Sistem saati: Cum Tem 04, 2008 8:23 pm

Tüm zamanlar UTC





Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: orta a.türk efsanelerinde sümer efsanesinden izler
İletiTarih: Sal Haz 20, 2006 10:10 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Pts Haz 19, 2006 8:27 pm
İleti: 470
Konum: Düzce
İlk olarak Promete’nin insanlara yazıyı, matematiÄŸi, astronomiyi, tıbbı, hayvanları evcilleÅŸtirmeyi, gemi yapmayı, kâhinliÄŸi öğrettiÄŸi efsanesi nedeniyle, batı dünyasında, bütün kültürlerin Yunanlılardan kaynaklandığı inancı yüzyıllar boyu süregelmiÅŸtir. DiÄŸer taraftan, Tevrat da bir kısmı tanrı tarafından yazdırılmış, bir kısmı İsrailliler tarafından yaratılmış ilk dinsel ve edebî kitap olarak kabul edilmiÅŸti.

Geçen yüzyıl içinde, Mezopotamya’da yapılan kazılardaki buluntular, çıkan binlerce yazılı belgenin çözülüp okunması ile her iki inanç da kökünden sarsıldı. Çünkü Promete’den an az 2000 yıl önce Sumerliler bunların hepsini bulmuÅŸlar, yapmışlar ve kullanmışlardı. DiÄŸer taraftan Tevrat’taki birçok konuların Sumerlilerden kaynaklandığı, metinler okundukça meydana çıkmış ve çıkmaktadır.

Bilindiği gibi Sumerlilerin en önemli bulgularından biri, dillerine göre bir yazı icat etmeleri, onu geliştirmeleri ve kil üzerine yazarak zamanımıza kadar ulaşmasını sağlamaları olmuştur. Bulunan belgeler arasında büyük değeri olanlar edebî yazıtlardır. Bunlar daha çok Sumerlilerin tanrıları ve dinleri ile ilgili konuları kapsamaktadır. Sumer yazarları ve ozanları tanrılarıyla ilgili çeşitli efsaneler yaratmışlar, şiirler yazmış, ilâhiler bestelemişlerdir. Bunlardan başka, destanlar, ata­sözleri, hikâyeler gibi konular da bulunuyor bunlar arasında.

Sumerlilerin dinleri ve edebî yapıtları gerek kendileri zamanında yaÅŸayan, gerek daha sonra gelen OrtadoÄŸu milletlerini etkisi altına alarak izleri, bir taraftan Yunanlılar yoluyla Batı dünyasına, diÄŸer taraftan Tevrat ve Kur’an’a kadar ulaÅŸmıştır.

Sumerlilerden Tevrat’a geçen konular üzerinde Batıda bazı yayınlar yapılmışsa da bu hususta ülkemizde bir yayın yoktu. Aynı konuların Kur’­an’da bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa ne düzeyde olduÄŸu soruları beni bir hayli meraklandırmıştı. Bu nedenle geçtiÄŸimiz aylarda Sumer edebiyatından ve efsanelerinden Tevrat ve Kur’an’a geçen konuları karşılaÅŸtırmak suretiyle oldukça ayrıntılı bir yazı hazırladım. 1

Sumerlilerin dillerinin Türkçeye benzediÄŸi ve daÄŸlık yerden göç ettikleri kamsı gittikçe yaygınlaÅŸmaktadır. Bu nedenle Orta Asya Türk Kültürü ile onların kültürü arasında bir baÄŸlantı bulabilir miyim, düşüncesi ile Prof. Bahaâttin Ögel’in Türk Mitolojisi 2 kitabını zaman zaman incelemekte idim. Hakikaten bazı parellellikler tesbit ettim. Bunları bir baÅŸlangıç olarak bu kongrede sunmaya karar verdim. Fakat araÅŸtırma­larım ilerledikçe konunun daha geniÅŸleyeceÄŸini ve kongre süresini aÅŸacağım anlayarak araÅŸtırmayı kısa kesmeye mecbur oldum.

Bahaattin Ögel, Türk mitolojisi temelinin uzay ve dünya ile ilgili inanış ve anlayış olduğunu yazmış. Sumer mitolojisinde de böyle. Sumerliler yaradılış ve evrenle ilgili düşüncelerini toplu bir halde yazmamışlar Ancak bunlar, destanların baş kısımlarında veya ortalarında kısım kısım anla­tılmış. Aynı geleneği Türk destanlarında da buluyoruz.

Sumer yaradılış efsanesine göre, önce her taraf derin ve geniş bir su ile kaplıydı. Bunun adı tanrıça Nammu. Bu tanrıça sudan bir dağ çıkarıyor. Oğlu hava tanrısı Enlil onu ikiye ayırıyor, üstü gök, altı yer olu­yor. Göğü, gök tanrısı An, yeri de yer tanrıçası Ninki ile hava tanrısı Enlil alıyor. 3 Buna göre önce evreni meydana getiren suda olan ana tanrıça ile hava tanrısıdır. Gök ve yer birer tanrı değil onların sahibidirler.

Türk efsanelerinde çok çeÅŸitli yaradılış motifi var 4 Buna raÄŸmen ana motif birbirlerine benziyor. İlk olarak evren büyük bir sudan oluÅŸuyor. Tanrı Ülgen, bazısında insan olan kiÅŸi, bazısında ÅŸeytan olan Erlik ile bu suların üzerinde uçuyor. Birinde denizden bir taÅŸ çıkarak Ülgen’e konacak bir yer oluyor. BaÅŸka birinde Erlik, diÄŸerinde kiÅŸi, bir diÄŸerinde ise yaban ördeÄŸi suyun içinden toprağı çıkararak yeri meydana getiriyor.

Bir baÅŸkasında ise Su içindeki tanrıça Akana veya Ak-ene, Ülgen’e yeri ve göğü nasıl yaratacağını söylüyor (s. 332). Ülgen de yere ve göğe “ol” diyor, onlar da oluyorlar (s. 433).

Ülgenin yer ve göğe “olun” demesi ve evreni 6 günde yaratarak yedinci gün dinlenmesi Tevrat ve Kur’an’daki Allahın “ol” diyerek yeri göğü 6 günde yaratması ve yedinci günü dinlenmesi motifi ile paraleldir.

İnsanın yaradılışı: Sumer’de tanrılar çoÄŸalmaya baÅŸlayınca kendi iş­lerini yapıp yetiÅŸtiremediklerinden yakınıyor ve bütün tanrıların yara­tıcısı tanrıça Nammu’ya gelerek iÅŸlerini yapacak kimseler yaratması için yalvarıyorlar. O da oÄŸlu bilgelik tanrısı Enki’yi derin uykusundan uyan­dırarak tanrıların iÅŸlerini görecekleri yaratmasını söylüyor. Enki de annesine derin sudan çamur almasını, ona tanrıların görüntüsünde ÅŸekil vermesini, ona bu iÅŸte yer tanrıçası ile doÄŸum tanrısının yardım edece­ğini söylüyor. Enki, ey anneciÄŸim! yeni doÄŸanın kaderini söyle, diyor, so­nunda o bir insan oluyor. 5

Türk efsanelerinde insanın yaradılışı: Bunların birinde tanrı Ülgen deniz yüzünde toprak parçası görüyor. Bu topraÄŸa “insan olsun” diyor, o insan oluyor. Adı Erlik. Bu tanrı ile kendini bir tutmaya kalkınca, tan­rı etleri çamurdan, kemikleri kamıştan 7 insan daha yaratıyor Türk Mem­lük efsanesinde, bir maÄŸaraya dolan çamurlardan, yaÄŸmur ve sıcak etkisiyle 9 ay sonra ilk erkek meydana geliyor. Buna “Ay Atam” demiş­ler, tekrar maÄŸraya dolan çamurlarla 9 ay sonra da bir kadın dünyaya gelmiÅŸ. Buna da “Ayva akyüzlü” demiÅŸler. BaÅŸka bir efsanede tanrı in­san ÅŸeklinde 7 erkek ve 4 kadın yapmış. DiÄŸer bir Altay efsanesine göre tanrı Ülgen insanın etlerini topraktan, kemiklerini taÅŸtan yapıyor. Kadını da erkeÄŸin kaburgasından. Kadının, Tevrat’a göre Adem’in kabur­gasından yaratılması, Adem ile Havva’nın cennetten kovulması motifi hak­kında Ögel kitabının 475’inci sahifesinde bazı yorumlar yapmışsa da yine bu hikâyenin kaynağı Sumerlilere dayanmaktadır.

Sumer’de Dilmun adında saf temiz tanrıların yaÅŸadığı bir ülke var. Hastalık, ölüm bilinmeyen yaÅŸam ülkesi. Fakat orada su yok. Su tanrısı, güneÅŸ tanrısına, yerden su çıkararak orasını tatlı su ile doldurmasını söylüyor. GüneÅŸ tanrısı istenileni yapıyor. Böylece Dilmun meyva bahçele­ri, tarlaları ve çayırları ile tanrıların cennet bahçesi oluÅŸuyor. Bu bahçede yer tanrıçası 8 ÅŸifa bitkisi yetiÅŸtiriyor. Bunlar meyvelenince bilgelik tan­rısı Enki hepsinden tadıyor. Yenmesi yasak olan bu meyveleri yiyen tan­rıya, tanrıça çok kızıyor ve onu ölümle lânetleyerek ortadan yok oluyor... DiÄŸer tanrılar büyük güçlüklerle yer tanrıçasını bularak tanrıyı iyi et­mesi için yakarıyorlar. Tanrıça, tanrının 8 bitkiye karşı hasta olan 8 or­ganı için birer ÅŸifa tanrısı yaratıyor. Bunlardan 5 tanesi Tanrıça. Hasta olan organlardan biri kaburga. Onu iyi eden tanrıçanın adı, kaburganın hanımı anlamına gelen Nin.ti’dir. Bu kelimede Nin hanım, ti kaburga­dır. ti’nin diÄŸer anlamı “yaÅŸam” dır. Bu hikâye Tevrat’a geçerken ka­burgadan bir kadın yaratılmış ve ti kelimesinin ikinci anlamı alınarak “kaburganın hanımı” yerine İbranicede “hayat veren hanım” anlamı­na gelen “Havva” adı verilmiÅŸtir. 6

Özbeklere göre İnsanın ilk atası Kil Han imiÅŸ. Ögel, bunun İran’da­ki Kil Åžah’ın bir devamı olduÄŸunu söylüyor. Tevrat’taki “Adam”ın anla­mı da kırmızı toprak.

Görüldüğü gibi gerek tek tanrılı dinlerde, gerek Türk efsanelerinde, Sumer’de olduÄŸu gibi, evren sudan, insan topraktan meydana gelmiÅŸtir.

Türklerin Yeraltı Dünyası hakkındaki inanışları da Sumerlilerin ina­nışına benziyor Sumerlilere göre Yeraltı Dünyasında ölüler nehir yoluyla götürülüyor. Nehrin sonunda Yeraltı tanrıçası EreÅŸkigal’ın 7 kapıdan ge­çilen sarayı bulunuyor. Oraya gitmek isteyenler için bazı yasaklar var. 7 Aynı motif Türk efsanesinde de bulunuyor. 8 Ögel Kur’an’daki cennetin ırmağı olarak yorumlamak istemiÅŸse de bunun Sumer’deki Yeraltı nehri olduÄŸu kuÅŸkusuz. Aynı nehir Tevrat’ta, Åžeol, Yunan’da Hades olarak bu­lunmaktadır.

Sumer metinlerinde gök gürültüsü bulutlarını simgeleyen İmdugud adlı kutsal bir kuş var. Bu kuş kaderleri veriyor, sözüne karşı gelinmi­yor ve yardımlar yapıyor. Onun kanatları açılınca bütün göğü kaplıyor. 9 Bu kuş Akadlılarda Anzu adını alarak birinci yüzyıla kadar çiviyazılı metinlerde varlığını korumuştur. Bazen kartal olarak da algılanan bu kuş ve yılanla ilgi bazı hikâyeler var Sumer metinlerinde. Bunlardan bi­rinde aşk tarnıçası İnanna tanrılar bahçesinde dalsız budaksız bir ağaç yetiştiriyor. Ağacın tepesine Imdugud kuşu, ortasında Lilit isimli bir cin ve köküne de bir yılan yuva yapmış. Bu yüzden tahtasından yapmak is­tediğini yaptırmak için ağacı kestiremiyor. Gılgameş imdadına yetişip on­ları kaçırıyor ve ağacı keserek tanrıçaya veriyor. 10

İkinci hikâye: Kral Etana’nın çocuÄŸu olmuyor. Çocuk yaptıran bitki gökte imiÅŸ ama göğe çıkma imkânı yok. O, bir gün bir çukura düşmüş kartal yavrularını bir yılanın yemesinden kurtarıyor. KuÅŸ buna çok se­viniyor. Buna karşılık olarak, kralın otu alabilmesi için kanatlarının üze­rine bindirerek göğe çıkarmaya baÅŸlıyor. KuÅŸ her yükseliÅŸte aÅŸağıda ne gördüğünü sorması üzerine kral evvelâ geniÅŸ bir alan olduÄŸunu, gittikçe onun küçüldüğünü, en sonunda da birÅŸey göremediÄŸini, korktuÄŸu için hemen indirmesini söylüyor. 11

Üçüncü hikâye: Kahraman Lugalbanda, Zabu ülkesinden kendi ÅŸeh­ri olan Uruk’a dönmesi için, İmdugud kuÅŸunun dostluÄŸunu kazanmak istiyor. KuÅŸ yuvasında bulunmadığı zaman yavrularına yaÄŸ, bal, ekmek veriyor ve onlara bakıyor. KuÅŸ yavrularına böyle güzel bakana candan dost olmaya, ona yardım etmeye karar veriyor ve Lugalbanda’nın ÅŸehri­ne rahatlıkla dönmesini saÄŸlıyor. 12

Bu üç hikâyedeki kuÅŸ ve yılan motifi Asya efsanelerinde çeÅŸitli ÅŸekil­de bulunuyor. Telüt Türkleri arasında Merküt soyundan bir boya göre saÄŸ kanadını güneÅŸ, sol kanadını ay kaplayan kutsal bir gök kuÅŸu var (B. Ögel, s. 599). Sibirya’da ÅŸehirlerin ve yurtların yanında bir sırık üzerin­de aÄŸaçtan yapılmış bir kuÅŸ resmi bulunuyor. KuÅŸa gök kuÅŸu, direÄŸe de göğün direÄŸi deniyor. Orta Asya ve Sibirya efsanelerinde bu direk “Hayat aÄŸacı” gibi anlatılmış. Hayat aÄŸacı yerle göğü birleÅŸtiriyormuÅŸ (B. Ögel, s. 598). Bu kuÅŸ ve aÄŸaç İnanna’nın bahçesine diktiÄŸi dalsız budak­sız aÄŸaca benziyor. Sibirya ve Orta Asya ÅŸamanları kartalı tanrı elçisi olarak görmüşler, esasen Åžamanlığın babası da kartal imiÅŸ. Altaylıların Kögütey destanında kahraman Karabatur, atlarım çalan Kaankerede adın­daki kuÅŸu ararken onun iki yavrusunu ejderden kurtarıyor. KuÅŸ da Ka­rabutur’a atlarını geri veriyor? Yolda düşmanları tarafından öldürülen kahramanı, kuÅŸ hayat suyu vererek canlandırıyor. 13

Kırgızların kahramanı Ertöştük, tepesi göklere uzamış bir çınar aÄŸacı üzerinde Alp KarakuÅŸ’un yavrularım yemeÄŸe gelen ejderi öldürüyor. KuÅŸ da ona birçok iyilik yapıyor. 14

BaÅŸka bir efsanede Ertöştük’ü kuÅŸ yeraltından yeryüzüne çıkarıyor. Çıkarken yiyecekleri bitiyor. Adam etlerinden koparıp veriyor. Yeryü­züne çıktıklarında adamın etlerini iyi ediyor kuÅŸ. Bu iyileÅŸtirmenin, ku­şun hayat aÄŸacı üzerinde olmasındandır, deniyor (B. Ögel, s. 541).

Bir Uygur efsanesinde, Bilge Buka’nın atalarından birinin dibinde yattığı aÄŸaca bir kuÅŸ gelerek ötmeÄŸe, daha sonra adamı tırmalamaya baş­lamış, o sırada aÄŸaçtan zehirli bir yılan indiÄŸini görerek adam kuÅŸu bı­rakmış. Bu kuÅŸa Uygurlar tanrı gözüyle bakıyorlarmış (B. Ögel, 86).

Ögel, bu kuÅŸ motifinin eski İran Zend Avesta’dan gelmiÅŸ olabileceÄŸi­ni söylüyor. Bunda Hazer denizi ortasında bir aÄŸaç üzerinde bir kuÅŸ bu­lunduÄŸu yazılı imiÅŸ. Tahmuruf ve zal’in tılsımları bu kuÅŸtan geliyormuÅŸ. İranlılar buna Sireng veya Simurg diyorlar. Araplar da adı Anka, Züm­rüdü Anka. 15 Bunun Araplardan İran’a geçtiÄŸi de söyleniyormuÅŸ. Buna karşılık Ögel’e göre Türklerdeki Hüma kuÅŸu, peygamberin hadislerinde cennet kuÅŸu olarak bildirilen kuÅŸmuÅŸ. Bu cenette oturuyor, zaman za­man 7 kat göğe çıkıp tanrıya gidip geliyor, deniyormuÅŸ. İranlılar bunun Çin topraklarında yaÅŸayan bir kuÅŸ olduÄŸunu, savunuyorlarmış. Çin ede­biyatında “Cennet KuÅŸu” motifi büyük önem taşıyormuÅŸ. Bu kuÅŸ moti­finin, “gök gürültüsü kuÅŸu” adı altında Alaska’dan Güney Amerika’ya kadar bulunduÄŸunu müşahade ettim. ÇeÅŸitli adlar almış ve efsanelere karışmış bu tanrısal kuÅŸ hikâyesi İ.Ö. en az 3000 yıllarında Sumerliler­de baÅŸlamış olduÄŸunu gördük. Hüma kuÅŸunun da aynı kaynaktan geldi­ği kuÅŸkusuzdur Çünkü Sumer’in taıırısal bahçesinde, cennet bahçesindeki dalsız budaksız bir aÄŸaç üzerine tünemiÅŸ bu kuÅŸ 7 kat göğe çıkıyor.

Görüldüğü gibi, Sumerlilerin İmdugud kuÅŸu, Akatlılarda Anzu, Arap­larda Anka, Zümrüdü Anka, İran’da Simurg, Hindlilerde Garuda, Türklerde Hüma adları altında çeÅŸitli efsanelere konu olarak sürmüştür. Amerika yerlileri arasına kadar uzanan bu kuÅŸ motifi de Sumerlilere mi dayanıyor, yoksa hepsi birden daha önce var olan bir kültürden mi alın­mıştır, bunu ÅŸimdi söyleyemiyoruz.

Sumer’de kahramanlar tanrılarla baÄŸlantılı, insanüstü güçlere sahip. İlk iÅŸleri ülkeye zararlı olan büyük güçteki hayvanı öldürmek. Aynı mo­tifi Türk kahramanlarında da buluyoruz.

Sumer’de 7 temel sayı olarak görülüyor. 7 daÄŸ aÅŸmak, 7 kapı geçmek, 7 kat gök, 7 tanrısal ışık, 7 aÄŸaç gibi. Türklerde temel sayı 9 olmasına karşın 7 sayısı da bulunuyor. Ögel’e göre bu Mezopatomya’dan batı Türk­lerine geçmiÅŸ. Göktürk devrinde Kozmolojik bir anlam kazanmış. 7 ik­lim, 7 yıl, 7 gün, 7 gök kısrağı gibi (B. Ögel, s. 314).

Türklerde tanrı ülkeyi uygarlaştırıyor. Sumer inanışına göre de tan­rılar şehirleri, kurumları yapıp insanlara vermişlerdir.

Türk Kaganı, tanrı tarafından çeÅŸitli güçler verilerek insanları ida­re etmek üzere tahta oturtulmuÅŸtur. Sumer’de tanrılar ÅŸehir beylerini kendileri geçerek ve güçler vererek kendileri yerine ülkeyi idare ettiri­yorlar

Türklerde daÄŸlar tanrıya yakın sayıldığından kutsal olmuÅŸlar. Kur­banlar verilmiÅŸ, daÄŸlara. Sumer’de de daÄŸlar tanrılarla insanlar arasın­da baÄŸlantı kurdukları düşüncesiyle kutsal sayılmış. Onun için daÄŸ olmayan Mezopotamya’da Sumerliler tanrı evlerini yapay tepeler üzeri­ne yapmışlardır.

Sumerliler kendilerine “KarabaÅŸlı” derlerdi. Bu deyimin Türkler­de olup olmadığını merak ediyordum. Divan-ı Lûgat-it Türk, cilt III, s. 222’de, Türkler arasında erkek ve kadın kölelere “KarabaÅŸ” deyimi kul­lanıldığı yazılı. Manas destanında ise Manas ziyafete yalnız çaÄŸrıldığın­da “karabaÅŸlı kiÅŸiyiz” demiÅŸ. Bu yalnız başımıza “yiÄŸidiz” demekmiÅŸ (B. Ögel, s. 513). Alanguva hikâyesinde, Alanguva ışıktan olan çocukları için onların tanrı oÄŸlu olduklarını, “karabaÅŸlı” insanlarla karıştırılma­malarını söylüyor. 16

Sumer’de birbirine karşıt olan nesnelere kendi özelliklerini saydıra­rak atışmalar yaptırılmıştır. KuÅŸ balık, bakır gümüş, kazma saban, yaz kış gibi. Bu Türklerde de varmış. Buna “aytışma” deniyor. Bunun örne­ğini Divan-ı Lûgat-it Türk yaz ile kışın atışması olarak buldum. 17 Konu deÄŸiÅŸik ama motif aynı. Türklerde de Sumer’de olduÄŸu gibi yaz ve kış tanrıları bulunuyor.

Sumer bilgin ve yazarları vaktiyle yaratılmış ve düzenli olarak iÅŸle­yen kozmik varlıkları ve kültür olaylarını m e kelimesi altında toplamış­lardır. Bir tablet üzerinde 100’den fazla m e bulunmuÅŸsa da bunların ancak 60 kadarı okunabilmiÅŸtir. Bu kelimenin anlamı bilinmiyor. Bir­birlerine karşıt kavram ve nesneleri içeriyor gibi görünüyor. Kavga ba­rış, doÄŸru yanlış, beylik tanrılık, krallık çobanlık, yalancılık doÄŸruluk, fahiÅŸelik gök cenneti fahiÅŸeliÄŸi gibi. 18 Bu tarz Türklerde de var: Tanrı ÅŸeytan, iyilik kötülük, bilgi cehalet, sadakat vefasızlık, yükseklik alçak­lık, ölür yaÅŸam gibi. Buna dualizm deniyor. Ögel’e göre İran mitoloji­sinden girmiÅŸ Türklere. Eski Türk Maniheizminde bunlar iki yıldız, daha doÄŸrusu iki kök sembolü ile ifade edilmiÅŸ. Hayat ve ölüm aÄŸacı kökleri olabileceÄŸi söylenmiÅŸ (B. Ögel, s. 421).

Burada Sumer kültürü ile Türk kültürü arasındaki parelellikleri elim­den geldiÄŸince özetlemeye çalıştım. Bunlara daha birçokları ekleneceÄŸinden kuÅŸkum yok. Rahmetli Prof. Bahaeddin Ögel’in belirttiÄŸi gibi, Türk efsane ve destanlarında komÅŸularından, Mani dininden, budizmden, Lama dininden, İran’dan, Hrıstiyanlık ve Müslümanlıktan birçok etkiler bulunduÄŸu anlaşılıyor. Sumer etkisi bunlar yoluyla mı gelmiÅŸti, yoksa vaktiyle aynı Topraklar üzerinde yaÅŸamış olmalarından mı kaynak­lanıyordu?

Bunu bugün söyleyecek durumda değiliz. Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim; Sumerlilerin yaradılış efsanesinden biraz farklı olan Babil yaradılış efsanesinden Türklerde bir iz bulamamam oldukça ilginç.

_________________
Gözlerinin Dokunduğu Her Mekan Memleketim...


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: