Sistem saati: Pts Tem 07, 2008 4:00 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Kuloğlu
İletiTarih: Per Şub 28, 2008 1:58 am 
Editör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 08, 2006 8:36 am
İleti: 620
Konum: İstanbul
Kuloğlu nun Hayatı

Evliya Çelebi «Seyahatname» sinde Dördüncü Mehmet devri saz şairlerinden İtâki'nin başından geçen garip bir hâdise münasebetiyle bir takım saz şairlerinin isimlerini şu yolda zikretmektedir:

«Amma acîp çöğür çalardı. Kuroğlu Kuloğlu, Fartaloğlu, Kayıkçı Mustafa, Gedik Süleyman, Kayıkçılar Mustafası, Gedâ Muslu, Türabı, Gedaî, Kâtibi ve saireleri ne bunun gibi çöğür çalabilir; ne de bu gûnâ ma'nâlı muhrik eş'âr söylemeğe kadirdirler. Zîrâ sözünde te'sîr vardı ki üstaddan feyzalup mutasavvıfâne güftârlı merd-i suhandân olmuş idi.
[Seyahatname C. 5, S. 283].

İşte Evliya Çelebi'nin bu ifadelerinden öğreniyoruz ki, Kuloğlu, XVII nci asrın maruf bir saz şairidir. Fakat Çelebi'nin bu yazısından Kuloğlu'nun kim olduğunu bulmak imkânsızdır. Bu itibar iledir ki, bundan 22 sene evvel Köprülüzade M. Fuat Bey — bu hususa dair hiçbir malûmat yokken — neşrettikleri bir makalede [Saz şairleri: İkdam gazetesi 1330] Şairimiz hakkında şu mutaleaları serdetmişlerdi:

«Bu devir saz şairleri arasında en çok şöhret kazanan ve eserlerinde cidden samimî bir ruh ve san'atkârane bir eda bulunan şair, Kuloğlu'dur. Acaba bu Kuloğlu kimdir. Alelade ümmî bir şair mi, yoksa ilim ve edebiyata vâkıf olduğu halde sırf bir hevesle o tarzda yazı yazan bir adam mı. Evliya Çelebinin onu zımnen hakikî saz şairlerinden göstermek istemesine rağmen bilâkis ikinci ihtimali daha kuvvetli buluyorum. Filhakika Dördüncü Murat devri ricalinden ve Halvetiyyei
Uşşakiye meşayihinden Gelibolu'lu Sinan Efendi halifesi bir Kuloğlu Mustafa vardır ki «Mesabihüşşerif» i nazmen tercüme etmiş ve 1636’da ikmal ettiği divanına «Divanı hümayun» namını vermiştir. Bu noktai nazarı kuvvetlendiren diğer bir delil de o devirde Türkçe parmak hesabı ile şiirler yazmanm adeta moda olmasıdır. Filhakika üçüncü ve dördüncü Murat, hece vezniyle ilâhiler, varsağılar yazmaktan mahzuz oluyorlardı. Kırım hanlarından Mehmet Giray millî şiirler yazıyordu. Hükümdarların bile bu modaya tebaiyet ettikleri bu devirde esasen meşayihten olan Kuloğlu'nun bilhassa Yunus ve Kaygusuz feyziyle millî şiirler yazması
gayet tabiîdir...»

Ben de bundan altı sene evvel "Yenifikir,, mecmuasında neşrettiğim "Evliya Çelebi'nin zikrettiği saz şairleri,, adlı makalede [No. 33] Şair hakkında şunları yazmıştım:

"Kuloğlu cidden samimî bir ruha sahip ve san'atkârane bir edaya malikti. Bir çok saz şairleri gibi "ümmi,, değildi. Meşhur Uşşakîlerden Gelibolu’lu Sinan efendi'nin müntesiplerindendi. Tahsili yüksekti. 1045 tarihinde "Kitabı Divanı hümayun,, tesmiye ettiği büyük bir diven tertip etti [1].
Fakat bütün o devirde ve daha muahhar zamanlarda yetişen Halk şairleri gibi, divanına yalnız Aruz vezniyle yazdığı şiirleri dercetti.

[1] Bu divan 3595 numarada Bayezit-umumî kütüphanede mahfuzdur.


O devirde Hece vezniyle şiirler yazmak âdeta moda olmuştu. Bittabi Kuloğlu da hem Aruz ile hem de parmak hesabile şiirler yazıyordu.

Meşayihten bulunmak dolasile ekseriya şiirleri mutasavvufane idi. Bilhassa hece vezniyle yazdığı şiirlere talimi bir mahiyet veriyordu. Divanına:

Tûtiyâ-yi gam negîred dîde-i hunbâr-ı mâ
Kâse-i merhem nedâred sîne-i bîmâr-ı mâ

Gibi güzel Farisî şiirler yazan Kuloğlu'nun kendi mensuplarına hitaben söylediği manzumelerde ümmi bir derviş neş'esi görülür.

Prof. Fuat Bey, 6 haziran 1929 tarihli «Hayat» mecmuasında [No: 132] neşrettikleri bir makalede ise şu kanaatleri serdetmişlerdir:

«... Halbuki sonradan Kuloğlu'nun daha çok eserlerini gördükten ve Mustafa Efendi'nin divanını tetkik ettikten sonra bu eski fikrimden vazgeçmeğe mecbur oldum. Saz şairi Kuloğlu münhasıran aşk ve kahramanlık hislerini terennüm eden, halk zevkınin bütün inceliklerini ve güzelliklerini eserlerinde azamî muvaffakiyetle tesbit ve temsil eden bir saz şairidir. Halbuki Mustafa Efendi'de hâkim olan, bilhassa tasavvuf ruhudur. Mahlasları birbirinden farksız olmakla beraber, bu iki şairin şahsiyetleri arasında uzak yakın hiçbir benzeyiş yoktur. Kuloğlu'nun Dördüncü Muradın ölümü münasebetile söylediği güzel bir mersiye [No: 10] onun Hicrî 1049 [Milâdî 1639] dan sonra hayatta olduğunu anlatmaktadır.

Kuloğlu'nun elime geçen muhtelif manzumeleri arasında onun zamanını gösterebilecek yalnız bu mersiyeye tesadüf ettim ki Evliya Çelebi'nin verdiği malûmat ile pek iyi tetabuk etmekte ve Şair'in zamanını daha iyi anlatmaktadır.

Nihayet «Silahdar tarihi» nde gördüğüm bir kayıt bana bu mes'eleyi daha sarih olarak tenvir etti:

Burada Dördüncü Murat zamanında H. 1097 [M. 1685] te ölen vezir ve şair meşhur Musahip Mustafa Paşa'dan bahsedilirken Zafranbolu'da doğduğu ve Kuloğlu namile şöhret bulan şair Süleyman Ağa'nın mahdumu olduğu tasrih edilmektedir.

Mustafa Paşa'nın vefatında henüz kırk yaşlarını geçtiği musarrah olmasına göre, şair Kuloğlu Süleyman Ağa'nın H. 1050-1057 [M. 1640-1647] tarihlerinde Zafranbolu'da bulunduğu ve orada bir çocuğu doğduğu anlaşılmaktadır. İşte bu izahat, yukarıda zikrettiğimiz mersiyeden ve Evliya Çelebi'nin ifadesinden çıkan malûmat ile birleştirilince Kuloğlu Süleyman Ağa'nın zamanı ve hayatı hakkında umumî bir fikir edinmek kabil olur....»

Prof. Fuat Bey'in. zikrettikleri kaydı ihtiva eden Silahdar tarihindeki madde şudur:

Mustafa Paşa: Kuloğlu namiyle şöhret bulan şair Süleyman Ağa'nın ferzendi Musahip Mustafa Paşa'dır. Zağferanbolusunda tevellüd edüp babası fevtinden sonra Darüsseade ağası Solak Mehmet Ağa getürüp gılman-ı enderundan çırak edüp Bîzeban Mustafa Ağa şevkiyle Leh Hasan Paşa yerine Nedîm-i pâdişâh olup tekarrübü bir mertebeye vardı ki birbirlerinden münfekk olmayup mîrî sarayların her birinde müceddeden mahsus odalar ve âlî kasırlar yapılup bir sözü iki olmazdı ve 1077 tarihinde vezareti sâni ve musahiplik ünvaniyle taşra çıkup Kastamoni ve Tire ve Mağnisa ve AfyonKarahisar sancakları hâs verilip diledüğü vakitlerinde huzur-i hümâyuna bîtekellüf gelüp gitmeğe mezun oldu. Ve Kamaniçe muhasarasında köprü canibinden metrise girip erbâb-ı cengi bezl-i emval ile kandırup hayli merdâne işler gördü ve seksen altıda Edirne'de padişah hazretleri azîm düğün edüp duhter-i ekberi Hadice Sultanı tezvîc eyledi ve doksan beşte ve altıda kapudan olup derya beylerin korkuttu ve sene-i
mezbûre evâhirinde Mora'da Koron imdadına memur olup Anapoli'den çıkup orduya vardığı saat serasker vezir Siyavuş Paşa şehâdetinden Mora'da olan askere serdâr olup asker-i İslâmın kılleti ve küffârın galebesiyle hidmeti netice vermeyüp düşmana bu kadar kal'eler aldırmak töhmetiyle azlolup Boğazhisar muhafazasına tayin olmuş idi. İşbu 1077 zilkadesi evâsıtında gamından vefat edüp anda medfundur. Pâşâ-yi mezbûr dindar halim ve selim Arabi ve Parisîde kâmil şuarâya mail akl ü firâsette ve fikr ü kiyasette ferîd-i rüzgâr nedimliğe lâyık meclisi leziz musikişinas sinni henüz erbaini geçmiş bir âlîcenâb çelebi âdem idi. Ancak evâil-i hâlinde sancakları müsellimleri fukaraya zulm edüp dîvan-ı hümayuna gelen reayanın feryâd ü figanları dinlenmeyüp ekseri küreğe konmağla bakîleri terk-i evtân edüp memleketi harâb eyledi. İlelân yerine gelmeyüp harâblığı bakîdir. Eğerçi 1091 tarihinde cümle sancaklar üzerinden ref'olup bir mikdar hâs ile kalmış idi.

Ba'de harâb-ül-Basra bi-emrillâh fukara bedduasından nıkrise mübtelâ olup ölünceye değin 10 sene mikdar ağrı çeküp kurtuldu [Silâhdar Tarihi C. 1, S. 259].

İşte bu tetkikler neticesinde devri ve kim olduğu sarih bir surette tahakkuk eden Kuloğlu'nun Kâtibî, Kayıkçı Kul Mustafa, Gedaî ile arkadaş olduğunu da Kâtibî'nin şu beytile anlamaktayız [Sadettin Nüzhet: XVII nci asır sazşairlerinden Kâtibî, Şiir No: 37]:

Kayıkçı, Kuloğlu, Kâtibî Gedâ
Hak'kın emri ile dile gelmiştir

Şair'in Kul Mustafa ile arasının açık olduğunu ve onu «Muhanneslik» ile ittiham ettiğini de Kul Mustafa'nın şu parçasından anlamaktayız [Köprülüzade M. Fuat: Kayıkçı Kul Mustafa ve Genç Osman hikâyesi, S. 6]:

Kul Mustafa'm bunu böyle söyledi
İndi aşkın deryasını boyladı
Kuloğlu da muhanneslik eyledi
Sultan Murat geldi açılın dağlar

M. Zeki Bey, "Yenifikir” mecmuasında [No. 26] Kuloğlu'nun “Kullukzadeler” ailesine mensup bir şair olduğunu söyledikten sonra, onun bir manzumesini dercetmektedir. Halbuki Kuloğlu'nun Konya ile hiçbir münasebeti yoktur. Ben, bu yazıyı gördükten sonra KuIIukzadeler hakkında yerlilerden bazı malûmat toplamış ve bu hususa dair aynı mecmuada şu mütalâaları serdetmiştim [Sadettin Nüzhet: Evliya Çelebinin zikrettiği sazgairleri, Yenifikir No. 33]:

"Konya'da bu unvanı yakın bir zamanda almış olan Kullukzade'lerin büyük babaları, Bozkır taraflarında Yeniçeri inzibat çavuşu imiş. Yeniçeriliğin ilgasından sonra istanbul'a gitmiş; fakat Üsküdar'da mes'elenin esasına vâkıf olunca tekrar geri dönerek Konya'ya gelmiş, Ayanbeye iltica etmiş ve ismini değiştirerek bir müddet gizlenmiş sonra yine inzibata ait bir memuriyet almıştır. Şairlikle katiyen alâkası yoktur. „

Esasen Zeki Bey'in neşrettiği manzume, muhakkak surette bizim Kuloğlu'na aittir. XVII nci asra ait mecmualarda tesadüf ettiğimiz bu şiir, Aşık'ın bir semaîsine naziredir.

1
Uzaktan özledim geldim eline
Misafirim kaldım bir han içinde
Çok şükür Huda'ya murada erdim
Cevahir yaraşmış mercan içinde

Ağlama sevdiğim yine gelirim
Kande gider isen arar bulurum
Kaşlarından gözlerinden bilirim
Görünce cemâlin bir can içinde

Kuloğlu ider sevdim seni candan
Niçin hicâb edip kaçarsın benden
Cihandan vazgelir ayrılmam senden
Meğer kellem düşe meydan içinde


2
Uyan hey ceylân bakışlım aç gözün
Çün sabah oldu ağardı tan yeri
Siyah zülfün perde Kâ'be'dir yüzün
Hacer-ül esvet'tir siyah ben yeri

Gece gündüz çağırıram yâ Rahim
Sen kılarsın âşıkına terahhum
Bir gün kanım döker benim cerrahım
Sızlar vücûdumun bir bir can yeri

Tâli'-i sitârem yoktur gülmeden
Sağ yerim kalmadı bağrım delmeden
Ağlayı ağlayı yaşım silmeden
Çürüdü kolumda cümle yen yeri

Kuloğlu der sana âşıkım âşık
El bağlı kulunum yıldızı düşük
Mahal-gencînede yer bulan âşık
Cihan gülzârında neyler kân yeri


3
İşit avazımı ben de varayım
Uçup gitme bunda konadur bülbül
Senin hup nefesin kalbim evinde
Vücûdum şehrini donadur bülbül

Konarsan güle kon dikene konma
Eski düşmanların dost olur sanma
Açıp o göğsünü hara dayanma
Rakiplerin kasdı canadur bülbül

Sultan oldur rahmeyleye kuluna
Tabip oldur derde derman buluna
Benlik edip konma gülün dalına
Hân var pençeni kanadur bülbül

Kuloğlu dembedem dolular içer
Kiçi sevdiğine dibalar biçer
Bu dünyâ fânidir tez gelir geçer
Bu bahçenin sonu fenâdur bülbül


4
Şevkimi artırır aşkımın demi
Sevdiğim benimle olduğu zaman
Def'olur da gider gönlümün gamı
Gelip te yanıma güldüğü zaman

Söyledikçe lezzet vardır sözünde
Rûz ü şeb hayâli iki gözümde
Huda'nın emriyle yârin yüzünde
Ak güller açılır güldüğü zaman

Aşkımın dumanı serimi bürür
Dîvâne gönlümü gâh ele alur
Sanırım vücûdum cennete girür
Yârini koynuna aldığı zaman

Nâr-ı aşkın ile vücûdum yandı
Bir asilzadedir huridir kendi
Sanırım ki gökten bir melek indi
Kolların boynuma saldığı zaman

Kuloğlu'yum boz bulanık akarım
Hasret oduna cism ü can yakarım
Ne rızkıma ne malıma bakarım
Yâr aşkı kalbime doğduğu zaman


5
Güzel sana bir niyaza gelmişim
Sormaz isen Hak muradın vermesin
Gül yüzün görelden kulun olmuşum
Reddedersen Hak muradın vermesin

Senin derdimendin çoktur bilirüm
Anın içün zârilikler kılurum
Hayli zamandır seninçün ölürüm
Rahmetmezsen Hak muradın vermesin

Kasdım senin ince servi boyuna
Arzumanım kaldı ince beline
N-olur bir şeftali versen kuluna
Vermez isen Hak muradın vermesin

Kuloğlu der mah yüzünü görürsem
Ayağın tozuna yüzüm sürürsem
Selâm verip dîvânına varursam
Almaz isen Hak muradın vermesin


6
Kime söyleyeyim ben de derdimi
Hûnettin ciğerim deldin rûzigâr
Tebdil ettin mekânımı yurdumu
Yine dondan dona attın rûzigâr

Hercai olduğun bana bildirdin
Çeşmim yaşlı kanlar ile doldurdun
Niceleri şâdeyleyip güldürdün
Beni âteşlere yaktın rûzigâr

Bir zaman ölürsem kabrim kazıla
Târih olup bu sözlerim yazıla
Ellere bakarken iki göz ile
Bana bir göz ile baktın rûzigâr

Der Kuloğlu çekem derd ile kahrı
Yalan dünyâ bu ölümdür âhırı
Mâmur iken viran gönlüm şehiri
Söküp bentlerini yıktın rûzigâr


7
Kime dâdedeyim senin elinden
Beni yâd ellere saldın rûzigâr
Ayrı düştüm vatanımdan yârimden
Bana çok cefâlar kıldın rûzigâr

Kotnazsın başıma bir çâre görem
Gözümü açmağa vermezsin arem
Kani ihsan kani mürüvvet kerem
Çevrile bağrımı deldin rûzigâr

Beni günden güne güldürmedesin
Gül benzim sarartıp soldurmadasın
Elleri şâdedüp güldürmedesin
Beni ağlatmakla noldun rûzigâr

Kuloğlu der beni yaman bilürler
Elimde ne görse çeküp ahırlar
Her kande gidersem arar bulurlar
Mekr ile âmil mi oldun rûzigâr


8
Acap ne diyardan uçup gelirsiz
Bir haber sorayım durun turnalar
Sevgili dilberimden ne bilirsiz
Bana bir teselli verin turnalar

Kılağuzun yanhf yola salarsa
Şahin görüp tellerini yolarsa
Alayını bölük bölük bölerse
Ayrılık nic-olur görün turnalar

Kasım gün eyyamın sakın fevt etmen
Vakitsiz çıkıp ta yollara gitmen
Avcılar duyarlar çağrışıp ötmen
Sağ esen menzile erin Turnalar

Gönlün perişandır tellerin eğri
Dayanmaz çevrine âşıkın bağrı
Azm edüp çekilin Bağdad'* doğru
Çöllerin safâsın sürün turnalar

Kuloğlu dembedem içimde dolun
Mesteder âşıkı ol tatlı dilin
Mardin dağlarına uğrarsa yolun
İmamlara yüzler sürün turnalar


9
Sana derim elâ gözlü meleğim
Senin bana incindiğin nedendir
Kereminden makbul eyle dileğim
Senin bana incindiğin nedendir

Yolunda âhedüp kanları döken
Olurmuş engelin gözüne diken
Bunca yıllar senin meddahın iken
Senin bana incindiğin nedendir

Ben meşgul olalı medh ü senâye
Gamzelerin oku verdi fenâye
Buluştukça eder oldun kinaye
Senin bana incindiğin nedendir

Gönül verdim ben de sen servi dale
Çevri çektirdin ir gördün bu hâle
Söyle günâh mıdır âşıka nâle
Senin bana incindiğin nedendir

Kuloğlu eder ki sözlerim haktur
Aşkın kitabında müşkülüm yoktur
Tenhâ söyleşelim suâlim çoktur
Senin bana incindiğin nedendir


10
Saltan Murat eder şimdi zamane
Bana da kalmadı beyler elveda
Büküldü kametim döndü kemana
Gezüp seyrettiğim yollar elveda

Ardımca yürüdü zülfü melekler
Tersine devretti çarh-ı felekler
Yeniçeri Sipahiler Solaklar
Önümce yürüyen kullar elveda

Gazaya gitmeğe beyler dizilsin
Kulların hep esâmisi yazılsın
Tabutum düzülsün kabrim kazılsın
Varıp seyrettiğim çöller elveda

Ecelim yetişti yıldızım indi
Dostlarım ağladı düşmanım güldü
Yapılan kadırgam deryada kaldı
Şu Malta'ya. giden yollar elveda

Kuloğlu dostların yüzü ağ olsun
Dû;man olanların bağrı dâğ olsun
Sultan İbrahim Han şimdi sağ olsun
Harben fethettiğin eller elveda


11
Gelin dinleyin yârenler
Kulak asın bu destana
İçin hocam şerbetinden
Olun esrek ü mestâne

Dilde söylerim destanı
Çözlerim çejmi mestanı
Dolandım ben Rûmistan'ı
Güzârım düştü bostana

Gözüme gözüktü bir er
Âlemi kıldı münevver
Aldım gevher sattım gevher
İristim ma'den ü kâna

Âb-ı nisandan içildi
Rahmet-i Mevlâ saçıldı
Hezâran güller açıldı
Bülbül olduk gülistana

Kuloğlu okur Yâtîn'i
Elif bâ ile yâ sini
Çeker dergâh arzûsini
Erenler gittiler sâna


12
Uzaktan merhaba olmaz
Gel ey mestâne bakı «hm
Kolların boynuma dola
Dile mestâne bakışlım

Seni sevenler unutmaz
Hayâlin karşımdan gitmez
Pâdişâhlar zulüm etmez
Kula mestâne bakışlım

Dile murâdını Hak'tan
Cümlemiz yar etti yoktan
Bülbülün arzusu çoktan
Güle mestâne bakışlım

Der Kuloğlu güne güne
Mislin gelmemiş cihâne
Her sözüne bir bahane
Bula mestâne bakışlım


13
Dağlar başı oldu yurdum
Ağlayıp gezer yürürüm
Günden güne arttı derdim
İnleyip gezer yürürüm

Güzelliğin tarzı budur
Mah cemâlin olmuş bedir
Âşıklığa çâre nedir
Soyunup gezer yürürüm

Yine firkatinle yandım
Kendimi engine saldım
Mahabbet bahrine daldım
Boylayıp gezer yürürüm

Boyu uzun ince bellim
Mah yüzünde çifte benlim
Senin ile deli gönlüm
İnleyip gezer yürürüm

Kuloğlu der giydim pottu
Kaçırdım gözleri mesti
Halden bilen nazlı dostu
Arayıp gezer yürürüm


14
Karşımda salınan dilber
Bakma beni ağladırsın
Beni koyup yad ellere
Gitme beni ağladırsın

Şekerden şerbet ezerlar
tnce tülbentten süzerler
İncili mercan dizerler
Dizme beni ağladırsın

Boyun uzundur dal gibi
Emsem leblerin bal gibi
Bahçelerde bülbül gibi
ötme beni ağladırsın

Hoş çekeyim nazlarını
Gel öpeyim gözlerini
Kelp rakibin sözlerini
Tutma beni ağladırsın

Bu Kuloğlu sana kuldur
Ta ezelden böyle yoldur
Ya azad eyle ya öldür
Satma Bani ağladırsın


15
Alemde doğru dost yoktur
Dedikleri gerçek imiş
Kulunu saklayan Hak'tıır
Dedikleri gerçek imiş

Bulut âsûmâna ağar
Yerlere rahmetle yağar
Gün doğmadan neler doğar
Dedikleri gerçek imiş

Eğer insan eğer melek
Yalvarırım geçer dilek
Bîvefâdır çarh-ı felek
Dedikleri gerçek imiş

Kıdoğlu der omur geçer
Kalmasını âlemde nâçâr
Dünyâ sana konan göçer
Dedikleri gerçek imiş


16
Gözüm nuru Fahr-i cihan
Yetiş yâ Muhammed yetiş
Âleme gün gibi doğan
Yetiş yâ Muhammad yetiş

Yeşil sancaklar yalabır
Anı gören can talabır
Acap gulu etti kâfir
Yetiş yâ Muhammed yetiş

Bizim ahvâlimiz böndür
Ali'yi sen bize göndür
Kanber'i Düldül'e bindür
Yetiş yâ Muhammed yetiş

Gaziler kana boyandı
Yandı şol yüreğim yandı
Son demidir bize şimdi
Yetiş yâ Muhammed yetiş

Hak'ka ermiş erenlerle
Ak sakallı pirler ile
Cümle peygamberler ile
Yetiş yâ Muhammed yetiş

Sana derim iki gözüm
Ayağına sürem yüzüm
Yardımcımız olver bizim
Yetiş yâ Muhammed yetiş

Ey Kuloğlu canlar canı
İki cihanın sultanı
Derdimizin hem dermanı
Yetiş yâ Muhammed yetiş


17
Gönül şâd ol melûl olma
Bu cihan lâlezâr oldu
Gözüm hak yâra sataştı
Gönül bî intizâr oldu

Ayrılıktan bağrım pisti
Ciğerim yandı tutuştu
Mâmelem yâr ile düştü
Pazarım hup pazar oldu

Kul gulamlar sana geldi
Gafil menzili dar oldu

Muhammed nuru göründü
Sınık göğdeler uruldu
Cemî' yatanlar dirildi
Pâdişâhtan nazar oldu

KüLoğlu kul günâhından
Âzad olur ..................
..................................
Ha budur yâra câr oldu


Kaynak: Sadettin Nüzhet – KULOĞLU (Sühulet Kitapanesi)

_________________
"Sensiz olmadı"


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: