Sistem saati: Pts Tem 07, 2008 4:21 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: Mukim Tahir (Oturan)
İletiTarih: Çar Kas 08, 2006 9:04 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cum Tem 21, 2006 10:16 am
İleti: 1747
Konum: İstanbul
Resim

1900 yılında Urfa'da doÄŸdu. Babasının adı Hacı Abdurrahman’dır.

Ailece sevilen ve sözleri geçen varlıklı bir aileye mensuptu.
Küçük yaşlarda bolluk ve varlık içinde büyüdü, ömrünün son döneminde yoksul düştü.

1945 yılında Zonguldak’a baÄŸlı Yenice İlçesi’nde vefat etti. Cenazesi orada defnedildi.

Okuduğu gazel, hoyrat ve türkülerinde Urfa şivesini en mükemmel bir şekilde kullandı.
BaÄŸlamayı ve darbukayı çok iyi çalardı. 1938 yılında Muzaffer Sarısözen Åžanlıurfa’da
yaptığı derleme çalışmalarında, kendisinden kaynak kişi olarak istifade etmiştir.

1944 yılında 35 kişilik bir ekiple Türkiye'de konser turnesine çıkmıştır.
TaÅŸ plaÄŸa okuduÄŸu eserleri; “Ayağında kundura”, “Kapıyı çalan kimdir”, “Elleri pambuÄŸ”,
“Kırmızı kurdele”, “Hüsnün senin ey dilber nadide kamer mi”dir

1900 yılında Urfa'nın Bıçakçı Mahallesi’nde doÄŸan Tahir Oturan , Nevai AÅŸireti’nin BüyükhatipoÄŸlu sülalesindendir. Babası Mukimler’den Hacı Abdurrahman, annesi Fatma hanımdır.

Mukim Tahir, memlekette sevilen ve sözleri geçen varlıklı bir aileye mensuptu. Ailesinin elinde çok geniÅŸ ve verimli araziler vardı. Arazilerinden bir kısmı Suriye topraklarında kalmıştı. Harran ve Bozova bölgesinde 12 köy, Eski Kehriz Bahçesi, DeÄŸirmen ve Akarbaşı’nda bir çok ev ve odaları vardı. Balıklıgöl’deki Mecmue’l Bahr Mevkii de kendilerinindi. Büyük aÄŸabeyi Mukim, Harran’da odası olan sayılı bir kiÅŸiydi. Bir çok davalar onun odasında halledilirdi. Ailesi valıklı olduÄŸu için Mukim Tahir’in çocukluk ve gençlik yılları bolluk ve zenginlik içinde geçmiÅŸtir.

Mukim Tahir; ilk evliliğini İshakoğullarından Fatma hanımla yapmıştır, hanımının ölümü üzerine Zeliha Hanımla evlenmiştir. Evliliklerinden çocuğu olmamıştır.

Mukim Tahir, güzel giyinen, iri yapılı, uzun boylu, kaytan bıyıklı, esmer ve çok yakışıklı biridir. Hoşsohbet biri olup fıkralar, hikâyeler anlatarak sohbetini, konuşmalarını süsleyen, gayet hürmetkâr, bir çocuğa bile hürmet eden bir kişiliğe sahiptir.

Arazi anlaÅŸmazlığı yüzünden bir arkadaşı ile birlikte amcasını öldürür. Kendisine 101 sene, arkadaşına 24 sene mahkûmiyet verilir. Çevresinde çok sevilen, sayılan, sanatçı ruhlu bir kiÅŸi olduÄŸundan Mukim Tahir’in cinayet iÅŸlediÄŸine kimse inanmak istemez. Urfa cezaevinde hapis yatar. Cumhuriyetin onuncu yıl affından yararlanarak hapisten çıkar. Hanımı bu hadise üzerine hastalanıp verem olur ve ölür.

Hapse girmesi ve hanımının ölümünden sonra yaÅŸantısı bozulur, sefahete dalar. AkÅŸam nerde sabah orda, günlerce evine uÄŸramaz. Elinde olan araziyi ve mülklerini peyderpey satarak harcamaya baÅŸlar. Bir süre Akçakale’de bir süre de Suruç ilçelerinde kalır. Birkaç sene içerisinde hem mal varlığını kaybeder, hem alkolün pençesine düşer. O artık; yalnız ve yoksul bir adamdır.

Yapacağı bir meslek olmadığı için çok periÅŸan bir hale düşer. Bir süre hamamcılık yapar. Bir süre de Urfa'nın HaÅŸimiye çarşısındaki dayısının fırınında çalışır, Aynzeliha Parkı’nda bulunan Saz'da (Gazino) bir süre hem okuyuculuk yapar, hem de baÄŸlama ve darbuka çalar. 1939 senesinde Tenekeci Mahmut Güzelgöz ve Hacı Nuri Hafız ile Muhacir Çarşısı’ndaki Aslanlı Han’da bir oda tutarlar. Beraber mevlit okumaya giderler. O arada Mukim Tahir içkiyi bırakmıştır. 1941 yılında Åžanlıurfa Halk Evi kahvesini çalıştırır. Aynı zamanda Halkevi saz ekibini de çalıştırarak halk konserleri verdirir.

Mukim Tahir 1946 yılında Zonguldak’ın Yenice İlçesi’nde vefat etmiÅŸ ve cenazesi orada defnedilmiÅŸtir. Mezarının yeri bilinmemektedir.

URFA’DAN AYRILIÅžI VE HAZİN ÖLÜMÜ

Mukim Tahir, zengin iken fakirliÄŸe düşmesini bir türlü içine sindiremez ve bu halinden çok sıkılır. 1945 yılında Zonguldak'a baÄŸlı Yenice Kazası’nda müteahhitlik yapan arkadaşı Herrem Nuri, kendisini çalışmak üzere yanına çağırınca, tereddüt etmeden Zonguldak’a gider. Kendisini uÄŸurlamaya gelenlere "bir daha dönmeyeceÄŸim" der, dostlarıyla helallaşır. Hakikaten de bir daha oradan dönmez.

Mukim Tahir’den önce Yenice’ye çalışmaya giden Urfalı Köşker Hacı Mustafa Nacar, Mukim Tahir için "Onun yaÅŸantısı kadar ölümü de hazin oldu" deyip ÅŸunları anlatmıştır: "Biz Zonguldak'ın Yenice Nahyesi’nin Cebeci mevkiinde bulunan bir köyde, tren yolu iÅŸinde çalışmaya gittik, Mukim Tahir de bizden iki üç gün sonra oraya çalışmak üzere sazıyla birlikte geldi.. Memleketten ayrılmanın hasretinden olsa gerek çok dalgın ve düşünceliydi. Hasta ve bitkin bir vaziyetteydi ve geldiÄŸinin üçüncü günü çok rahatsızlandı. Yerimiz ilçeye yaya olarak bir saat mesafedeydi, ilaç almak üzere ilçeye gitmeye hazırlanırken vefat etti. Cenazeyle ilgili gerekli hazırlıkları yaptık, defnetmek üzere yakınımızda bulunan köyün mezarlığına götürdük. Mezarlık yeri, zemini yumuÅŸak toprak olan tepelik bir yerdi. Toprağı kazdık ama sert bir zemin bulamadık ve açtığımız çukura gömdük, etrafına bir iki tahta koyduk. YaÄŸmur yağıyordu ve toprak atınca tahtalar yıkıldı. Öylece üzerini kapattık. Çok üzüldük, memleketin en meÅŸhur ve en zengin insanını, memleketinden yüzlerce kilometre uzak bir köyde, mezar bile olmayan bir çukura gömdük. Öldüğünde cebinde on para çıkan Mukim Tahir’in bu ÅŸekilde ölümüne çok üzüldük, moralimiz bozuldu, biz de dayanamayıp birkaç gün sonra Urfa’ya döndük” der.

İşte, "Ayağında kundura" türküsü gibi meÅŸhur birçok türkünün bestekârı Mukim Tahir’in gömüldüğü yer-bugün için- bilinmediÄŸinden mezarı kayıptır. Bu konuda yapılan araÅŸtırmalarımızdan, yeÄŸeni ve diÄŸer yakınları ile görüşmelerimizden bir netice çıkmamıştır. Mezarının bulunması ve Urfa’ya nakli amacıyla, Halil BinbaşıoÄŸlu Åžanlıurfa Belediye baÅŸkan yardımcısıyken Zonguldak'a yaptığı yazılı baÅŸvurudan da bir netice çıkmamıştır.

Bu konudaki çalışmalarımızı duyan Urfalı Doktor Mehmet Işık, 1980’li yıllarda Zonguldak’ta görev yaptığını, bu sırada evsahibinin bir yakınının öldüğünü ve bu nedenle Zonguldak aile mezarlığına gittiÄŸini, mezarlıkta törenin bitmesini beklerken üzerinde “Urfalı Mukim Tahir” yazan mezar taşını gördüğünü bize nakletti. Zonguldak’a yerleÅŸmiÅŸ Urfalılar’dan yardım isteyip, bahsedilen mezarlıkta araÅŸtırmalar yaptırdık, maalesef mezarının yerini tespit ettiremedik. Mezar sahipsiz olduÄŸu için, üzerine baÅŸkaları gömülerek mezar taşı yok olmuÅŸ diye yorumladık.

Vaktiyle zengin ve ünlü bir sanatçı iken, yaÅŸadığı bir sürü talihsiz olay nedeniyle fakir düşen, sıkıntılı günler yaÅŸayan Mukim Tahir, mezarının yeri bile bilinmeyen, “ünlü” fakat “garip” sanatçı olarak müzik tarihine geçmiÅŸtir.

MÜZİK HAYATI

Mukim Tahir Urfa’nın yetiÅŸtirmiÅŸ olduÄŸu en ünlü ses sanatkârlarından biridir. Aynı zamanda bestekârdır. İçli, yanık ve pürüzsüz, gür ve tok bir sese sahiptir. Sesinin gücü ve gırtlak naÄŸmeleri dinleyenleri etkilemektedir. Eserleri çok ustaca okur. Kendine has okuma tavrı ile bir ekoldür. Çok iyi bir taklit yeteneÄŸi ve üstün vasıfları olan usta bir sanatçıdır.

Mukim Tahir’le takım kuran ve onunla yıllarca müzik meclislerine katılan Tenekeci Mahmut Güzelgöz, Mukim Tahir'in müzik hayatı ile ÅŸu bilgileri vermektedir: “Mukim Tahir küçük yaÅŸlarda müziÄŸe merak sardı, babasının varlıklı olmasından dolayı bir çok hocadan ders aldı. Kör Ahmet Hafız, Kirişçi Halil, Cürre Mehmet ders aldığı hocalardan birkaçıdır. Bu hocalardan en çok Cürre Mehmet’ ten faydalanmıştır. Delikanlılık çağında sesinin çok güzel ve mahalli aÄŸzı çok iyi kullandığından dolayı kısa zamanda büyük isim yaptı. DaÄŸ yatıları ve sıra gecelerinde usta-çırak geleneÄŸi içinde Urfa makam geleneÄŸini öğrenmiÅŸtir. Zamanının en iyi gazelhanı oldu. Ayrıca iyi bir hanende idi. On beÅŸ kiÅŸi ÅŸarkı söylese sanki kendisi yalnız okuyormuÅŸ havası olurdu, bütün sesleri idare ederdi.

Mukim Tahir, dönemin meşhur okuyucuları Damburacı Derviş, Hacı Nuri Hafız, Kel Hamza, Bekçi Bakır, Topal Abe, Marangoz Mehmet, Kanuni Ayıbo, Kurrik Mahey, Vaveyli Mustafa Çavuş gibi ustalarla birçok müzik meclislerinde bulunmuştur.

Eskiden Urfa müzik meclislerinde, çoÄŸu zaman akÅŸamdan oturulup sabah ezanına kadar musiki icra edilirdi. Bu müzik meclislerinde, Halk müziÄŸi, Sanat müziÄŸi gibi bir ayrım yapılmadan ÅŸarkı, türkü, ilahi, gazel ve hoyratlar “geleneksel makam seyri” içinde icra edilirdi. Mukim Tahir bulunduÄŸu bu müzik meclislerinde fasılı idare eder, sabahlara kadar okurdu. Hafızası çok kuvvetli olup ÅŸarkı, türkü ve gazel repertuvarı çok geniÅŸti. Meclislerde okunan yahut herhangi bir yerden duyduÄŸu bir ÅŸarkı veya türküyü hiç unutmazdı . Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Farsça eserler okurdu, müzik daÄŸarcığı geniÅŸ olduÄŸundan okudukça coÅŸardı. Çok mükemmel bir musiki kulağı vardı.

Sesinin güzelliÄŸinin ünü yurdun bir çok yöresinden de duyulmuÅŸtu. 1940 yılında kanuni Arteki Candan İstanbul’dan Urfa’ya geldi bir müzik aleminde bizleri dinledi , Mukim Tahir’le beni çok beÄŸendi ve plak doldurmak için bizi İstanbul’a davet etti, Tahir de o ara sazda darbuka çalıp türkü söylüyordu. Mukim Tahir’in sefalet yıllarıydı. Mukim Tahir, İstanbul’a giderek ilk plağını Sahibinin Sesi Plak’a yaptı. Plakın bir yüzüne ÅŸehnaz makamında Hüsnün senin gazelini diÄŸer yüzüne de Elleri pambuh türküsünü okudu. Bu plakın yapımcıları çok beÄŸendiklerinden iki plak daha yaptılar. Bu plaklara ise Ayağında kundura, Kapıyı çalan kimdir, Kırmızı kurdela türküleri ile Yaram sızlar hoyratını okudu.

1938 yılında Urfa Türkülerini derlemeye gelen Muzaffer Sarısözen grubundaki heyet Mukim Tahir baÅŸta olmak üzere birçok Urfalı’dan türküler derlemiÅŸtir. Çarşıda niÅŸe, Havayi deli gönül, Abdonun mezarını, Bu pınar eÅŸme pınar ezgileri Mukim Tahir’den derlenen ve kayda alınan eserlerdir.

1943 yılında Ankara Radyosu’ndaki konserinden ve ayrıca hususi gecelerde verdiÄŸi konserden sonra gazeteler kendisinden sitayiÅŸle bahsetmiÅŸlerdir.

Ankara’daki bir Urfa gecesinin ardından; uzun boylu, iri yarı ve çok yakışıklı olan Mukim Tahir’i anlatan bir gazete "Mukim Tahir, Birinci Cihan Harbi’nde Çanakkale ve Galiçya’da gördüğümüz Urfalı amca ve dayıların ta kendisi idi" diyerek bahsetmiÅŸtir. Sanat derecesi için ise ÅŸu cümleleri kullanmıştır." Birçok konserler gördük, orkestra ÅŸefleri topluluÄŸu ellerinde tempo deÄŸnekleriyle idare ederlerken, Mukim Tahir on sekiz kiÅŸilik saz heyetini, başını öne eÄŸmesiyle konsere Urfa Divan PeÅŸrevi’yle baÅŸlanmış, saatlerce devam eden ve makamdan makama geçen Urfa türkülerini icra ettirmiÅŸ ve yine başının arkaya gitmesiyle hatasız olarak fasılı sona erdirmiÅŸtir."

1944 yılında otuz kiÅŸilik bir ekiple Türkiye turuna konserler vermek için çıkmış, Ankara Radyosu’nda bir konser verdikten sonra İstanbul’a gelmiÅŸ, orada 15 gün Tepebaşı Gazinosu’nda gittiÄŸi heyetle beraber konserler vermiÅŸtir. Kendisiyle birlikte müzik ekibi ÅŸu kiÅŸilerden oluÅŸuyordu: Cünbüş çalan Ali Çine, Neyzen Hafız İsmail NeÅŸetkar , Abdurrahman SavaÅŸan, Darbukacı Kunduracı Ali Rıza, türkücü Abdi Saraç, Hoyratçı ve gazelhan Karaköprülü İsmail, cura saz çalan Kanuni Ayıbo, Kurrik Mehe (Mehmet SaÄŸlamkol). Halk oyunları ekibi ise ÅŸu kiÅŸilerden oluÅŸmaktaydı. Kasap Yasin, Karuka Müslüm, Kasap Mustafa, Kasap Mehmet, İplikçi Halil, İbrahim ÇavuÅŸ, zurna çalan Saliho ve davul çalan Abdurrahman Palabıyık’tı.

Günümüzün birçok sanatkârı Mukim Tahir’in eserlerini okumuÅŸlardır. Bunlardan Zeki Müren, Bülent Ersoy ve İbrahim Tatlıses gibi sanatkârları sayabiliriz. İbrahim Tatlıses'in meÅŸhur olmasına Mukim Tahir'in "Ayağında kundura" isimli türküsü vesile olmuÅŸtur.

1935 yılında Halkevi Bando ÅŸefi olan Osman Özsoy, Mukim Tahir'in birçok müzik meclislerinde bulunmuÅŸ ve onu yakinen tanımaktadır. “Urfa MusikiÅŸinasları” adında baÅŸlayıp tamamlayamadığı eserinde Mukim Tahir’le ilgili "Maalesef Urfa Mukim Tahir’den istifade edememiÅŸtir. Ona bir iÅŸ bularak, yanına istidatlı gençler yetiÅŸtirilmek üzere verilmiÅŸ olsaydı, bugün birçok Mukim Tahirler yetiÅŸmiÅŸ olacaktı" diye not düşmüştür.

Hakikaten eserleriyle, baÄŸlama çalmasıyla, sesiyle ve okuma tavrıyla bir ekol olan Mukim Tahir'e sahip çıkılmamış ve deÄŸerlendirilememiÅŸtir. Memleketine ölümsüz eserler bırakan büyük bir sanatçının yoksullukla kıvranmasına seyirci kalınmıştır. Bu nedenle Mukim Tahir Urfa’ya kırılmış, küsmüş, bir daha dönmemek üzere Urfa’dan ayrılmış ve gerçekten de bir daha dönmemiÅŸtir. Mezarının bulunmamasındaki sebep de, belki, hâlâ Urfa’ya dönmek istememesidir, kim bilir… GeçmiÅŸte sahip çıkılmamış. Bugün memleketimizin medarı iftiharı olan usta sanatçılarımıza sahip çıkılıyor mu ? Bunun cevabı da maalesef "hayır" dır.

Müzik tarihimizde Mukim Tahir bir iz bırakarak aramızdan ayrılmıştır. Nur içinde yatsın.

ESERLERİ VE OKUDUĞU PLAKLAR

Ses sanatçılığı yanında beste de yapan Mukim Tahir’in elimizde maalasef çok sayıda eseri yoktur. Onun yaÅŸadığı 1900-1945 dönemi Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun savaÅŸlarla geçen en çalkantılı dönemidir. 1920 Yılı Urfa’nın düşman iÅŸgalinden kurtuluÅŸunun yaÅŸandığı sıkıntılı dönemdir. Bu dönemde yaÅŸanan sıkıntılar, çekilen acılar elbette türkülere, hoyratlara yansıyacaktır. Yine yaÅŸadığı fırtınalı hayat, hanımının ölümü, yoksulluk yılları Mukim Tahir üzerinde olumsuz etkiler bırakmış ve bu da eserlerine yansımıştır. Fakat o gün için bunların kayıt altına alınmaması, birçok eserin günümüze ulaÅŸmasını engellemiÅŸtir. O yıllarda “esere sahip çıkma“ ayıp karşılanmaktaydı. O yıllarda sözlü gelenek hâkimdi, ses kayıt cihazları yaygın deÄŸildi, nota bilenler pek azdı, derlemenin önemi henüz bilinmiyordu. İşte bu nedenlerle o günlerde tespit edilmeyen Mukim Tahir’in birçok eserinin günümüze ulaÅŸmadığı kanaatindeyiz.

Mukim Tahir’in ilk ses kayıtları 1938 yılında derleme gezisi için Urfa’ya gelen Muzaffer Sarısözen tarafından gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir.

Mukim Tahir ömrünün son yıllarında 40 yaşının üzerinde iken İstanbul’a giderek üç taÅŸ plak yapmıştır. Birçokları gibi bizler de Mukim Tahir'i ancak bu plaklarındaki sesinden tanımaktayız. OkuduÄŸu plaklarda yöresinin üslup ve aÄŸzını aynen muhafaza etmiÅŸ, sesinin tüm özelliklerini kullanarak ustalığını ispat etmiÅŸtir. PlaÄŸa okuduÄŸu eserleri daha sonraki yıllarda okuyan sanatçılar, onun tavrında okumaya çalışmışlardır. Ömrünün son yıllarında doldurulmuÅŸ olsa bile, plaklarındaki sesi bugün dahi dinleyenleri etkilemektedir.

1938 yılında Urfa’ya gelen Muzaffer Sarısözen’in, Mukim Tahir’in derlediÄŸin ezgiler ÅŸunlardır;
1. Çarşıda nişe - Türkü
2. Bu pınar eşme pınar - Türkü
3. Abdonun mezarını –Uzun Hava
4. Havayi deli gönül – Uzun Hava 1938 yılında Mukim Tahir’den kaydedilen eserlerdir.

TÜRKÜ ve HOYRATLARININ HİKÂYESİ

İnsanlar; acı ve tatlı günlerini, yoksulluğunu, çektiği ıstırapları, ezilmişliğini, isyanını, yiğitliğini, türkülere, uzun havalara dökmüştür. Bu nedenle sizi duygulandıran, içinizi kor gibi yakan hemen her türkünün acıklı bir öyküsü vardır. Bestekârı bir olay karşısında diliyle ifade edemediği duyguları türkülere hoyratlara dökmüştür.

Fırtınalı bir hayat yaÅŸayan Mukim Tahir de zenginlikten fakirliÄŸe düşmüş, istemediÄŸi olaylara karışmış, mahpusa düşmüş, hanımını kaybetmiÅŸ, maddi sıkıntı ve çaresizlik nedeniyle gurbete çıkmış ve gurbette memleket hasreti ile ölmüştür. Bu acı ve ıstıraplar Mukim Tahir’in aÄŸzından türkülere hoyratlara dökülmüştür.

“Kapuyu çalan kimdir“ türküsünün hikayesi
Bu türkünün hazin bir hikâyesi vardır. Amansız bir hastalıktan ölen hanımının üstüne söylediği bu türkünün hikâyesi şöyle anlatılmaktadır.

Mukim Tahir, ustalığı ve sesinin güzelliÄŸi, hoÅŸ sohbeti nedeniyle Urfa müzik meclislerinin aranılan kiÅŸisiydi. Bu nedenle hemen her gece ayrı bir müzik meclisine çaÄŸrılırdı. O geniÅŸ arazileri olan varlıklı biriydi. Bu nedenle her gece ayrı bir mecliste müzik meÅŸkine katılır sabahlara kadar eÄŸlenirdi. Mukim Tahir’in hizmetlerini gören bir azabı da vardı. Her gittiÄŸi yere azabını da birlikte götürür, azabı kendisine çok hürmet ederdi.

Mukim Tahir’in hanımı uzun zamandan beri hastaydı. İnce hastalığa (verem) yakalanmıştı. Tahir, müzik meclisleri, günler süren daÄŸ yatıları nedeniyle evini ve hanımını uzun zamandır ihmal etmekteydi. İlgisizlik nedeniyle hanımının hastalığı da gün be gün artmaktaydı.

Bu minval üzere günler günleri kovalarken Mukim Tahir ve azabının bulunduÄŸu bir müzik meclisinde, azabına, evden, Tahir’in hanımının ağırlaÅŸtığı haberi gelir. Azabı bu habere çok üzülür, birÅŸeyden haberi olmayan Mukim Tahir’e biraz sertçe “Üstad kalk eve gideceÄŸiz“ der. Bunu duyan Tahir hayretler içinde azabının yüzüne bakar. Çünkü o güne kadar deÄŸil böyle bir laf söylemek, azabı kendisine karşı konuÅŸmaya bile çekinirmiÅŸ. Azabının böyle söylemesinden kötü birÅŸeyler olduÄŸunu sezer. Azabının bu münasebetsiz sözleriyle mecliste bozulmuÅŸ olmasına raÄŸmen, azabını azarlamaz ve izin isteyerek meclisten ayrılır. Eve kadar azabı ile hiç konuÅŸmaz. Eve geldiklerinde Mukim Tahir sertçe kapıya bir-iki vurur. İçerden iniltili bir ÅŸekilde “Kapıyı çalan kimdir, aç bakım gelen kimdir, yaram derine düştü, belki gelen hekimdir“ diyen hanımının sesini duyar. Mukim Tahir o zaman hanımının çok hasta olduÄŸunu anlar. Kendisini meclisten kaldıran azabına teÅŸekkür ederek içeriye girer. Hanımın yanına oturur. Hanımı çok hastadır ve ölüm döşeÄŸindedir. Birkaç gün hanımının yanında kalsa da, hanımı bir müddet sonra vefat eder. Hanımının ölümü kendisini yıkar. Hanımıyla yeteri kadar ilgilenmediÄŸi için kahrolur, fakat iÅŸ iÅŸten geçmiÅŸtir. Hanımının, yatağında inlerken, söylediÄŸi sözler Tahir’e çok tesir eder. Onu duygulandırır. Ve dilinden “Kapıyı çalan kimdir / aç bakım gelen kimdir / yaram derine düştü / belki gelen hekimdir“ türküsünün ezgileri dökülmeye baÅŸlar.

“Kırmızı kurdela“ isimli türkünün hikayesi
Mukim Tahir devrinin en ünlü sanatçısıdır. Ünü Urfa sınırlarını aşmıştır. Çevresinde sevilen ve sayılan biridir. Kendisine yapılan yanlışlığı kabul etmeyen, gururuna düşkün ve asabi mizaçlı, çağrıldığı her yere gitmeyen ve gittiği yerde de çok hürmet gören biridir.

Mukim Tahir bir gün program yapmak üzere Ankara Radyosu’na davet edilir. Gabardin ÅŸalvar, kırkdüğme yelek gibi mahalli kıyafetler giymiÅŸtir. Tahir’in kaytan bıyıkları da dikkat çekicidir. Elinde sazı ile Ankara Radyoevi’ne girerken, orada görevli modern giyimli bir bayan Mukim Tahir’in ÅŸalvarına ve kaytan bıyıklarına bakarak alaylı bir ÅŸekilde gülümser. Bu davranış Mukim Tahir’in canını sıkar. Stüdyoya girerken bayandan adını sorar. Bayan, adının “Emine“ olduÄŸunu söyleyince Mukim Tahir;

Kırmızı kurdele
Kör olasın Emine
Endim derelerine
Bilmem nerelerine
Kaytan bıyıklarımı
Sürem nerelerine

türküsünü hemen orada irticalen söyler.

Türkü bitince kendisi ile alay eden bayan, hatasını anlar ve üstadın elini öperek, özür diler. Mukim Tahir bu olay karşısında irticalen bestelediÄŸi “Kırmızı kurdele“ türküsünü daha sonra plaÄŸa okumuÅŸtur.

“Yâr içerden” hoyratının hikâyesi
Mukim Tahir çok güzel sesi olduÄŸu, çok iyi de baÄŸlama çaldığı için, müziÄŸe meraklı Urfalılar onu hemen her gece bir meclise davet ederler. Kendisi de müziÄŸe çok meraklı olduÄŸu için davetleri kabul eder. Sıra gecelerine, asbap geceleri, daÄŸ yatıları ve baÄŸ evlerindeki müzik alemlerine sık sık katılır. GittiÄŸi yerlerden çoÄŸu kez gecenin geç vaktinde alkollü olarak eve döner. Her gece müzik alemlerine katılması, gecenin geç vakitlerinde eve gelmesi, bazen günlerce eve gelmemesi, alkol kullanması kendisine maddi olarak çok ÅŸey kaybettirir ama bir türlü bu alışkanlığından vazgeçmez. Severek evlenmiÅŸtir, hanımı kendisini, kendisi de hanımını çok sevmektedir ama hanımı, kocasının her gece geç gelmesinden çok ÅŸikâyetçidir. Kocasını sevdiÄŸi için “kaderimdir” der çeker.

Günler günleri kovalayıp, kocasının her gece bu halde gelmesi, evini ihmal etmesi, hanımını çileden çıkarır, canına tak eder. “Artık yeter, daha dayanamayacağım, bu gece de eve geç gelse onu içeriye almayacağım” der ve kocasını beklemeye baÅŸlar. Hanımı için gece, bitmek tükenmek bilmez. Nihayet sabaha karşı bir elinde sazı, kafası çakırkeyf olan Mukim Tahir eve gelir. Kapıyı çalar. Mevsimlerden kıştır, sabaha karşı olduÄŸundan hava çok soÄŸuktur, ayaz vardır. Rüzgâr insanın yüzünü tırmalamaktadır. Tahir, kendini bir an önce eve atmak için kapının tokmağını birkaç kez üst üste vurur. Hanımı zaten gece boyunca uyumamıştır. Daha ilk kapı çaldığında duymuÅŸtur, ama kapının ardında bekler, hiç ses çıkarmaz. SoÄŸuktan titremeye baÅŸlayan kocası hem kapıyı vurup hem de “kapıyı aç” diye bağırınca, hanımı kapının ardından ses verir “Her gece bu saatlerde geliyorsun, yeter artık senden çektiÄŸim, seni içeri almayacağım” der. Kocası “Hava çok soÄŸuk, aç kız” dese de hanımı kararlıdır. “Açmayacağım” der. Mukim Tahir, dil döker yalvarır, ama nafile. Tahir, hanımının gerçekten kapıyı açmayacağını anlayınca, kapının karşısındaki duvara sırtını verir, yüzü kapıya gelecek ÅŸekilde yere oturur. Hatasını telafi etmek için sazının tellerine yavaÅŸ yavaÅŸ dokunur, ardından elini kulağına atarak yanık sesi ile;

Yar içerden
Yar bağrım, yar içerden
Gözüm kapıda kaldı
Çıkmadı yar içerden


Hoyratını okur. Hanımı aÄŸlamaya baÅŸlar, içi sızlar, sevdiÄŸi insanın dışarıda soÄŸukta kalmasına gönlü razı olmaz, “Tahir, bu hoyratın tekini söyle seni öyle içeri alayım” der.

Mukim Tahir de kapının önünde ağlamaktadır. Tahir, elini tekrar kulağına atarak şu hoyratı okur;

Sürme beni
Çek göze sürme beni
Kapıyda kul olmuşam
Darılıp sürme beni


Hanımı artık dayanamaz, kaderine razı olur, kapıyı açar ve ağlamakta olan kocasını içeri alır. Birbirlerine sarılırlar.

_________________
O iyi insanlar,o güzel atlara binip gittiler...

YaÅŸar Kemal


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: