Sistem saati: Pts Tem 07, 2008 4:12 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: KöroÄŸlu
İletiTarih: Pts Kas 13, 2006 9:31 am 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cum Tem 21, 2006 10:16 am
İleti: 1747
Konum: İstanbul
Resim
Bolu il merkezindeki Köroğlu heykeli.

Ünlü bir destana konu olmuş bir halk kahramanıdır. Bu isimde XVI. yüzyılda yaşamış bir halk şairi de vardır. Ama tarihî kişiliği bilinemeyen, asıl Köroğlu, XVII. yüzyılda Bolu havalisinde yaşamış, sonradan ünü bütün Anadolu'ya yayılmıştır. Babası da Bolu beyi tarafından gözlerine mil çektirilerek cezalandırıldığı için Köroğlu diye tanınmıştır. Zulme karşı ayaklanarak halkın hakkını koruması, onu destansı bir kahraman haline getirir.

XVII. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde merkeze bağlı olmayan teşkilâtın iyice meydana çıktığı, buna karşılık, saraya bağlı, sadrâzama bağlı beylerin, valilerin de yer yer başlarına buyruk olarak halka zulmedebildikleri bir devirdir.
İşte böyle bir devirde Bolu Beyi Süleyman Bey, kendisine bunca yıl hizmet etmiş seyislerinden birine fena halde kızarak gözlerine mil çekilmesini emretmişti. Bolu Bey'i son derece katı yürekli, zalim bir adamdı. Her ne kadar kendisini sevenler araya girdilerse de dediğinden dönmedi. Buyruğunu vaktinde yerine getirmemiş olan zavallı seyisin gözleri kör edildi ve sıska bir ata bindirilerek kaleden dışarı atıldı.

Yaralı seyis at sırtında yolda kalınca sesini çok iyi tanıyan atının kulağına eğildi ve:
– Dünya bana zindan oldu, beni köyüme götür... dedi.
Az gittiler, uz gittiler, dere tepe düz gittiler, sonunda seyisin köyüne vardılar. Uzaktan at sırtında yığılı babacığının geldiÄŸini gören on beÅŸ yaşındaki oÄŸlu, ermiÅŸ yetmiÅŸ bir insan gibi onun ıstırabını anladı, koÅŸup attan indirdi, anasının yanına getirdi. Seyis olanları “Hal ve keyfiyet böyle böyle” diye bir bir anlattı, oÄŸulcuÄŸundan öcünün alınmasını vasiyet ederek oracıkta ruhunu teslim etti.
Köroğlu, on beş yaşında ata bindi. Babasına verilen kır at canlandı, sıskalığı gitti, şahbaz bir hayvan oldu. Köroğlu, atına atladığı gibi dağlara çıktı. Kılıç kuşandı. Babasının intikamını almak üzere ant içti. Yolda rastladığı bir çobanın sazını alarak terkisine asmıştı. Kime rastlasa hayvanını durdurur, sazını eline alır, tıngırdatarak Bolu Beyinin zulmünü anlatırdı.
Her yerde aradığı bu zâlim adama günün birinde rastlayacağını biliyordu. Giderek hayvanı rüzgâr kesildi. Nerede bir yolsuzluk olsa köylü Köroğlu'na haber salardı. O da gelir, ortalığı düzene kordu.

Bir gün Çamlıbel'de konaklamıştı. Bir kervancının, yolcularından bir genç adamı soyup döverek uçuruma attığını gördü. Bir kılıçta kervancının başını uçurdu. Öteki adamlar kendisine hayır dua ettiler. Uçurumdan çıkardığı genç yolcu ise:
“Hayatımı kurtardın, gayri ben senin kulun kölenim” dedi. KöroÄŸlu onun adının Ayvaz olduÄŸunu, kervanın da Bolu, Beyine yük götürdüğünü öğrenince Ayvaz'ı yanına aldı. Beraber yola çıktılar.

Bir Köroğlu, bir Ayvaz, etrafı kasıp kavuran, fakir köylüyü haraca kesen zâlim Bolu Bey'ini bulmaya çıktılar. Şehre yaklaştıkları sırada bir kale vardı. Sabahın bir vaktinde kale mazgallarından hazin bir şarkı duydular. Bu şarkıyla bir genç kız kendisinin Bolu Beyi'nin kızı olduğunu, babasının sırf kimseyi sevmesin diye kendisini oraya kapadığını göz yaşları içinde anlatıyordu. Köroğlu sazı eline aldı, kıza sabırlı olmasını, dönüşte kendisini kurtaracağını söyledi.

Bolu'ya vardıklarında büyük bir alana halk toplanmıştı. Şenlikler yapılıyordu. Köroğlu elbise değiştirerek pehlivanlar arasına katıldı. Bir bir hepsini alt etti. Sonunda Bolu Bey'i huzuruna çağırttı onu ve:
– Bre pehlivan, sen kimsin? Seni muhafızlarıma bey yaptım...dedi.
KöroÄŸlu da: “İşte ben o gözlerini kör ettirdiÄŸin seyisin oÄŸluyum” diyerek kılıcını çaldığı gibi herkesin dehÅŸet dolu bakışları önünde Bolu beyinin kellesini uçurdu ve halkı bir zâlimden kurtardı.
Ondan sonra hemen Ayvaz'ı gönderip kaleden Beyin kızını getirdi. Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle kendine nikâhladı. O tarihten sonra Bolu Bey'i olarak halka adaletle muamele etti.

Onun şu sözleri yüzyıllar boyu dilden dile dolaşmıştır:

Bizden selâm olsun Bolu Beyi'ne
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından, kalkan sesinden
DaÄŸlar sada verip seslenmelidir

Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

***
Benden selam olsun Bolu Beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
At kişnemesinden kargı sesinden
DaÄŸlar seda verip seslenmelidir

Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icad oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır

Köroğlu düşer mi eski şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevre dolup şalvar ıslanmalıdır

***
Kimisi pınar başında
Kimisi yolun dışında
Al giyen onbeş yaşında
İlle mavili mavili

Kimisi daÄŸlarda gezer
Kimisi incisin dizer
Al giyen bağrımı ezer
İlle mavili mavili

Kimisi odun devÅŸirir
Kimisi kahvesini piÅŸirir
Al giyen aklım şaşırır
İlle mavili mavili

KöroÄŸluyum derki’n olacak
Takdir yerini bulacak
Mavili benim olacak
İlle mavili mavili


Kiziroğlu türküsünün hikâyesi:

Rivayetlere göre KöroÄŸlu, Bolu civarlarında zor iÅŸler baÅŸarıp efsane olunca, uzak illere de el atar. Tutar Bolu gibi ÅŸirin bir memleketi bırakıp DoÄŸu Anadolu’da ferman okutmaya kalkar.
O diyar senin, bu diyar benim derken, gider kalesini, Çıldır gölünü ayaklar altına alan bir tepeye kurar. Bazı ozanlara göre Kısır DaÄŸları’nı yaran Ferro deresinin kenarını mekân tutar.
Tutar ama civarda hüküm süren Kizir (bir nevi idareci, muhtar gibi bir ÅŸey) ve avenesi buna çok bozulurlar. “Biz Osmanlıya sadık bir tebayız, yöremizde haydut, eÅŸkıya barındırmayız” diye posta koyarlar. (Bir de Malatya, Arapkir, DivriÄŸi civarlarını haraca kesen isyankâr “GeziroÄŸulları” var ki onlar mevzumuzun dışındalar.)

Neyse, KöroÄŸlu bu, tehditlere aldırır mı? “Ben koskoca Bolu Beyini hizaya getirmiÅŸim, adsız sansız bir kizirden mi çekineceÄŸim” diye haber yollar.
Kizir akıllı uslu, gün görmüş bir adamdır, lâkin oÄŸlu Mustafa kabına sığamaz. Boyuna posuna bakmadan KöroÄŸlu’na meydan okur, ünlü cengâver ile karşılaÅŸmak için can atar. Bu arada sözler taşınır, fitneler kaşınır ve iÅŸ gelir “bire bir” dövüşe çıkar.

Alapaça püsküllü belâ
Bey oğlu dediğin tebasının önünde dövüşecek değildir ya, ikisi haberleşir katran renkli kayaları, berrak berrak suları, zümrütvari çayırları olan bir kuytuda buluşurlar.
KöroÄŸlu karşısına dikilen onbeÅŸlik delikanlıya, Kırat ise huysuz huysuz eÅŸinen Alapaça’ya bakar. İkisi de rakiplerini ciddiye almaz, hem acır, hem kızarlar. Kesinlikle canlarını yakmak istemezler ama yine de bir ders vermeli, kulaklarını çekip, enselerine bir ÅŸaplak atmalıdırlar.
KöroÄŸlu kendinden emin bir ÅŸekilde “haydi” der, delikanlı “kolla kendini” diye haykırıp atını topuklar. Alapaça boÅŸanmış yay gibi fırlar. Kırat son anda kenara sıçrar da ilk elde yenilmekten kurtulurlar. Ama daha kendilerine gelemeden Alapaça dönüp üzerlerine varır, yeniyetme veled gürzünü patlatır. KöroÄŸlu tecrübesini konuÅŸturup darbeden kurtulur ama kargısı elinden düşer, kalkanı boydan boya yırtılır. KiziroÄŸlu Mustafa bu fırsatı kullanmaz. Tutup kargısını yere atar, kalkanını taÅŸa çalar. KöroÄŸlu hayatı boyunca ilk kez ürperdiÄŸini hisseder, ki yiÄŸidin böylesi ile oyun oynaÅŸ olmaz.
Nitekim Alapaça kartal hızıyla gelir ve bodoslama Kıratın böğrüne dalar. Köroğlu atıyla birlikte yuvarlanır ama sıçrayıp ayağa kalkar. Evet piyade dövüşen birinin süvariye, hele hele böylesi atı olan bir süvariye karşı hiç şansı olmaz ama Kiziroğlu Mustafa da atından iner, yayan yapıldak karşısına çıkar.

Zor beyin zorlu oÄŸlu
KöroÄŸlu, benzeri az bulunan bir silahşördür ama bütün darbeleri sıska çocuÄŸun kılıcına toslar, meydan ÅŸakır ÅŸakır ÅŸakırdar, dört bir yana kıvılcım saçarlar. Bu kavga saatlerce sürer, ele sığmaz veled, KöroÄŸlu’na yanağına burnuna ufak ufak kesikler atar, kâh bıyıklarını, kâh kaÅŸlarını budar. KiziroÄŸlu Mustafa istediÄŸi anda hakimiyeti ele alabilecek kırattadır ki bunu KöroÄŸlu da anlar.
Nitekim genç yiÄŸit bir ara güneÅŸe bakar, “artık eÄŸleÅŸmesek iyi olacak” gibilerinden birÅŸeyler mırıldanır ve KöroÄŸlu’nun kılıcını dilim dilim doÄŸramaya baÅŸlar. Kılıcı dört parmak kalınca KöroÄŸlu kamasına sarılır. Delikanlı sakin sakin kılıcını kınına sokar ani bir hamleyle KöroÄŸlu’nun bileÄŸinden yakalar, sonra bi kafa, bi diz. KöroÄŸlu’nu üstünden aşırıp yere çalar. Ünlü ÅŸaki son bir gayretle hançerine uzanır ama KiziroÄŸlu ondan evvel yetiÅŸir kabzaya basar. Artık akıbet aÅŸikardır, Kırat acıyla gözlerini yumar.

O güne kadar yenilgi yüzü görmeyen Köroğlu pes eder, kafasını yere koyar. Ancak boynunda soğuk bir çelik değil, omuzunda sıcak bir el bulur. Yeniyetme çocuk onu koltuklayıp kaldırır, pınar başına götürüp, yaralarını yıkar. Beraber abdest alır, birlikte namaza dururlar. Sonra...
Sonra delikanlı bir kâğıt uzatır ki üstünde “bundan böyle asayiÅŸi bozmayacağım, Devlete kafa tutmayacağım, Sultana sadık kalacağım. EÄŸer emredilirse zalimlere, ÅŸakilere ve kara donlu kâfirlere karşı vazife almaya hazırım” yazar. KöroÄŸlu hiç düşünmeden mührünü çıkarır ve altına basar. Sakın erkekler aÄŸlamaz demeyin aÄŸlar, hem nasıl aÄŸlar! Birbirlerine abi kardeÅŸ gibi sarılır ve içli içli hıçkırırlar.

KiziroÄŸlu Alapaça’ya binip kaybolur, KöroÄŸlu düşüncelere dalar. “Ömür geldi geçiyor, sen nelerin peÅŸindesin” diye muhasebe yapar.

Peh peh peh... Hey hey hey!
Vakit ilerleyince KöroÄŸlu’nun hanımı Nigâr pencerelere koÅŸar. Sahi en zorlu kavgalardan dakikada sıyrılan yiÄŸidi nerelerde kalmıştır? HoÅŸ, bu cılız çocuÄŸa yenilecek deÄŸildir ya! Saatler ilerledikçe içi daralır, kâh seccadesini serer, kâh tesbihine sarılır. Her ÅŸeye gücü yeten âlemlerin Rabbine (Celle Celalüh) sığınır.
Köroğlu gecenin bir vakti gelir, kapıyı çalar, döndüğüne göre o haylazı haklamış olmalıdır ama yüzü sirke satar.
Nigâr Hatun büyük bir merakla kavganın neticesini sorar. Köroğlu cevaben öyle bir türkü yakar ki hâlâ kulaklarımızda çınlar:

Bir atı var Alapaça, peh peh peh!
Mecel vermez, Kırat kaça, hey hey hey!
Az kaldı ortamdan biçe
AÄŸam kim, paÅŸam kim?
Nigâr kim, hanım kim?
KiziroÄŸlu Mustafa Bey.
Bir Bey’in oÄŸlu, Zor Bey’in oÄŸlu.

Bir fendinen geldi geçti, peh peh peh!
Hışmı dağı deldi geçti, hey hey hey!
AÄŸam kim, paÅŸam kim?
Nigâr kim, Hanım kim?
KiziroÄŸlu Mustafa Bey.
Bir Bey’in oÄŸlu. Zor Bey’in oÄŸlu…

_________________
O iyi insanlar,o güzel atlara binip gittiler...

YaÅŸar Kemal


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: