Sistem saati: Cum Tem 04, 2008 8:28 pm

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: İCAZET
İletiTarih: Per Şub 28, 2008 12:33 pm 
Editör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 08, 2006 8:36 am
İleti: 620
Konum: İstanbul
İCAZET

Asıl adı Ali Beşiktepe. 1901 yılında Kangal'ın Alacahan bucağında doğdu. Sonradan Sekiliyurt köyüne yerleşti. 1931'de Ahmet Kutsi Tecer'in düzenlediği «Halk Şairleri Bayramı» na o da katıldı. Eski tapşırması Âşık Ali idi.

Şiire 12 yaşında iken başladı. Bir görüşmemizde nasıl başladığını sordum, anlatmak istemedi. Aradan epeyce zaman geçti, aynı soruyu gene tekrarladım. Bu defa nazlanmadı. “Babam İdrakî, Seferberlikte şehit olmuştu” diye söze başladı ve devam etti: «Küçüktüm, onun deyişlerini okuyordum. Baktım, kâğıda damlalar düşüyor. Başımı göğe kaldırdım, bulut yok. Elimi gözüme çaldım ki ıslak. İçlendim bayağı, doya doya ağladım. İşte o günden sonra Allah dilimi çözdü. Söyledim ha, söyledim. Siz deyin 600, ben deyim 700 parça. Belki daha
fazla ya, sayamadım.»

Bu ailede şairler kervanına katılmayan tek kişi annesi Medine. Babası Bekir'in tapşırması İdrakî idi, dedesininki Ahmet. Halasının oğlu San'atî, yakın akrabası Emsali. Bunların hepsi şimdi Hakk'ın rahmetine kavuştu. Bir araya geldiler mi şiir düellosu başlardı. Saatlerce, hatta günlerce sürdüğü olurdu. Onların bu halini bilmeyen kulak misafirleri, kavga ha başladı, ha başlayacak sanırdı. Halbuki dikenler ne kadar sivri olursa olsun onları acıtmazdı. Deyişmeler her zaman tatlıya bağlanırdı.

Saz çalmasını bilmeyen İcazet'in sesi de pek müsait değildi. Ona kalem şairi diyemem. Çünkü yazısını ben değil, aradan zaman geçerse kendisi bile okuyamazdı. Lâkin dili, işte o bambaşka bir özelliğe ve yeteneğe sahipti.

Düzenlediğim şairler gecesinin birçoğuna onu da davet etmiştim. Her seferinde köyüne döndüğü zamanlar önüne geleni haşlamış. O günlerden birindeki deyişi:

Efendim dünyada merd olan adam
Verdiği ikrardan dönebilir mi
Yüreğinde biraz derd olan adam
Dertli Kerem gibi yanabilir mi

Efendim sarayı köşkü olmayan
Elinde yazısı meşki olmayan
Zerrece yürekte aşkı olmayan
İçip dost meyinden kanabilir mi

Başımı belâya sokma arkadaş
Var git tedarikin gör yavaş yavaş
Dertli sinesinde yanan bir ateş
Hiç su serpme ile sönebilir mi

Bunca zaman düştüm yavru ardına
Can dayanmaz firkatine derdine
Lâyık mı efendim şahan yurduna
Bir kötü kel karga konabilir mi

Aman ey ÎCAZET düzelt lisanı
Kem sözünen incitme ha insanı
Vilâyette şan kazanan arslanı
Çarpanacı çakal yenebilir mi

Yaş Destanı'nın bazı dizelerini kendi üzerine getirmiş. Okuyunca sordum: «Sen şimdi 60 yaşındasın; destanı 100 yaşına kadar uzatmışsın. O kadar yaşamaya senedin var mı?» Gülerek karşılık vermişti: «Hiç işte, benimki hayal pilâvı yemek.»

1970 yılının Mayıs aymda öldüğü zaman 69 yaşında idi.




—1—

Nasıl medhedeyim şanlı vilâyet
Düzgün gördüm her ahvali Sivas'ta
Ey beylerim söylemeğe ne hacet
Gezer birkaç gündür Ali Sivas'ta

Anladık ahvalin hep birer birer
Her kimi gördüysek hep okur yazar
Münasip günlerde yaparlar bazar
Herkes alır satar malı Sivas'ta

Kimisi hocadır kimisi âlim
Kimi başöğretmen kimi muallim
Kimi yastık yapar kimisi kilim
Güzel para eder halı Sivas'ta

Gittikçe şenlenmiş eski örenler
Sevinmez mi bugünleri görenler
Her taraftan düdük çalar trenler
İner biner hep ahali Sivas'ta

Zıvga şalvarınan gezer efesi
Bahçelerin güzel olur safası
Sabahleyin er açılır kahvesi
Güzel gördüm ben oteli Sivas'ta

Bahar gelir bostanları ekilir
Temmuz gelir yoncaları bükülür
Bakarsın ki her taraftan çekilir
Satarlar kaymağı balı Sivas'ta

Yanar elektrik çarştlar ışık
Ne güzel makamlar iyi yakışık
İCAZET der yekten söyler bir âş»k
Aradım bulmadım beyli Sivas'ta


—2—

Dilin bal döküyor leblerin badem
Uzaktır aramız sevdiğim neden
Teşrif edip yavru yollara kadem
Basmasın sevdiğim yaz gelenece

Dost beni düşürdün bu ah ü zare
Onulmaz derdime düşün bir çare
Merhamet eyleyip Mansur'un dare
Asmasın sevdiğim yaz gelenece

Ben seni severim gönülden candan
Kadir Mevlâ'm ayırmasın imandan
El sözüne uyup umudun benden
Kesmesin sevdiğim yaz gelenece

Yeter yavru arşa çıktı ah ü zar
Yapma ey sevdiğim alma ah ü zar
İCAZET der aramızdan ruzigâr
Esmesin sevdiğim yaz gelenece



—3—

Benli dilber vasfın nasıl yazayım
Âşık oldum mah cemale sevdiğim
Ala gözler kuduretten sürmeli
Zülfün dökmüş ağ gerdana sevdiğim

Güzelliğin türlü harmanı vardır
Her âşığın kırk gün devranı vardır
Emmeğe münasip gerdanı vardır
Benler olmuş tane tane sevdiğim

Her ne dersen dilber yine sen bilin
Benim yüküm kasavettir gam bilin
Sertabipsin yüzbin çeşit em bilin
Yaram muhtaç bir dermana sevdiğim

Gülyüzlüm el gibi gezme ıraktan
Öldürme bendeni dertten meraktan
Ağ beyaz gerdandan elma yanaktan
Bir buse ver perişana sevdiğim

Güllere benzettim rengini dilber
Vasfettim gerdanda bengini dilber
Aradım dünyada dengini dilber
Gelmemiştir bu cihana sevdiğim

İCAZET âlemin güzeli çoktur
Aradım dünyada menendin yoktur
Aladır gözlerin kirpiğin oktur
Kaşlar benzer yay kemana sevdiğim


—4—

Teklif eder bizi cananım aşık
İşte meydan imtihana geldim ben
Sorarsan herkesten yamanım âşık
Nezaketli Türk lisana geldim ben

Biz candan severiz cumhuriyeti
Herkesin elinde var hürriyeti
Öğrenmek istersen edebiyatı
Başöğretmen tercümana geldim ben

Ey âşığım söze katma yalanı
Korkam bir gün vereceksin talanı
Sazınan sözünen meydan alanı
Görmemişim bu cihana geldim ben

Kangal kazam Sivas hem vilâyetim
Üçyüz on yedidir sor tevellütüm
Ceddim, peder şair, ben İCAZET'im
Ta ezelden âşıkane geldim ben


—5—

Efendim yarama bir merhem düzün
Yakmağa başladı beni gözlerin
Nedir bu çektiğim cevr ile mihnet
Akıtır didemden kanı gözlerin

Bahar suyu gibi çağlayıp akmam
Yok yere özümü ateşe yakmam
Haram olsun senden gayrıya bakmam
Sevdirir şu bana seni gözlerin

Yaradan vermesin kimseye keder
Herkes ulusundan gördüğün eder
Otuz altı pare köyle beraber
Değiyor Alacahan'ı gözlerin

Değme rakip değme gözü elama
İCAZET kayl'olur bir çift selâma
Destan olup dağılmışsın âleme
Aldatıyor çok civanı gözlerin


—6—

Geçirdik bir yaşı beşine değdim
On yaşımda biraz kendimi övdüm
Taradım saçımı fesimi eğdim
Gayrı vardım onbeş yaşına doğru

Şu dünyada bir gün görmedim hergiz
Güller domurlandı açıldı nergiz
Onsekiz yaşına değince bir kız
Kâr çeker kirpiği kaşına doğru

Yirmisinde azgın tutar yüzünü
Gayrı ona buna diker gözünü
Ban'alsınlar falancanın kızını
Gayrı düşer nefsin peşine doğru

Dünyada murada ereyim deyü
Hiç değil bir devran süreyim deyü
Kimin kızı güzel göreyim deyü
Gönül çıktı damın başına doğru

Otuzuna vardım ezel almadım
Döküldü bağlarım gazel almadım
Kötüye kul oldum güzel almadım
Akranım emsalim eşime doğru

Kırk yaşımda sakalıma ağ düştü
Ellisinde gayrı vaktimiz geçti
Altmışında ecel geldi kavuştu
Biz uğradık gönül kışına doğru

Yetmişinde işe varmıyor elim
Sekseninde gayrı büküldü belim
Doksanında tamam yaklaştı ölüm
Düştü Azrail'in peşine doğru

İCAZET'im yaşın yüz olsun tamam
Hazırla kefenim getirttir imam
Gayrı âhir vakit vademiz tamam
İsmim yazın kabir taşına doğru



—7—

(Farelere)

Kolorduya haber salar
Kaçarken kıçını bular
Gecelerde kabı yalar
Görmedik bir düş kalmadı

Geldi ordular alaylar
Çetine düştü kolaylar
Fareler kabı kalaylar
Kalaycıya iş kalmadı

Gece karanlıkta yürür
Gündüzünden iyi görür
Kabı birbirine vurur
Değmedik çekiç kalmadı

Gördüm parlatır gözünü
Kaçtı çevirdi yüzünü
Tutmaz birinin sözünü
Ayak gitti baş kalmadı

Faredir bunların adı
Tanımaz yerliyi yadı
Evdeki pirinci yedi
Bize bir avuç kalmadı

Kireçlettirdim odayı
İCAZET savdım gadayı
Sattım arpayı buğdayı
Dişlerine taş kalmadı


Kaynak:
İbrahim Aslanoğlu – Söz Mülkünün Sultanları

_________________
"Sensiz olmadı"


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: