Sistem saati: Pts Tem 07, 2008 3:33 pm

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: Neyzen Tevfik
İletiTarih: Çar Oca 18, 2006 8:16 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Oca 14, 2006 9:57 pm
İleti: 75
Konum: Türkiye
Resim

24 Mart 1879’da Bodrum’da doÄŸan Neyzen Tevfik’in asıl adı Tevfik Kolaylı’dır. Babasının memleketi Bafra'nın Kolay nahiyesi olduÄŸu için soyadı kanunuyla "Kolaylı" soyadını almış. Babası Rüştiye Mektebi muallimi Hasan Fehmi Bey, Annesi Emine Hanım’dır. Kendine özgü yergileri ve yaÅŸam biçimiyle adını duyuran Neyzen Tevfik, babasının görevli bulunduÄŸu Urla kasabasında, usta bir neyzen olan Berber Kâzım'la tanıştı ve ondan ney dersleri almaya baÅŸladı. Aynı günlerde de, ilk sar'a nöbetini geçirdi.

Bu arada okulu bırakan Neyzan Tevfik’i babası yatılı olarak “İzmir İdadisi”ne yazdırdı. Ancak sar’a nöbetlerinin yeniden baÅŸlaması üzerine okulu tamamen bıraktı. Ney’e duyduÄŸu derin sevgiyle İzmir Mevlevihanesi’ne girdi. Neyzen Tevfik, burada Tokadizade Åžekip, Tevfik Nevzat, Ruhi Baba, ve Åžair EÅŸref gibi pek çok ünlü isimle ile tanıştı ve onlardan Türkçe'nin yanı sıra Arapça ve Farsça dersleri aldı. Åžair EÅŸref, yalnızca dostu ve hocası olarak kalmayarak ona hicvin kapılarını da açtı. İlk ÅŸiiri bu günlerde, 13 Mart 1898'de “Muktebes” dergisinde yayımlandı.

1898 yılında, babası medrese öğrenimi için Neyzen’i İstanbul'a gönderdi ve Fethiye Medresesi'ne yerleÅŸtirdi. Ama Neyzen Tevfik, zamanını daha çok Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerinde geçirdi. Bu arada Mehmet Akif Ersoy'la tanıştı ve Mehmet Akif, dönemin seçkin müzisyen ve edebiyatçıları ile tanışmasını saÄŸladı. 1901 yılında, medrese giyimi olan cüppe ve ÅŸalvar yerine Akif'in verdiÄŸi setre pantolonu giymesi, akÅŸamları medrese dışında kalması ileri-geri konuÅŸmalara yol açınca, Fethiye Medresesi'nden ayrıldı. Önce Fatih'teki Åžekerci Hanı'na, sonra da ÇukurçeÅŸme'deki Ali Bey Hanı'na yerleÅŸti. Bu arada babasını tanıyan ve daha sonra Åžeyhülislam da olan Musa Kazım Efendi onu kendi derslerine kabul etti.

Onun sayesinde Neyzen Tevfik, Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Şair Şeyh Vasfi gibi edebiyatçılarla tanıştı. Mehmet Akif'le dostluğu süren Neyzen, Mehmet Akif'e ney öğretti; Mehmet Akif de Neyzen'e Arapça, Farsça ve Fransızca öğretti. Dost çevresi içinde artık İbnülemin Mahmut Kemal, Tevfik Fikret, Uşakizade Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tanburi Cemil, Hacı Arif Bey, Yunus Nadi de vardı.

1900 yılında, gramofon ticaretini ilk yapanlardan Gülistan Plâk Mağazası sahibi Hâfız Âşir Bey'le bir plâk doldurma girişimi oldu. Neyzen aşırı içkili olduğu için güçlükle doldurulan plâklar yine de basılıp piyasaya verildi. 1949'da yayımlanan Azâb-ı Mukaddes'e yazdığı önsözde belirttiğine göre, "yüze yakın plâk" doldurmuştur.

Öte yandan istibdata karşı olan gençlerle Sirkecideki İstasyon Gazinosu ve Güneş Kıraathanesi'nde bir araya gelir; yurt sorunlarına ilişkin ve istibdat karşıtı konuşmalar yaparlardı. Güneş Kıraathanesi'ne gelip gidenlerden Ziya Şakir, bir gün, sözü Eşref'ten açıp Jön Türk hareketinin önderlerinden Ahmet Rıza'ya getirerek Neyzen Tevfik'i konuşturdu ve tüm düşüncelerini öğrendi, ardından da ihbar etti. Gözaltına alınan Neyzen, sıkıntı dolu bir sorgulamadan geçirildi. Bu arada, daha önce tam otuz beş kez jurnal edilmiş olduğunu öğrendi. On beş gün sonra da serbest bırakıldı.

Serbest kaldıktan sonra kendisini Beyoğlu meyhanelerine attı. Bu esnada Sütlüce Bektaşi Tekkesi'ne devam ederek Şeyh Mümin Baba'dan nasip aldı. Siyasi baskının artmasından sonra yurt dışına gitmeye karar verdi ve 1902 yılında Mısır'a gitti.

Neyzen Tevfik'in Mısır'da geçen yıllarına iliÅŸkin olarak gerçekle gerçek olmayanı birbirinden ayırmak neredeyse imkansız. Ama geçimini neyi ile saÄŸladığını ve hicvetmeye devam ettiÄŸi biliniyor. Mısır’da bir arkadaşı ile Neyzenler Kahvehanesi açıp iÅŸletti. Özbekiye Saz Bahçesi'nde çalarken plâk da doldurdu. Jön Türklerle iliÅŸkili, bir dost toplantısında sarhoÅŸlukla tabancasını ateÅŸlediÄŸi ve duruÅŸmada yargıca "haksızlık yapıyorsunuz" dediÄŸi için altı ay hapse mahkûm edildi. Ancak yaptığı itiraz kabul edildiÄŸi için bir buçuk ay yattıktan sonra özgürlüğüne kavuÅŸtu. Bu arada Feride adlı Lübnanlı bir kadınla iki ay birlikte yaÅŸadı.

II. Abdülhamit için yazdığı "Abdülhamid'in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun" adlı hicvini İstanbul Kıraathanesi'nde okuyunca tutuklanmak istendi fakat çevrenin işe karışması ile kurtuldu. "Türk Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki Düşünceleridir" başlığı ile gazetelerde yayımlanan yazı nedeniyle hakkında tutuklama kararı verildi. Kurtulmak için de "Kaygusuz Sultan" adlı bektaşi tekkesine sığındı.

II. MeÅŸrutiyet'in ilânıyla Mısır'dan ayrıldı ve İzmir'e döndü. Daha sonra da İstanbul’a geçti. ÇemberlitaÅŸ'ta bir han odasına yerleÅŸen Neyzen Tevfik, seyretmek için gittiÄŸi ve Ferah Tiyatrosu'nda sergilenen "Sabah-ı Hürriyet" adlı oyunun İttihat ve Terakki'ce yasaklanması üzerine yaptığı konuÅŸma yüzünden tutuklandı. Ardından kısa bir süre sonra da serbest bırakıldı.
Neyzen Tevfik 1910 yılında "sarıklı bir zâtın kızı olan Cemile hanımla", kardeşinin ve babasının karşı çıkmasına karşın, annesinin ısrarı ile evlendi ve bir kızı oldu. Ancak yürümeyen evliliği, kızı Leman henüz üç aylıkken kayınbabasının eşini alıp götürmesiyle son buldu.

I. Dünya Savaşı yıllarında, Askeri Müze'nin kurucusu Muhtar Paşa'nın emrinde ve Mehterbaşı olarak askerlik yaptı. Düzenle başı hoş olmayan Neyzen Tevfik, herhangi bir meseleden dolayı Muhtar Paşa ile kavga etti ve askerden çıkarıldı. Daha sonra, dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın yalısında Mehter takımının verdiği konseri izleyen Almanya'nın Romanya'daki Kuvvet komutanının ilgisini çekti. Bazı kaynaklarda da onun çağrılısı olarak Romanya'ya gittiği yazılır. Romanya'da piyano eşliğinde konser verdi.

1919 yılında, ilk kitabı “Hiç”i yayınlandı.

1923 yılında Ankara'ya gitti ve kardeÅŸi Åžefik Kolaylı'nın yanında 4-5 ay kaldı. Ulusal KurtuluÅŸ Savaşı'nı ve Mustafa Kemal'i yücelten ÅŸiirler yazdı bu sırada. 1924 yılında, arkadaşı Hasan Sâit Çelebi'nin de yardımları ile yazdıklarını “Azâb-ı Mukaddes” adı altında forma forma yayımlamaya kalkıştı ancak giriÅŸim baÅŸarılı olmadı ve iki formadan sonra noktalandı.

1926 yılında Atatürk'le tanışan Neyzen Tevfik, 1927 yılında sa'ra nöbetleri ve alkol yüzünden artık sık sık gideceği Toptaşı Tımarhanesi ve Zeynep Kâmil Hastanesi'nde tedavi görmeye başladı. 1928 yılında, ski dostu Mehmet Akif'i görmek için tekrar Mısır'a gitti ve bir yıla yakın bir süre yanında kaldı.

1930’lu yıllarda, ekonomik destek olsun diye, Vali ve Belediye Reisi Muhiddin ÜstündaÄŸ'ın giriÅŸimi ile Konservatuvar'da görevlendirildi. 1940’lı yıllarda doktoru olduÄŸu kadar dostları da olan Mazhar Osman ve Rahmi Duman'ın aracılığı ve ValiliÄŸin oluru ile Bakırköy Akıl Hastahanesi'nin 21 nolu koÄŸuÅŸu ona ayrıldı. İstediÄŸi zaman gelir, yatar, dinlenir ve çıkar giderdi. Rahmi Duman, Neyzen Tevfik'le ilgili ÅŸunları yazmış; "Onu yakinen tanımak mazhariyetine 1932’de erdim. O tarihte genç bir asistan olarak Bakırköy Akıl Hastahanesi'ndeki 18 numaralı serviste (ehline) açmış olduÄŸu ÅŸiir ve felsefe kürsüsünün hevesli ve usanmak, yılmak bilmeyen bir talebesi olmuÅŸtum."

9 Mart 1946'da, basın yararına düzenlenen bir konserde ney çaldı ve yaptığı taksimlerle izleyicileri büyüledi. 1949 yılında, dostlarından İhsan Ada, Neyzen Tevfik'in eserlerini, onun gözetimi altında, “Azâb-ı Mukaddes” adı ile kitaplaÅŸtırdı. 1951 yılında “Onu Affettim” adlı bir filmde önemli bir rolde gözüken Neyzen Tevfik, “AÄŸlayan Åžarkı” adlı bir baÅŸka filmde ise, Suzan Yakar'la oynadı.

1952 yılında, arkadaÅŸlarının ısrarı ile Åžehir Komedi Tiyatrosu'nda jübilesini yaptı. 1930'larda İstanbul Belediye'sinin baÄŸladığı yardım aylığını saymazsak Neyzen'in düzenli bir geliri hiç olmadı. Neyzen Tevfik'in söylenceleÅŸen yaÅŸamı 28 Ocak 1953'de son buldu. Cenaze namazı BeÅŸiktaÅŸ'ta Sinan PaÅŸa Camii'nde kılındı. Caminin avlusundan taÅŸan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarını doldurdu. Memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoÅŸlar, sokak serserileri ve bin bir çeÅŸit insan bir arada uÄŸurladılar Neyzen'i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten hepliÄŸe…

Ne hayatı, ne dünyayı, ne de kendisini "hiç" kavramıyla ifade etmek deÄŸildi onun yaptığı. O, karşıtlıkların birbirini var ettiÄŸi algılayışımızda, var oluÅŸ derinliÄŸinin sarhoÅŸluÄŸu içinde arayışını sürdürürken “Hiç” olanı fark etmiÅŸti. Para-pul, mal-mülk, ÅŸan-şöhret elinin tersiyle ittiÄŸi ÅŸeylerdendi. AdaletsizliÄŸe, çıkarcılığa, kör inançlara, baskıya, otoriteye, din istismarına sert ve etkili bir üslupla hicivlerinde ve hayatında baÅŸ kaldırdı. Boynunda eski yazıyla “Hiç” yazardı.



Kaynak : http://www.kimkimdir.gen.tr
http://www.sodev.org.tr

_________________
"Yedi derviş bir posta oturur, iki hükümdar bir dünyaya sığmazmış ..."


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: