Sistem saati: Pts Tem 07, 2008 3:24 pm

Tüm zamanlar UTC





Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 6 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: BİR TÜRKÜ BİN REZALET
İletiTarih: Çar Haz 14, 2006 8:45 pm 
Editör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 08, 2006 8:36 am
İleti: 620
Konum: İstanbul
Halil Atılgan

“ Geleneklerimizin en güzellerinden olan halk musikimiz ve halk oyunlarımız, şüphe yok ki dünya ölçüsünde, müstesna bir mevkidedir. Oya gibi iÅŸlenmiÅŸ ezgilerin, figürlerin intizamı, tabiliÄŸi, konunun içine daldıkça insanı kendine hayran bırakıyor.

Uzun havalar, güzellemeler, ilençler, ağıtlar, yiğitleme ve koçaklamalar, öğütler, zeybekler, halaylar dinledikçe seyredildikçe buram buram yağmur yemiş toprak kokusu getiriyor yurdun dört bir yanandan.

Hâl böyle iken, bu hazine üstüne gereÄŸince eÄŸildiÄŸimiz iddia edilemez. Balığın denizde yaÅŸayıp da denizi bilmediÄŸi gibi, biz de bu büyük hazinenin içinde olmanın rahatsızlığı ile onun gerçeklerinden habersizi” diyor rahmetli Nida Tüfekçi hoca. (Türk Halk MüziÄŸi ve Oyunları Dergisi sayı:2 sayfa 49-l982)



Sayın Mehmet Özbek bu konudaki rahatsızlığını şöyle dile getiriyor.

“ Sedir aÄŸalar

Tabanda sedir aÄŸlar

Ârif gitti cahil kaldı

Onun için sedir ağlar.

Hoyratın ilk dizisini geçersek, son iki dize bu gün, kültürümüzün her alanında olduğu gibi, Türk Halk Müziği alanında da gerçekleri yansıtmakta.

Bir yer, bir makam, bir konu, Âriflerin gidip de cahillerin kalması yüzünden ızdırap içindedir, demek istiyor.

Evet . . . balık denizde yaÅŸayıp da denizi bilmezse , ârifler gidip de cahiller kalırsa : Mihraç’a bedraÅŸ, haslete hasret, kaddine kadrin diyenler türeyecektir ülkemizde. MüziÄŸimiz de eÄŸlence aracı olmaktan ileri gitmeyecektir.

Türk Müziği söz unsuruna dayalıdır. Yani söz hep birinci plandadır. Bu, Arabesk

Müzikte daha fazla kendini göstermiÅŸtir. Yayınlanan “Neden Arabesk” kitabımda çoÄŸunluk Arabeks’i sözleri için dinlediÄŸini vurgulamaktaydı. MüziÄŸimizde söz ön planda olmasına ramen, hiç de sözler dinlenmiyor, sözün ifade ettiÄŸi anlam deÄŸerlendirilmiyor. EÄŸer müzik biraz hareketliyse hemen baÅŸlıyorlar gerdan kırarak göbek atmaya, ve tempo tutmaya. İsterse tempo tutuÄŸu eser çaya gider” Gelin AyÅŸe’yi gelin Ümmü’yü, çocuÄŸuna ninni söyleyen, askerdeki oÄŸluna türkü yakan bir ananın feryadı olsun. Dinleyici ve icracı için bunların hiç biri önemli deÄŸil. önemli olan o zaman akışında sanatçının kendini beÄŸendirmesi, seyircinin de eÄŸlenmesidir.

Eğer sanatçı; bu tempo tutturma performansını yakalayamamış, sevinci de sessiz sessiz söylenileni dinliyorsa, o ortamı sağlamak için çeşitli çarelere baş vurur. Kendince seyirciyi coşturmak için elinden geleni yapar.

Bir ana düşününü tahta beşiğe çocuğunu yatırmış ninni söylüyor.



Atam tutem men seni

Åžekere gatem men seni

AkÅŸam baben gelende

Öğne atem men seni



Hop hopin olsun oÄŸlum

Gül topin olsun oğlum

Sıralı kavak dibinde

ToyliÄŸin olsun oÄŸlim



Ev süpüre toz ede

Hamame gide naz ede

Sevdiğini görünce

Alttan alttan göz ede.



Sizler; Van-Erciş yöremize ait bu ninni türü türkümüzü dinlerken , şal örtülü tahta bir beşik, yavrusunu uyutmak isteyen, diğer çocuklarına da gürültü ettirmeyen bir ana düşüneceksiniz. Ananın çocuğunun uyutmak için döktüğü dilleri, şefkatini arayacaksınızdır. Öyle dolması gerekir. Zira türküde yaşanmak istenilen duygu da budur.

Ama sahnede bu türküyü okuyan sanatçıya kulak verelim.

“ Åžimdi sizleri Van-ErciÅŸ yöresinden hareketli bir türkü. Lütfen hep beraber” diyerek türküyü anos eder. İcraasında da, herkese tempo tutturarak , coÅŸturmaya çalışır. BaÅŸladığı tempoyla da bitirir. Fakat. Çocuk da uyanır.

Anlamla icraat birbirine ne kadar aykırı.

Halk Muzikîmizde : adına filimler çevrilen , senaryolar yazılan çok meşhur bir türkümüz vardır. Boş beşik. Her ne kadar bilinse de hikayesini kısaca nakletmeye çalışacağım.

Rivayete göre, vakti zamanında bir aşiret beyi allı şanlı düğün yaparak evlenir. Evlilik ona mutluluk ve huzur getirir. Eşini çok sever. Fakat bir türlü çocuğu olmaz. Durumdan rahatsız olan oba halkı sızlanmaya başlar. Bir gün beş gün derken artık dayanamazlar.

AÅŸiret reisine;

“ -A beyimiz, soylu, hoylu, civan beyimiz. İyisin hoÅŸsun fakat, bak çocuÄŸun olmuyor. Allah gecinden versin ama yarın sen ölürsen bize kim beylik edecek, kimin buyruÄŸuna riayet edeceÄŸiz” derler

Bey;

-Allah büyüktür . Bana da bir oğlan çocuğu verir elbet der.

Der demesine ama dediÄŸine kendisi de inanmaz.

Aradan günler, aylar, yıllar geçer. Beyin çocuğu olmaz. Oba halkı da beyi evlendirmeye karar verir. Bey eşini çok sevmesine rağmen, oba halkının töresine karşı gelemez.

Aranır , taranır, beye layık bir kız bulunur. Eşi de karara boyun eğmek zorunda kalır.

Yeni geline düğünler kurulur. Çalınır, söylenir. Her şeye rağmen eski eşi misafirlere hizmette kusur etmez. Düğüne gelenleri usulu adabınca ağırlar. Düğün biter. Gelin gerdeğe girer.

Beyin eski eÅŸi daÄŸlara düşer. AÄŸlar , döğünür. TaÅŸla , toprakla , yabani hayvanlarla konuÅŸmaya baÅŸlar. Çaydan geçerken bebeÄŸe benzeyen bir taÅŸ görür. Tülbentiyle beler , kundaklar. Yavrum diye baÄŸrına basar. Hem aÄŸlar hem de Allaha’a ve bütün ululara, aktaÅŸa can vermesi için yalvarır.



AktaÅŸ diye belediÄŸim

Tülbentime doladığım

Hak’tan dilek dilediÄŸim

Mevlam bu taÅŸa can versin



Yoldan geçen yolcu kardeş

Ben kimlere olam sırdaş

KırÅŸehir’de Hacı BektaÅŸ

Mevlam bu taÅŸa can versin



Bebeksiz oldum divane

Ben ağlarım yane yane

Konya’da Ulu Mevlana

Mevlam bu taÅŸa can versin



Yoldan giden yolcu baba

Sırtında var yeşil aba

Osmancık’ta Koyun Baba

Mevlam bu taÅŸa can versin



diyerek bu türküyü yakar.

Bu türkümüzü televizyonda , radyoda veya herhangi bir yerde alkış temposu eşliğinde dinlerseniz, göbek atıldığını görürseniz hiç şaşmayın. Sanatın ve sanatçının bol, sanat adına yapılan her şeyin farz olduğu bir ülke.

Bir zamanların çok flaş bir parçası vardı.

Allah Allah Allah bu nasıl sevmek

Allah Allah Allah bu nasıl sevmek

Bu şarkıyı meyhanede dinleyip içip ağlıyor, aynı parçaya düğün salonunda bir başkası göbek atıyor. Herkes birlik, şarkı veya türkü sözüyle bütünleşerek bir anlam ifade eder. Hüzünlü , kederli, neşeli veya coşkulu.

Eğer bir şarkıya meyhanede içilip ağlanıyorsa, aynı parçaya düğün salonunda oynanıyorsa, burada bir tıkanıklığın olduğunu söylemek gerekir. Zira şarkılar ve türküler insanlar gibi iki yüzlü değildir. Burada iki yüzlünün kim olduğunu düşünmek gerekir.

Halk Musikîmizde ağıtların icraası da ayrı bir yaradır. Vereceğim örnekler ağıt olarak yakılmış türkülerimizdendir.

I-Celal OÄŸlan’ın Ağıtı

II-MamoÅŸ’un Ağıtı

Celal Oğlan Sivas, Mamoş ise Elazığ yöresine aittir.

I. Türkünün sözlerinden birkaç dörtlük.



İpek mendil dane dane

Yudular serdiler güne

Ana Celal’ı vurdular

Başucunda döne döne Celal oy oy



Evlerinin önü yonca

Yonca kalkmış dam boyunca

Bu yoncayı kim biçecek

Celal oğlan olmayınca Celal oy oy



Evlerinin önü kare

Selam söylen celal yare

Nişanlısını eller almış

Bulunmaz mı buna çare Celal oy oy



II. türkünün sözleri de şöyle



Pencereden bir taÅŸ geldi

Ben sandım ki Mamoş geldi

Uyan MamoÅŸ uyan uyan

Başımıza ne iş geldi



Eyvah MamoÅŸ Eyvah MamoÅŸ

Tabib getir imdada koÅŸ



Penceresi yeÅŸil yaprak

MamoÅŸ gider kara toprak

Kör olasın Bekir Hoca

Yattığımız kara toprak



Di kalk MamoÅŸ di kalk di kalk

Başılıza yığıldı halk



Mamoş palton tutayım mı

Hayrın için satayım mı

Mezarında boş yer var mı

Ben de girip yakayım mı



Eyvah MamoÅŸ eyvah mamoÅŸ

Tabib getir imdada koÅŸ.



Örnek olarak verdiÄŸim bu iki türkü çok popilerite kazanmış ezgileri ise hâlâ kulaklardadır. Esas mesele türkünün meÅŸhur olması, ezginin kulaklarda kalması deÄŸildir. Mesele türkünün icraası ve dinleyicisidir. Bu türkülerin ağıt olduÄŸunu bilmeyen icraacı kiÅŸiler, hiç bir zaman anlatıma dikkat etmezler. Hâlbuki türkünün sözleri incelenmiÅŸ olsa , analiz edilse, yorumlamanın nasıl olacağı konusunda bir kanaat sahibi olacaklardır. Ama sanatçı dediÄŸimiz, kiÅŸi, bunu incelemekten yoksun, sözlerini inceleyerek bir kanaata varamıyacak kadar “ Kara yakalıysa” ; İşte o zaman” Eyvah MamoÅŸ eyvah eyvah” tâ ki “ Celal oy oy “ da ki feryadı, figanı anlayamayacak. Dolayısıyla “ sivrisinek de saz” olacaktır. Bu ağıt tarzı türkülerimiz okunurken , tempo tutan, tutturana, göbek atan, atana, kiÅŸilere sormak lâzım. Siz MamoÅŸ’un mu, Celal’in mi hangisinin vurulduÄŸuna , öldüğüne, öldürüldüğüne seviniyorsunuz Yoksa sizin sevinç tezahürünüz ağıt olan bir türkünün namelerine göbek atarak oynamak mı? Benim” Celal oy oy “ diye inleyen bir feryadın karşısında göbek atanları gördükçe, tüylerim arşı alaya yükselmektedir. Hele bu türküyü okuyan bayansa ve de giysisi çok dekolteyse, seyircilerle birlikte kendisi de göbek atıyorsa, ne yapacağımı ÅŸaşırıyorum. Oflarım gırtlağıma düğümleniyor, düğümleniyor. Düğümleniyor. Sayın B. Bilge Tokel’in JOYCE OKİRKEN AREBESK DİNLEMEK adlı makalesinde “ Ümit YaÅŸar, Kerime Nadir, Barbara Cartland vs. okuyorsanız, Türk Sanat MüziÄŸi’nin günümüzdeki fantezilerinden zevk alabilirsiniz, ancak; Ama Joyce okurken arabesk dinleyen aydınların varlığını bilmek insana acı veriyor” diyor. Benim acım ise ağıt türü türkülerimize göbek atanları gördükçe bin beter oluyor.

Halk Musikimizde dini içerikli ezgilerin çalınıp söylenmesi de ayrı bir yüz karası. Bu ezgilerin ifade ettiği anlamlarla icra edildiği mekanlar mevcut durumlarla karşılaştırılırlarsa karşımıza utanç verici tablolar çıkar.

Hatırlanacaktır, bir zamanların çok meÅŸhur türküsü “ Sabahın seher vaktinde Ali’yi gördüm Ali’yi” Bu sözler aslında Kul Himmet’e aittir. Kul Himmet’in



Dün gece seyrim içimde

Ben Dede’m Ali’yi gördüm

EÄŸildim niyaz eyledim

Düldül’ü nalını gördüm



Kanber’i durur sağında

Salınır Cennet Bağında

Ali Musa Turdağında

Ben Dede’m Ali’yi gördüm.



Üç çereğ yanar şişede

Arslanlar gizli meÅŸede

Yedi iklim dört köşede

Ben Dede’m Ali’yi gördüm



Yüce dağlar boran coşkun

Kul Himmet aşkına düşkün

Cümle meleklerden üstün

Ben Dede’m Ali’yi gördüm



şiirinin sözleri değiştirilerek aşağıdaki şekilde düzenlenmiş ve de bestelenmiştir.





Sabahın seher vaktinde

Ali’yi gördüm Ali’yi

Yüzümü dizine sürdüm

Ali’yi gördüm Ali’yi



Ali’yi gördüm meÅŸede

Kırk mum yanar bir şişede

Yedi iklim dört köşede

Ali’yi gördüm Ali’yi



Ali’yi gördüm çağında

Güller açar dost bağında

Musa ile Turdağı’nda

Ali’yi gördüm Ali’yi



Bu parça kasetin olmadığı dönemde plâk yapıldı. Herkes bu parçayı plâğa okudu. En son okuyan da sanırım Zeki Müren’di. O plâk nerelerde çalınmadı ki. Genelev patronlarının masasında , çalışan kadınların odasında, barlarda, pavyonlarda, içkili içkisiz bütün eÄŸlence yerlerinde çalınıp söylendi. Bu ezginin söz ve müziÄŸinin yapan kiÅŸiler, bu kadar ele ayaÄŸa düşeceÄŸini düşünselerdi, sözünü yazmazlar, bestesini yapmazlardı. Görülüyor ki ezginin içeriÄŸiyle icraası çok farklı. Zira ÅŸiirde geçen Ali geliÅŸigüzel bir isme münhasır deÄŸildir. Bir ulviyeti, kutsuyeti vardır. Zira bahsedilen isim Hz. Ali’dir. Åžiirde Ali’ye övgü vardır. Ali’ye ihafen söylenmiÅŸ bir deÄŸiÅŸtir. DeyiÅŸ türü parçaların nerede ne zaman çalınacağı toplumumuz tarafından çok iyi bilinmemektedir.

Şimdi, radyo ve televizyonlarda, bilûmum eğlence yerlerinde alkış temposu eşliğinde çalınıp söylenen ve de oynanan dini içerikli bazı türkülerimizin sözlerini inceleyelim.

l. Türkü

Vardım Kırklar Kapısına

Baktım Cennet Yapısına

Tapmışam Hak Kapısına



Evel Allah ahir ahir Allah

Dönemem Estağfurullah

Benddeyem Allah eyvallah

İmanım Amentü billah



Eridir dağları taşı

Akıttım gözümden yaşı

Ali’dir imamlar başı

Bağlantı

Pir elinden içtim dolu

Öğrendim erkanı yolu

Emnûyette mumin kulu

Bağlantı

Davut Sultan canlar canı

Mevlana Mahmut hayranı

Pirimdir Veysel Karanı

Bağlantı



II. Türkü



Daha senden gayrı aşık mı yoktur

Nedir bu telaşın vay deli gönül

Hele düşün devri Adem’den beri

Neler gelmiş geçmiş say deli gönül



Şu fane dünya da umudunu yüz

İnanmazsan var kitaba yüzbeyüz

Evin mezaristan malın bir top mez

Daha duymadınsa duy deli gönül



Gördüm iki kişi mezar eşiyor

Gam gasevet gelmiş baştan aşıyor

Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor

Gelde bu rüyayı yor deli gönül



Günde bir duman çöker serime

Elim ermez gidem kısbû karıma

Kendi bildiÄŸine doÄŸrudur deme

Var iki kâmile sor deli gönül



Mevla’m kanat vermiÅŸ uçamıyorsun

Bu nefsin elinden kaçamıyorsun

Ruhsati dünyadan geçemiyorsun

Topraklar başına vay deli gönül



Birinci türkünün sözü ve müziÄŸi Tercanlı Âşık Davut Sulari’ye; ikinci türkünün sözü ise Ruhsati’ye aittir. Her iki parça da söz olarak incelendiÄŸinde ulvi özelliklere sahip olduÄŸu görülecektir. Onun için çalınıp söyleneceÄŸi yerinde ulvi özellikler arz etmesi gerekir. Bu türkülerimiz Alevî cemaatlerinde dini vecibe gereÄŸi dua mahiyetinde icra edilen deyiÅŸlerdir. Bu türkülere göbek atıp, gerdan kırarak asla oynanmaz. Oynanmadığı gibi her yerde çalınıp söylenmez. Alkış temposu tutarak da icra edilmez. Zira amacına uygun deÄŸildir.

Åžimdi günümüzde çok meÅŸhur olmuÅŸ bir türküyü örnek vermek istiyorum. “ Bugün bize pir geldi” Bu türkü için Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı Türkiye’de Alevîlik BektaÅŸilik kitabının 354. Sayfasında aynen şöyle diyor:



“Zakirler dededen destur isteyerek düvaza baÅŸlarlar.

Bugün bize pir geldi

Gülleri taze geldi

Önü sıra kamberi

Ali el Mürteza geldi



Eyvallah Åžah’ım eyvallah

Hak Leilahe illallah

Eyvallah pirim eyvallah

Adı güzel güzel Şah



Padişahım karadan

Hak’tır bizi yaradan

Ben pirimden vaz geçmem

Bin yıl geçse aradan



Eyvallah Åžah’ım eyvallah

Hak Leilahe illallah

Eyvallah pirim eyvallah

Adı güzel güzel Şah



Ali bizim şahımız

Kâbe Kıblegâh’ımız

Miraç’taki Muhammed

O bizim padişahımız



Eyvallah Åžah’ım eyvallah

Hak Leilahe illallah

Eyvallah pirim eyvallah

Adı güzel güzel Şah



Düvaz bitince Cem evinde bulunan bütün canlar bir ağızdan



Lâilahe illallah

Ali Mürid Ali Şah

Ali Hayder Ali Åžah

Ali Esed Ali Åžah

Ali Åžir’dir Ali Åžah

Eyvallah şahım eyvallah

Lâilahe illallah

Åžeklindeki yedi mısralı tevhidi üç defa tempo ile koro hâlinde okuyup, alınlarını yere koyarak secdeye varırlar” diyor ve dip notunda da ÅŸiirin Kul Himmet’e ait olduÄŸunu, Cem Ayinlerinde düvaz olarak okunduÄŸunu vurguluyor.

“ Bu düvaz kelimesi, BektaÅŸiler ve Alevîler arasında bir semboldür. Yedisinden yetmiÅŸine kadar her BektaÅŸi ve Alevî düvaz bilir ve okur. Düvaz okunurken, kadın erkek herkes iki dizi üstüne gelip ellerini kalpleri üzerine basarak kemal-i huÅŸu ile dinler ve Allah Allah Allah diye hazin hâzin fısıldarlar. “ (M. Tevfik Oytan, BektaÅŸiliÄŸin İç Yüzü, s. 23.)

Cemde ilk edebi ürün “ Düvaz-İmam” adını taşıyor. Farsça’nın etkisiyle kimi yerlerde “ Düvazdeh İmam” olarak da söylenen bu ÅŸiir türü, cemlerde dua yerine geçiyor. “ (Nejat BirdoÄŸan-Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevîlik, s. 404)

Sayın Nejat BirdoÄŸan Hoca ile yaptığımız bir telefon konuÅŸmasında Hoca, “ Bu gün bize Pir geldi” türküsünün semah olduÄŸunu söylüyordu. Åžayet bu semahsa; Hacı BektaÅŸ-ı Velî Makalat adlı eserinde semahla ilgili düşüncelerini şöyle dile getirmiÅŸ: “ Semah âriflerin aleti, muhitlerin ibadeti, taliplerin maksududur. Hakkaki, bizim semamız oyuncak ÅŸey deÄŸil. İlahi bir sırdır. Mecazi deÄŸildir. O kimse ki semaı bir oyun sayar. O, cifedir. Namazı kılınır kimse deÄŸildir. “ (Nejat BirdoÄŸan- Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevîlik, s. 458)

“ Semah yani sema, devranı, bir nevi rakstır. Fakat bu raks, düğünlerde, bayramlarda, tiyatrolarda, barlarda seyredegelmekte olan dans, hora, zeybek, çifte telli gibi sırf eÄŸlenceden sayılan oyunların hiç birisiyle kıyaslanamaz. Bu (Nevi ÅŸahsına münhasır) ilahi bir vecd aÅŸk yaratan manevi bir haleftir ki temaÅŸa edenler bunun zevk ve lezzetine doyamazlar.

Bu, öyle bir hengamedir ki ve o kadar temiz ve ilahi bir ÅŸevkle oynanır ki, bu cemiyette bulunanların hiç birinin fikrinden fena bir niyet geçmez ve geçemez. Orada süfli ihtirasa yer yoktur. Oradaki canlar (Fena fillah) makamına dalmış, zahir aleminden sıyrılmış, batın alemine girmiÅŸlerdir. Orada ancak ve ancak AÅŸkullah, Åževkullah, İllallah vardır. “ (M. Tevfik Oytan- BektaÅŸiliÄŸin İç Yüzü, s. 23-24)

“ Semahlar istenildiÄŸinde ulu orta yerde oynanacak bir eÄŸleti oyunu deÄŸildir. Bu bir ayin törenidir. . . bir cem yaptırımıdır. . . bir felsefenin, bir inancın oyun ve müzik olarak gönüllere, duygulara ve beyinlere yansımasıdır. Allı pullu renkli giysiler içinde sergilenen ne Çorum’un Dilla’sı ne de Elazığ’ın Çayda Çıra’sıdır. Semahları, yöresel halk oyunlarının yanına koyamazsınız. . . koymayı bir yana bırakınız. . . aklınızın köşesinden geçirmeniz yanlış. . . Yine de bunda inat ediliyorsa, o zaman buyurun biraz da repertuvarınıza Mevlevî Semah’larından da katın da çorbanın tuzu eksik olmasın. Åžimdiye dek hiç bir halk oyunları derneÄŸi, Mevlevî Törenlerinin baÅŸ oyunu olan “ Sema” yı bir halk oyunu gibi düşünüp programlarına almamışlar ve öğrenmek gibi bir çabaya da girmemiÅŸlerdir.

Öyleyse kökleri ta Orta Asya Kültür ve çok Tanrı’lı inançlara ve Mezopotamya, Horasan Kültürüne dek uzanan bu kutsal dansın yozlaÅŸmasını ve yok olup gitmesini önlemek için tüm Alevî-BektaÅŸi düşüncesini benimsemiÅŸ bu yola yoldaÅŸ olmuÅŸ gönül erlerine, aydınlara iÅŸ düşmektedir. İsa öncesinden çıkıp gelen böyle bir kültürü yaÅŸatalım. . . bozuk ellere teslim etmeyelim. Oyuncak yapmayalım. “ (İlhan Cem Erseven-Cem Dergisi-Semahımızı YozlaÅŸtırmayalım makalesi sayfa 26 sayı 17)

Görülüyor ki semah, düvaz, deyiş, nefes, ilahi türü ezgilerimiz, dini vecibeler gereği çalınıp söylenen, oynanan parçalar olarak karşımıza çıkmakta. Dolaysiyle sanatçı dediğimiz kitleye de çok iş düşmektedir. Bu tür bir ezgiyi repertuvarına alan sanatçı, sözlerine, temasına, türüne bakarak değerlendirecek, sözlerini, kelimelerini analiz edecek, demek istediği anlatımı çıkararak nerede ne zaman okuyacağına karar verecektir. İşin doğrusu budur. Bu da bir kültür işidir. Peki nerede böyle kültürlü sanatçı. . . Nerede. . . Nerede. . (Müstesnalar tenzih edilir. )

Ben, daha önce örneklediÄŸimiz “ Bu gün bize Pir geldi” ezgisini televizyonlardan üzülerek, yüzüm kızararak dinlemek, seyretmek durumunda kaldım.

Üzüldüm: Yarı çıplak bir kadın, ÅŸiÅŸirme göğüsleri dışarı fırlamış, etrafına ÅŸehvet saçmaya çalışan, oynayarak dinleyenlere tempo tutturan, ÅŸerefe bardak kaldırarak “ Eyvallah Åžah’ım eyvallah, Hak Lâ İlâhe İllâllah” diyordu.

Yüzüm kızardı:



Ali bizim Åžah’ımız

Kâbe Kıblegâhımız

Miraç’taki Muhammed

O bizim padişahımız

dörtlüğündeki “ Miraç” yerine “ BEDRAÅž” sözünü kullanarak “ BedraÅŸ’taki Muhammed” ÅŸeklinde icraa ediyordu. Bu türküyü okuyan çok meÅŸhur iki sanatçımız. . . (M. Gürses-İ. Tatlıses) Önce “ MİRAÇ” ın ne demek olduÄŸunu öğrenip sonra türküyü okumaları gerek. Bir baÅŸkası haÅŸa “ Ali AÄŸa Rafinerisindeki Muhammed” diye okuyarak kendileriyle alay ederler sonra.

Özel tv’ler, radyolar yayınlarınızda bu parçaları programlarınıza koyarsanız, iÅŸi bilen birisi, yayın yönetmeninize “ Ben bunu Miraç biliyorum, bedraÅŸ da nereden çıktı diye sizi rezil ederse hiç ÅŸaÅŸmayın.

Konu türkü sözü yanlışlıklarından açılmışken, Sy. B. Bilge Tokel’in TRT yayınlarında tespit etmiÅŸ olduÄŸu kayda deÄŸer, sanatçıların yüz karası ve de affedilmeyecek bir yanlışı, olduÄŸu gibi nakletmek istiyorum.

“ Geçen yıllarda dillerden düşmeyen Çorum dolaylarının güzel bir uzun havası var. Gayrı dayanamam ben bu hasrete diye baÅŸlayan bu türkümüzün sözleri o kadar yanlış okunuyor ki. . . Özellikle ÅŸu dörtlüğü:

Sen gidersen kendim berdâr ederim

Bülbül gül dalına konmaz niderim

Elif kaddim büker kemed ederim

Ya beni de götür ya sen de gitme.

Radyolarımızda üçüncü mısra şöyle okunuyor:

Elif kadrin büker kemed ederim



Söyleyen ÅŸahıs KADD kelimesini bilmediÄŸi için, ona en yakın kelime olan KADR’i kullanıyor. Hâlbuki, KADR ile KADD’in hiç bir ilgisi yok. Çorum’lu Aşık Hüseyin’e ait olan bu ÅŸiirde, klâsik (divan) ÅŸiiriyle, halk ÅŸiirinin birleÅŸtiÄŸini görüyoruz. Åžair, teÅŸbih ve tenâsüp sanatını ustalıkla kullanıyor. Eski yazı bilenler hatırlıyacaklardır: (he) harfinin yazılışı, form olarak kemende benzer. Ayrıca Elif’i kadd’e, yani boya bosa; beli bükülmüş insanı da (he) harfine benzeterek, ÅŸair (elif) ve (he) harfleriyle bir “ ah” yazmış oldu. Yani sen gidersen âh ü figân ederim, feryad ederim demiÅŸ oldu. Zaten birinci mısradaki berdar ederimin (kendimi dara çekerim, asarım) anlamı, söz konusu mısraa böyle bir mânâ gerektiÄŸini açıkça gösteriyor. “ Gazi Üniversitesi Yayınları-Milli Kültür Ve Gençlik Sempozyumu Bildirileri-1985)

Görülüyor ki: Cehalet devletin her kademesine baÄŸdaÅŸ kurmuÅŸ, hiç de istifini bozmadan oturuyor. 60 milyona hitap eden ve de adına “ sanatçı” dediÄŸimiz zevat MİRAÇ’a BERDAÅž, KADD’ine KADRİN, HASLET’e HASRET diyor. Toplumumuzun dini vecibeler gereÄŸi çaldığı, söylediÄŸi ilahi, deyiÅŸ, semah, düvaz ve nefesler bilumum eÄŸlence yerlerinde çalınıyor, okunuyor, ÅŸerefe kadeh kaldırılıyor, gerdan kırıp göbek atılıyor.

Deveye sormuÅŸlar.

- Sanatın nedir? Ne iş yaparsın?

- Terziyim.

- Oooo. . . Terzilik de sana çok güzel yakışır.

- Oooo. . . Doğrusu bize de bu yakışır.



Not: Bu çalışmamda arÅŸivinden yararlandığım Sy Mehmet Özbek’e, Alevîlik Kültürüyle ilgili, zaman zaman fikrine baÅŸ vurduÄŸum Sy. Nejat BirdoÄŸan ve İlhan Cem Erseven’e, Türkü sözlerini bulmamda yardımcı olan Erkan Sürmen ve Salih Turhan’a teÅŸekkür ederim.



KAYNAKÇA:

BirdoÄŸan Nejat : Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevîlik, İst. 1990

Bozkurt Fuat : Semahlar-Alevî Dinsel Oyunları, İst. 1990

Coşan Esat : Makâlât-Hacı Bektaş Velî, Ankara 1990

Eröz Mehmet : Türkiye’de Alevîlik BektaÅŸilik, İst. 1977

Erseven İlhan Cem: Samahlarımızı Yozlaştırmayalım, Cem Der. Sayı 17 Sayfa 25 İst. 1992

Fığlalı Ethem Ruhi : Türkiye’de Alevîlik BektaÅŸilik, Ankara 1990

Kaya DoÄŸan : Sivas’ta Aşıklık GeleneÄŸi ve Aşık Ruhsati, Sivas 1994

Oytan M. Tevfik : Bektaşiliğin İç Yüzü, İst. 1970

Özbek Mehmet : Folklor ve Türkülerimiz, İst. 1975

Özbek Mehmet : Ayak Üzerine, Türk Halk Müziği ve Oyunları-Folklor Dergisi, Sayı 5 Sayfa 193 - 1983

Salcı Vahit Lütfi : Gizli Türk Halk Musıkîsi ve Türk Musıkîsinde Armoni Meselesi, İst. 1940

Tokel Bayram Bilge : Milli Kültür ve Gençlik Sempozyumu, Ankara 1985

Tokel Bayram Bilge : Joyce Okurken Arabesk Dinlemek, Türk Halk Musıkîsinde Çeşitli Görüşler- Ankara 1992

Turhan Salih : Türk Halk Musıkîsinde Çeşitli Görüşler, Ankara 1992

Tüfekci Nida : Türkülerimiz, Türk Halk Müziği ve Oyunları-Folklor Dergisi Sayı 2 Sayfa 49 Ankara 1982

Uluçay Ömer : Gülbang (Alevîlikte Dua) Adana 1992

_________________
"Sensiz olmadı"


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Çar Haz 14, 2006 9:26 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Bir solukta okuyuvermişim. Teşekkürler.

Son hızlada bu özensizlik devam ediyor. Yine bir özel kanalda Neşet Ertaş'ın çok sevdiğim türküsünü şöyle okudu Türkülerin Efendisi :!:

Bilemedim kıymetimi kadrimi...

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Çar Haz 14, 2006 9:27 pm 
Site Admin

Kayıt: Cmt Oca 21, 2006 11:01 am
İleti: 3076
Konum: Türkiye
Sadık Gürbüz, bir Adana konserinde Celal Oğlan'ı söylüyor. Türküye başladı. Seyirci de elleriyle ritim tutmaya...
Gürbüz, türkü söylemeyi kesti ve bir ağıt söylenirken nasıl davranılması gerektiğini anlattı. Sonra da türküsüne devam etti.

Bir sanatçı ve bir aydından böyle davranışlar bekleriz. Doğruları, korkmadan söylemelidirler.

Uzun senelerdir nüfus planlamasını ağzına alan bir devlet büyüğü duydunuz mu? Nüfus planlaması yapmak günah mı?
Eğer günahsa neden kendilerinin bir, yada iki çocukları var?

Halkın cahilliğini öne sürerek, onlarla alay edenler çok büyük bir aymazlık içindeler.
Ne ekerseniz onu biçersiniz. Halka ne verdiniz ki ne alasınız. Zulüm ve sömürüden başka.

Uzmanlar, bir çocuğun karakter özelliklerinin 7 yaşına kadar şekillendiğini söylüyor. Aklımızı başımıza devşirerek, bu kadarcık bir zaman diliminde insana gereken yatırımı yapalım.


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Çar Haz 14, 2006 9:36 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Son veya sondan bir önceki yerel seçimlerden birisiydi. İstanbul belediyesi başkan adaylarından birisi 4 ya da daha çok çocuğu olan ailelerden su parasının % 50 indirimli alınacağını söylüyordu oy isterken.

Akıllıca bir propaganda yöntemi...

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Sal Haz 20, 2006 10:00 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pts Haz 19, 2006 8:27 pm
İleti: 470
Konum: Düzce
arkadaşlar ağlancak halimiz olduğu açık ama bence siyasilerin hiç birinde suç yoktur peygamberimizin bir hadisi derki nasılsanız öyle yönetilirsiniz..bu halk yılarca kimleri meclise soktu ah ah cahiliz be kardeşler napalım inşallah herşey düzelir birgün ama haftada 30 dizi takip eden bir halk için baya uzak gibi ilime bilime ulaşmak allah sonumuzu hayır etsin allah bizi bu ülkenin siyasetçilerinden korusun ne diyelim :) bir iki çift lafımda şu türkü efendilerine falan var öyle insanlar türkücü sıfatıyla geziyor oortalıkta ki ben üzülerek kültürümüzün iyi temsil edilemediğini görüyorum 10 yaşında kardeşlerimizin bunları görüpte halk müziğini bu sanmaları çok üzüyor beni napılabilir bilmiyorum ama bu efendiler türkülere layık değiller onu biliyorum
sevgiler...

_________________
Gözlerinin Dokunduğu Her Mekan Memleketim...


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 Ä°leti baÅŸlığı: Re: BİR TÜRKÜ BİN REZALET
İletiTarih: Çar AÄŸu 29, 2007 1:16 am 

Kayıt: Sal Ağu 28, 2007 10:53 pm
İleti: 4
Değerli araştırmacı Halil Atılgan hocanın sözlerine katılmamak elde değil.Bu konuda tam bir kepazelik yaşanıyor.İnsanımızın kendi edebiyatından,müziğinden kısacası kendi kültüründen bu kadar uzak veya uzaklaştırılmış olması beni kahrediyor Halil Hca gibi.Bu konuyla ilgili içler acısı bir örnek de ben vermek istiyorum.Bildiğiniz gibi ülkemiz babalardan geçilmiyor ve artık türkülerimizin de babaları çıktı.Ama ne babalar!Bu babalarımızdan ön adı TÜRKÜ BABA son adı F.K. olan muhterem sanat ve türkü adamı:) yıllar önce yaptığı bir albümde Denizli'den bir zeybek okumuştu."Zobalarında Guru Da Meşe Yanıyor" buraya kadar güzel.Ben de bir Denizli'li olarak yöremin türkülerini duymak hoşuma gider elbette.Ama bundan sonrası bir facia!Sadece bir cümlesinden örnek vereceğim ve bu da yetecek zaten.Babamız türkünün ikinci kıtasında şöyle başlıyor;

KAR MI YAĞIYOR YAREN ŞU GÖNEN'İN DAĞINA EFEM

Bunda ne var diyeceksiniz belki.Ama bu bir tek cümledeki berbat durumu anlatayım şimdi.Türkü, dediğim gibi Özay Gönlüm tarafından Denizli'den derlenmiş ve TRT repertuarına kazandırılmış.Peki Gönen neresi Isparta'nın bir ilçesi ve bir de Balıkesir'in.Yani Denizli ile bir ilgisi yok.Buradaki doğru cümleyi yazarsam durum daha iyi anlaşılacaktır.TRT repertuarında olduğu gibi aynen yazıyorum;

GAR MI YAĞIPBA YARENGÖME'NİN DAĞINA EFEM

Buradaki "yağıpba" sözcüğü yöresel konuşma biçimidir ve "yağıyor" anlamına gelir.Örn:gelipba,gidipba,oturupba....v.s.

Yarengöme sözcüğü ise hem Tavas ilçesinin eski adı hem de dağın adıdır.Bileşik bir kelimedir.Yaren;eş,dost,yoldaş anlamındadır.Göme ise,küme,topluluk anlamındadır.Yani Yarengöme kelimesini Dostlar Topluluğu olarak anlayabiliriz.

Burada da görüldüğü gib babamız hiç bir şekilde ne notasını,ne doğru sözlerini araştırma,bir bilene danışma gereği duymadan canının istediği gibi uydurmuştur.

Kültür ürünleri bir toplumu var eden şeyler bütünüdür.Dolayısıyla bunları doğru anlamak en azından anlamaya çalışmak,sonraki nesillere de anlatmak hepimizin hayati görevidir.Çünkü bizi biz yapan şeyleri bu kadar kolay ve ucuz harcayarak sadece kendimizi yok ederiz.

Son olarak Pertev Naili Boratav hocanın bir sözünü eklemek isterim;" Halkın her beğendiği şey güzel değildir.Ancak güzel olan herşeyi halk beğenir."

Sevgiler....


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 6 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: