Sistem saati: Cmt Tem 05, 2008 4:25 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: KUL SABRİ
İletiTarih: Per Åžub 28, 2008 12:34 pm 
Editör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 08, 2006 8:36 am
İleti: 620
Konum: İstanbul
KUL SABRİ

1851 yılında Şarkışla'nın Uyük köyünde doğdu. Babasının adı Yusuf, kendi adı Ali'dir.

Ailenin tek evlâdı idi. Köyde, hele Yusuf'un evinde âşıklar eksik olmaz, çalar, çığırır, söylerlerdi. Ali de onların dizinin dibinden ayrılmaz, saatlerce dinlerdi. Âşıkları çok severdi.

Henüz çocuk denecek yaşta idi ki, bir gün sokakta dolaşırken hemen hemen kendi yaşında güzel bir kızla karşılaştı. O zamana kadar bu kızı hiç görmemişti. Durdu, dikkatle ona baktı. Kız da durdu; önce belli belirsiz şöyle bir gülümsedi, sonra da tepeden tırnağa kadar uzun uzun süzdü. Birşey söylemek istedi, fakat söylemedi. Sadece koynundan bir elma çıkarıp uzattı. Ali elmayı alınca kız geri döndü, hızla oradan uzaklaştı. Gidiş, o gidiş...

Diyorlar ki: Elmayı yemesiyle beraber oğlan ansızın değişti; seme gibi, deli gibi birşey oldu. Hocalara okuttular, tekkelere götürdüler, adaklar adadılarsa da nafile iyileşeceğine büsbütün kötüleşti. Kimi «cin çarpmış» dedi, kimi «nazara uğramış», kimi de «hele sabredelim, dediler; derdini veren Allah, dermanını da verir.»

Böylece aradan yıllar geçti. Bir sonbahar günüydü. Sarıkaya köyünde düğün yapılacaktı. Babası Yusuf, çocuk belki açılır düşüncesiyle komşuların yanına katıp düğüne gönderdi. Güreşler, yarışlar, oyunlar derken akşam oldu. Sıra saz faslına geldi. Ali hemen âşıkların yanına yaklaşıp oturdu. Sesini çıkarmadan dinledi., dinledi... Bir ara heyecanla ayağa kalkıp âşıklara dedi ki «yeter artık, siz susun, şimdi ben söyleyeceğim!» Şaşıran misafirler «Oğlum ne söyleyeceksin? Sen âşık mısın?» dedilerse de dinletemediler. En sonra «söyle bakalım»
demek zorunda kaldılar. Söyledi. Tane tane, düzgün düzgün, hem de ölçülü ve uyaklı. Bir daha, olmadı bir daha. Hayret.. Oğlan gittikçe açıldı O değilden şöyle bir yokladılar, baktılar ki Ali artık iyice akıllanmış.

Hemen babasına müjdeciler salındı. Yusuf önce inanamadı, sonra da ne yapacağını, gelenlere nasıl teşekkür edeecğini bilemedi, ilk şaşkınlığı geçince bir kurban kesti ve yedi kat yabancıya varıncaya kadar lokmalar dağıttı.

Ali, o günden sonra saz çalmağa, deyişler söylemeğe başladı. İşi gittikçe ilerletti. Mahlası Garip Ali idi. Hacı Bektaş Tekkesini ziyaretinde bu adı beğenmediler, «önce sabretmeyi öğren, başarının anahtarı sabırdır. Senin adın Sabri olsun» dediler. Şairlik adı böylece Sabri
oldu. Bazı deyişlerinde Garip Ali, bazı deyişlerinde de Sabri diye anılmasının nedeni budur.

Çok dolaştı, ta Kars'a kadar gitti. En çok uğradığı yer Merzifon'dur. Tarsuslu Sıdkı, Şarkışlalı Agâhı, Yassıpınarlı Halimi ile uzun yıllar arkadaşlık etti. Onlarla epeyce karşılaşmaları vardır. 1931 yılında köyünde öldü.

Âşık Devranı diyor ki: «Ben, Kul Sabri'yi iyi tanıyorum. Son zamanlarında felçli gibi bir hali vardı. Bastonunu tutarken eli sürekli titriyordu. İriyarı ve kırmızı yüzlü olup, başında yer yer şişler çıkmıştı.»

Okuma yazma bilmediği için deyişlerini bir defterde toplayamadı. Sonradan, akılda kalanlar yazıya geçirilmeye çalışıldı ise de yararlı olduğu söylenemez. Evine gittim, torunları ile görüştüm. Bana birkaç defter gösterdiler. Bozuk bir imlâ ile yazılmış. Üstelik bazı yerleri karalanmış. Kurşun kalemle yazılan sayfaları hemen hemen hiç okunmuyor. Aşağıdaki örnekleri ancak komşularının yardımı ile tamamlayabildim.


-1-

Elifi İmrandır virdim
Okudum ben bayli bayli
Bir menzilhaneye girdim
Yükleri var taylı taylı

Hırka giyer dervişleri
Kulakların mengûşları
Kırkların pinhan işleri
Çağırıyor Leyli Leyli

Üçlerin hâkipâyinden
Mücevher kânı soyundan
Cümle mestane suyundan
İçirirler meyli meyii

Ol Hakk'ı hazır bilmeyen
Kendi özünü bulmayan
Hakkınan yoldaş olmayan
Dolaştırır hayli hayli

KUL SABRİ'yem elif derdim
Elifi İmrandır virdim
Aynımda Ali'yi gördüm
Düştüm hâke paylı paylı


-2-

Melül melül duran güzel
Ne durursun eller gibi
Saçların dök mah yüzüne
Tara zülfün teller gibi

Ok kirpikler cana vurdu
Bir saat karşımda durdu
Çıkardı bir elma verdi
Kokuladım güller gibi

Kaşların çekilmiş âlem
Alnındaki mim yay kalem
Elâ göze kurban olam
Kirpik kavga kaller gibi

GARİP ALİ'm der âlemi
Yüzündür Hakk'ın kelâmı
Olum ben yârin gulâmı
Kapısında kullar gibi


-3-

Yanar ÅŸu sinemde ÅŸem'alar yanar
Aşkın ateşinden perinin derdi
Arifi billâhlar cihanı eler
Ferhat kaya keser Åžirin'in derdi

Olur mu çıngısı çıkmadık çakmak
Kimisi beyhude kimisi ahmak
Her kulunu bir sevdaya salar Hak
Kimini huy tutar perinin derdi

Ben huylu deÄŸilim muska yaramaz
Kitap devreylesen dahi yaram az
Lokman Hekim bu yarayı saramaz
Yüz bin tabip gelse birinin derdi

KUL SABRİ'yim yaralarım ellidir
Arife ne tarif dertli bellidir
Abdalların hırka giyer şallıdır
Hünkâr Hacı Bektaş pîrinin derdi

-4-

Be erenler beni yaktı yandırdı
Sevdası serimde ahu gözlümün
Kudret içkisinden verdi kandırdı
Gelir kokuları bana nazlımın

Eğnine giyinmiş cennet libası
Yine sen mi geldin ömrüm havası
Bir buse ver âşıkına cabası
Yüzünden nur damlar elmas yüzlümün

Mübarek gerdana kılayım nazar
Sevdası serimde hu çeker gezer
Dünya bir teline olur mu pazar
Açılmış gülleri bahar yazlımın

Zatın cemalullah aslın Horasan
Var mıdır efendim ilimde noksan
Bir buse verirsen kuluna ihsan
Alman inkisarın SABRİ mazlumun


-5-

Güz ayları geçti goncası soldu
Ak sayalar giydi donunu daÄŸlar
Firkat ile yaman tutmuÅŸ iniler
Çevirmiş kıbleye yönünü dağlar

Şol yüce dağları kar geldi yastı
İşleyen yolları caddeyi kesti
Ben şad olam derken gam geldi bastı
Felek bizden aldı kinini dağlar

Ne bahtlı yâr ile yayla yaylayan
İçip soğuk suyun zevkin eyleyen
İzzet ile ikram ile söyleyen
Diller feda kıldı canını dağlar

Dağlar yarın sana boz evler konar
Ter mahbup yiÄŸitler yoÄŸun at biner
Hublar da doldurmuÅŸ dolusun sunar
Onlar hoş geçirir gününü dağlar

KUL SABRİ özünü gerçeğe katar
Yücesinde nice nice er yatar
Yarın yâr gelince bülbüller öter
Dinleyin bülbülün ününü dağlar


-6-

Yeni bir yâr sevdim hublar çağında
Cenneti âlâda firdevs bağında
Bir od düştü dertli sinem dağında
Koylanır ateşin yanarım dilber

Siyah zülüflerin geçer seyranım
Gündüz mah cemalin nura hayranım
Kuruttun koymadın damarda kanım
Gönlüm bahçesinde sanarım dilber

Ak sinen sineme beyaz göğsünden
Teller Acemistan gerdan Gürcistan
Sükker dudakların doldur o tastan
İçmedikçe nasıl kanarım dilber

KUL SABRİ der seher vakti uyandı
Yol uğrattı dost bağına dayandı
Dostun gülü kırmızıya boyandı
Ben de bülbül ölüp konarım dilber


-7-

Meyletmedim şu dünyada ziynete
Ben yâre ne yüzden etmişim hata
Daha yol gider mi ölümden öte
Billahi yolunda ölürüm dilber

Bir kıya bakışın aldı aklımı
Oktur kirpiklerin canda çakılı
Cennet ireyhalı müşkin kokulu
Dostun ireyhasın bilirim dilber

KUL SABRİ'yem ateş düştü özüme
Gücenme sevdiğim söyle yüzüme
Zalim gurbet görünmüyor gözüme
Belki gidip orda kalırım dilber


-8-

Nefis kuzgun gibi döner meydanda
Daha senin nefsin kemikte kanda
Terbiye görmemiş handa külhanda
Hünkâr sarayına yol olmak ister

Mürşid-i kâmilden dersin almayan
Okuduğu ilmin başın bilmeyen
Topuğuna çıkan çaya dalmayan
Dünyada ummana göl olmak ister

Sarıgebe çekirg'almış kurulur
Gurab gelmiş yakasından sarılır
Çaylak da bir serce tutmuş yorulur
Turna şahin için tel olmak ister

Okuduğu ilmin bilmez başını
Uyuz olmuş kütüklerde kaşını
Eline almış da kibrit taşını
Cevahir elmasa lâ'l olmak ister

Anadan atadan öğüt almayan
Babasının kim olduğun bilmeyen
Urçumun yaptığı sazı çalmayan
Bu Sefil SABRÃŽ'ye dil olmak ister


-9-

Dinlen nasihatim Hak ehli canlar
İnanın kardaşım sözüm sahidir
Didemden dökülen yaşınan kanlar
Hüseyin-i Kerbela'nın ahıdır

Yatıp uyumazsın oturup durmaz
Oyunbaz sırrına kimseler ermez
Sen körü görürsün kör seni görmez
Müminlerin gönlü nazargahıdır

Leyle-i Kadir'dir bizim gecemiz
Yedi nüsha yedi kübra hecemiz
Kırkların ulusu bizim hocamız
Kudretten sebakın verir okutur

Vechindir errahman seb'almesani
Lütfedip okuttun türlü lisanı
Şu lebin lâ'linden buyur ihsanı
Dedi «doldur bu âşıkın kabıdır»

İçtim muhabbetten hak buldu candan
İlikten damardan halloldu kandan
Yüzün görmeyince kalkak bu yandan
Cemalini gören canlar bakidir

SABRİ'nin sinesi ezelden yanık
Gönül sarayına hak oldu konuk
Cihan gaflett'olsa o dost uyanık
Verir her muradı cömert ganidir



Kaynak:
İbrahim Aslanoğlu – Söz Mülkünün Sultanları

_________________
"Sensiz olmadı"


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git:  
 
cron