonuna dek bestelenenler, yaklaşık 3000, XIX. yüzyılda üretilenler ise yaklaşık 5000 kadar olmak üzere, toplam 8000 kadardır. Makam, usûl, biçim, seslendirme araçları ve yöntemleri bakımından, kökü çok eski dönemlere giden, kendine özgü birtakım kurallar çerçevesinde oluÅŸan bu eserlere, XX. yüzyılın ilk çeyreÄŸinde üretilen bir bölüm eser daha eklenebilir. O tarihten günümüze deÄŸin “Türk Sanat MüziÄŸi veya Klasik Türk MüziÄŸi” baÅŸlığı altında üretilmeye devam edilen ve giderek popüler formlara dönüşmeye baÅŸlayan müzik ise, Osmanlı müziÄŸinin günümüz normlarına dönüşmüş uzantısı sayılabilir.

Osmanlı Müziği bir sentezdir. Tarihin bir çok zenginliğini içinde taşır. Türklerle birlikte yaşayan Bizans, Rum, Acem, Arap, Yahudi, Ermeni gibi azınlıklarca da paylaşılarak birlikte oluşturulmuş ve Osmanlı Saray okulunda, Enderun'da en parlak devrine erişmiştir. Bu sistemi kullanan hiçbir ülke Osmanlının ulaştığı sanatsal seviyeye erişememiştir.

Osmanlı MüziÄŸi, “makam birliÄŸi” esasına dayanan “Fasıl” düzeni içinde oluÅŸturulmuÅŸ ve seslendirilmiÅŸtir.

Fasıl : Aynı makamda bestelenmiÅŸ eserlerin, belli bir düzene göre sıralanarak yapılan dinletisidir. Tam bir Fasılda, hem ses ve hem de saz eserleri yer alır. Fasıl oluÅŸturulurken eserlerin aynı makamda olması temel alınır ve tür ile ÅŸekillerine göre de belli bir sıralama yapılır. Bir makama ait fasılın oluÅŸabilmesi için genellikle iki “Beste” ve iki “Semâî” bestelenmiÅŸ olmalıdır. Bunlar sözlü eserlerdir. Besteler “Murabba” ya da “Nakış” formundadır. Bir “Gazel”in iki beyiti üzerine bestelenen Murabba'lar “Terennüm”lü ya da “Terennüm”süz olabilir. Eserlerin güftesini oluÅŸturan ÅŸiirin dizeleri dışında, usûle uygun, “ten, tenen, tenenen, ten nen ni” v.b. gibi anlamsız ya da “canım, ömrüm” v.b. gibi anlamlı sözcüklerle oluÅŸturulan ezgilere “Terennüm” denir. Åžiirin 1.,2. ve 4. dizeleri aynı ezgiye baÄŸlanmıştır. 3. dizenin ezgisi ise farklıdır ve “Miyan Hâne” adını taşıyan bu bölümde, genellikle makam geçkisi ya da geniÅŸlemesi yapılır. Terennümlü Murabba'larda her dizeden sonra terennüme geçilir. Miyan Hâne'nin Terennümü farklı olabilir. Nakış'larda ise iki dize, birbirine baÄŸlı bestelenir ve ardından, uzun bir Terennüm'e geçilir.

Murabba ya da Nakış'larla aynı yapıda olan fakat “Semâî usûlle” ile bestelenen sözlü Semâîlerin ilki “Ağır”, ikincisi “Yürük Semâî” dir. Fasılda bunlara “Kâr”, “Åžarkı” gibi sözlü eserler, “Taksim”, “PeÅŸrev”, “Saz Semâîsi”, “Oyun Havası” gibi saz eserleri katılabilir. Böylece tam bir fasıl yapısı ÅŸu ÅŸekli alır :


a) Herhangi bir sazla yapılan giriş Taksîm'i,
b) PeÅŸrev,
c) Birinci Beste veya Kâr,
d) İkinci Beste,
e) Ağır Semâî,
f) Şarkılar (Büyük usûllü ve ağır karakterliden küçük usûllü ve hızlıya doğru sıralanır),
g) Yürük Semâî,
h) Saz Semâîsi.
“Kâr”, “Terennüm” öğesine geniÅŸ yer veren, büyük ustalık gerektiren bir sözlü eser türü olup, en geliÅŸmiÅŸ biçimlerden biridir. “Åžarkı”lar ise edebiyatımızda, halk türkülerinin etkisiyle ortaya çıkmış bir formdur. Åžarkılar, dizelerden oluÅŸur ve dizelerin sayısına göre deÄŸiÅŸik adlar alır. Küçük usûllerle bestelenir ve çok farklı yapılarda olabilir. Özellikle XIX. yüzyıldan sonra büyük ilgi görmüş ve öteki sözlü eser formlarını gölgede bırakmıştır. XX. yüzyılda ise, iyiden iyiye öne çıkmış, alışılmış yapıların dışına taÅŸarak, “Fantezi” türüne dönüşmüş ve giderek popülerlermiÅŸ, baÅŸarılı pek az örneÄŸin dışında, geleneksel sanat müziÄŸi alanındaki sığlaÅŸmaya da bir ölçüde yol açmıştır.

Osmanlı Müziğinde kullanılan saz eseri formlarından başlıcaları şunlardır :

PeÅŸrev : Genellikle “Darb-ı Fetih”, “Sakîl”, “Muhammes”, “Devr-i Kebîr” gibi büyük usûllerle, bazen de “Düyek” usûlü kullanılarak bestelenmiÅŸ, farklı ezgilerden oluÅŸmuÅŸ, “Hane” adı verilen bölümler ile bunlar arasında pek deÄŸiÅŸmeden yinelenen “Mülâzime” bölümünden oluÅŸmuÅŸ bir saz eseridir.

Saz Semaisi : PeÅŸrevlerle aynı yapıda olmasına karşın “Semâî” (6 zamanlı), “Aksak Semâî” (10 zamanlı) ve “Yürük Semâî” (6 zamanlı) usûller ile bestelenen saz eserleri olup “Saz Semâîsi” adını alır. Saz Semâîleri, fasılın sonunda, “Yürük Semâî”nin ardından seslendirilir.

Taksim : Makamı tanıtma, yol gösterme, ısındırma ya da geçki amacıyla, tek çalgı ile, makam içinde, ancak bir usûle bağlanmadan, özgürce ve doğaçlama olarak seslendirilen ezgilere denir.

Oyun havası : Oynamak (dans etmek) için bestelenmiş saz eseleridir.

Usûller : 15 zamanlıya kadar olan usûllere “Küçük usûller”, 15 zamanlıdan büyük olanlara “Büyük usûller” denir. İki büyük usûlün birarada kullanılmasına “Darbeyn” adı verilir. Birkaç usûlün yanyana gelerek oluÅŸturduÄŸu usûl dizileri de vardır. Bunlardan biri, beÅŸ usûlden oluÅŸan ve bir görüşe göre 60, baÅŸka bir görüşe göre de 120 zamanlı “Zencîr” usûlüdür. Küçük usûller içinde, 5,7,9 v.b. zamanlı olanlar, ya da “Aksak Semâî” gibi 10 zamanlı usûller, “Aksak usûller” baÅŸlığı altında toplanır. Asıl “Aksak” adını taşıyan zamanlar ise 2+2+2+3 biçiminde sıralanan usûldür.

Mehter Müziği

Mehter Türk geleneklerinde, bir şenlik aracı değil, azametin, ihtişamın ve görkemli olmanın bir işaretidir. Devletin ululuğu ve kutluluğu, davulların gümbürtüsü ile yankılanır. Türklerin devlet anlayışında, halkın bütünlüğü, devletin yüceliği kavramları çok önemlidir. Bu inanış ve gelenekler, İslamiyet'ten önceki Türk devletlerinde de, Selçuklu ve Osmanlı devletinde de, küçük değişiklerle yer almıştır.

Bu yapıda üç önemli sembol vardır :

Otağ , hakanın veya başkomutanın bulunduğu yerdir. Bu bir savaş alameti olarak ortaya çıkar çünkü otağ yalnızca savaşlarda kurulur.

Hakanın Kösü , yani büyük davul, hakanlık otağını önünde durur ve yalnızca hakana aittir.

Hakanlık Mehteri ise, sancağın altında ve otağın önünde askerleri yüreklendirmek için çalan müzik topluluğudur.

Sancak ve mehter, Türk devletinde birbirinden ayrılmaz çok önemli olgulardır. Mehter vuruşu ile otağdan çıkılır ve savaş akınlarının ilk adımları atılmış olurdu. Türklerin Orta Asya geleneklerinde, devletin başı olan Hakan'ın otağı önünde kurulan büyük Davulun ve Kösün günün belli zamanlarında çalınarak gücünü göstermesine Nevbet (Nevbe) döğme ya da vurma denilirdi. Nevbet döğmek, devletin başı olan Hakanın gücünü dosta düşmana göstermesi ve özellikle düşmanın yüreğine korku salması şeklinde yorumlanırdı.

Osmanlı da sancak gibi mukaddes bir varlık halinde yaşatılan mehter, bağımsızlığın, devlet varlığının önemli bir göstergesi olmasının yanı sıra, meydan savaşlarında, kale kuşatmalarında, deniz savaşlarında düşmana hücum esnasında, vurduğu hamasî havalarla duyguları kamçılar, şahlandırır, askeri şevke getirir, ordunun moralini yükseltirken çıkardığı müthiş gümbürtüyle düşmanın moralini yok eder, onu bozguna uğratırdı. Meydan savaşında, tek bir hakanlık kösü bile, kendi başına bir mehterdi. Hücum ve duraklamaları,hakanlık kösü belirler, davul ve borulardan oluşan mehter, savaşta orduyu yönlendirdi. Savaşta yenilgi, mehterin yağmalanması ile kabul edilirdi. Bu durumda en zorlu savaşlar sancak ve mehter çevresinde olurdu.

Görülüyor ki mehter, savaş alanında, sadece bir müzik topluluğu olmaktan bir anlamda uzaklaşırken barış zamanında müzik yönü daha çok öne çıkıyordu. Barış zamanında mehter, hakanın saltanatının ve devlet hayatının devam ettiğinin bir göstergesiydi. Bunun dışında davul ve mehter, devletin haber ve ilan gibi işlerini de yerine getirirdi.

Osmanlı mehterinde; zurna, boru, kurrenay ve mehter düdüğü gibi üflemeli / nefesli, kös, davul, nakkare, zil ve çevgân gibi vurmalı ya da çırpılan çalgılar yer alırdı. Çalgıların sayısı eşit tutulur ve bu sayıya göre mehterin kaç katlı olduğu belirlenirdi. "Tabl ü alem-i hassa" adı verilen ve en büyük mehter olan Padişah mehteri, dokuz katlıydı. Bunun anlamı, her çalgıdan dokuz adet var demekti. Bu sayı sonraları, on iki hatta on altıya kadar yükselmişti. Padişahtan başka, Vezir-i âzam-ın (Başbakan'ın) Kubbe vezirlerinin (Kabine üyelerinin), Defterdar ve Reisü'l küttab'ın (Maliye ve Dış işleri Bakanı'nın) Mehterhâneleri olduğu gibi, ülkenin çeşitli eyâletlerinde ve kalelerinde de Mehter takımları bulunur ve görev yapardı.

Mehter'in etki gücü Avrupalılar tarafından da değerlendirilmiş ve Mehter örnek alınarak çeşitli Avrupa ülkelerinde Askerî Müzik toplulukları, "Bando"lar kurulmuştur. Gluck, Mozart, Beethoven gibi bestecilerin Mehter'den esinlenerek müzikler yazdıkları da bilinmektedir.

Dini Müzikler

Müzik çerçevesinde, İslam dininin gereÄŸi olan, farz, sünnet ve nafile, ibadete çağırma, yardımcı olma ya da süsleme amacıyla yararlanılan ve kullanım yoluna göre “Åžer'i Müzik” ve “Tasavvufî Müzik”, seslendirildiÄŸi yere göre de “Cami MüziÄŸi” ve “Tekke MüziÄŸi” diye nitelenen müzikler, “Dinsel Müzik” genel baÅŸlığı altında toplanabilir. İslâm ibâdetinde önemli bir yeri olan “Tilâvet” (Kuran okuma), “Ezan”, “Salevât”, “Temcîd” v.b. gibi formlar, “Cami MüziÄŸi” türüne girer. ÇeÅŸitli Tasavvuf yollarının, özellikle Mevlevî'lerin ve Bektâşî'lerin, bir çeÅŸit dinsel dansa da yer verilen törenlerinde, seslendirdikleri müzikler : “Mevlevî Âyînleri” ve Bektâşî “DeyiÅŸ”leri ile “Semah”ları ise “Tasavvufi Müzik” türü içinde yer alır.

Geleneksel / Yerel Müzik Çalgıları

Kordofonlar (Telli Çalgılar) :

Sesi bir telin titreşimiyle elde edilen çalgılardır. Bu çalgılar iki grupta incelenebilir.

Yaylı Telli Çalgılar :

Bunlara örnek olarak; Kemençe, Kabak Kemane (Iklığ), Keman ve benzerleri verilebilir.

Tezeneli / Mızraplı Telli Çalgılar :

Bunlara örnek olarak; Ud, Tambur, Çeng, Tar, Kanun, Santur, Kopuz, Bağlama ailesi (meydan sazı, divan sazı, bozuk, tambura, cura, üçtelli, onikitelli, çarta, ırızva) ve benzerleri verilebilir.

Aerofonlar (Havalı / Üflemeli Çalgılar) :

Çalgının içindeki veya çevresindeki havanın titreşimi ile ses veren çalgılardır.

Bunlara örnek olarak; Zurna, Çifte, Mey, Kaval, Sipsi, Çığırtma, Tulum, Ağız Armonikası, Akordeon, Mızıka ve benzerleri verilebilir.

Mambranofonlar (Derili Çalgılar) :

Bir derinin ses üretmesi ile ses çıkaran çalgılardır.

Bunlara örnek olarak; Dümbelek (deblek, darbuka), Davul, Daire, Def, Kudüm, Zilli Def ve benzerleri verilebilir.

İdyofonlar (Kendi Tınlar Çalgılar) :

Vurma, çarpma, sallama gibi eylemlerle çalınan, genellikle sert malzemelerden yapılan, bütün gövdelerinin titreşimiyle ses veren çalgılardır.

Bunlara örnek olarak; Zil, Maşa, Çalpara (Çalpare), Şakşak (kaşık), Çan, Kastanyet, Çengizili sembalet), Bando zilleri (halihe) ve benzerleri verilebilir.

2.Çağdaş Türk Sanat Müziği

Daha XIX. yüzyılın ortalarına doğru, Osmanlı müziğinde Batı etkileri görülmeye başlanmış, yüzyılın sonlarına doğru ise bu etkiler oldukça güçlenerek, genelde teksesli (monodik) yapıdaki Osmanlı müziğini çoksesli (polifonik) hale dönüştürmeye yönelik çalışmalara olanak sağlamıştı.



1923'te Cumhuriyetin ilanı üzerine, o sıralarda Avrupa'da müzik eğitimi gören Cemal Reşid (REY) Türkiye'ye dönmüş ve İstanbul'da kurulan müzik okulunda hocalığa başlamıştı. Bu arada, bazı yetenekli gençler de, Cumhuriyet yönetimi tarafından, müzik eğitimi almak üzere Avrupa'nın çeşitli kentlerine gönderildiler. Bu gençler yurda döndükten sonra Çağdaş Çoksesli Türk Müziğinin temellerini atan ve sonraları Türk Beşleri olarak adlandırılan grup oluştu. Bu grubun ortak amacı, geleneksel Türk Müziği temalarını kullanarak eğitimini aldıkları Batı Sanat Müziği değerleri içinde çağdaş çoksesli yeni yapı ortaya çıkarmaktı. Sonraki aşamalarda, daha özgür çağrışımları hedefleyen her besteci, halk ezgilerinin renklerini ve gizemini kendine özgü bir yolla yorumlamış ve giderek bilinen halk ezgilerini doğrudan ele almak yerine, soyutlama yöntemleri ile farklı sentezlere ulaşmaya çalışmıştır.

Türk beşleri olarak bilinen kadro; Cemal Reşit REY, Ulvi Cemal ERKIN, Hasan Ferit ALNAR, Ahmet Adnan SAYGUN ve Necil Kazım AKSES'den oluşmaktadır. Türk beşlerinden sonra bu alanda, Nuri Sami KORAL, Kemal İLERİCİ, Ekrem Zeki ÜN, Bülent TARCAN, v.d. ikinci; Sabahattin KALENDER, Nevit KODALLI, Ferit TÜZÜN, İlhan USMANBAŞ, Bülent AREL, İlhan MIMAROĞLU, v.d. üçüncü; Muammer SUN, Cenan AKIN, Cengiz TANÇ, Kemal SÜNDER, İlhan BARAN, Yalçın TURA, Ali Doğan SİNANGİL, v.d. dördüncü kuşak olarak bu alanda ürünler vermişler ya da vermeye devam etmektedirler. Bu kuşaktan sonra da yine bu alanda, giderek artan oranda bir çok besteci ürün vermeye devam etmektedir. Günümüzde ise bu alanındaki besteci sayısı 60'a yaklaşmıştır.

3.Popüler Müzikler

Popüler Müzikler, büyük ölçüde tüketim nesnesi olarak üretilmiş ya da böyle olmamasına karşın bir süre sonra bu tür bir özelliğe bürünmüş, biçimi kendine özgü sektörel işleyişin ölçütleri içinde yapılandırılan ki söz konusu ölçütlerin oluşumunda temel alınan değerler, belirli bir toplu kesimin kültürü içindeki beğeniye dayanmayıp, büyük ölçüde bileşik kültüre ait müziklerdir.

Popüler kültüre ait sanatsal ürünlerin çoğalmaları ve toplumun her kesiminde giderek yaygınlaşması Avrupa'da nasıl sanayi toplumu içinde somut biçimde yaşanmışsa, ülkemizde de sanayileşme çabaları ve ona bağlı olarak gelişen hızlı kentleşme, toplum içinde kendine özgü popüler kültürel bir atmosfer yaratmıştır. Popüler kültürün etkili olduğu geniş kitlenin, sanatsal uygulamalardan beklediği temel değerler, onların kolay anlaşılması, doğrudan kavranması ve derinlik gerektirmemesi, böylece sorgulama istememesi şeklinde özetlenebilir. Ülkemizde popüler kültür ürünleri, özellikle yirminci yüzyılın son çeyreğinde renklenmiş, nesne ya da görsel açıdan geniş bir çevreye seslenir olmuştur.

Hızla deÄŸiÅŸerek ilerleyen yeni kültürel oluÅŸumlar, “popüler kültüre ait sanatsal üretim” gibi metalaÅŸmış sanatsal ürünler anlamına gelen üretimler için elveriÅŸli ortamları oluÅŸturmaktadırlar. Popüler kültür ve bu kültüre ait müzikler (popüler müzikler) ülkemizde, böylesine bir atmosfer içinde toplumun her kesiminde büyük bir hızla yayılmış; 2000'e ulaşıldığında toplumun tamamına yakın bir orana ait müzik beÄŸenisine yanıt verme onu yönlendirme gücünü yakalamıştır.

Kaynak: Kültür Bakanligi

Not: Yukarida verilen bilgilerin hicbiri dogrulugu sorgulanip kanitlanmis bilgiler degildir. Kaynak olarak kullanmazdan önce mutlaka güvenilirliginin arastirilmasi lazimdir.


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: