Sistem saati: Pts Tem 07, 2008 3:07 pm

Tüm zamanlar UTC





Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 4 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Masallar
İletiTarih: Sal May 30, 2006 7:03 am 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Masallar:

Resim


Olağanüstü öğe, kahraman ve olaylara yer veren öykülerdir.

Halk masalları 4 temel grupta toplanır. Hayvan masalları, olağanüstü ve gerçekçi masallar, güldürücü öyküler, zincirlemeli masallar.

Hayvan masalları genellikle kısa masallardır. Lafontaine masalları bu türün en güzel örnekleridir. Şeyhi’nin Har-name adlı eseri de Divan edebiyatındaki hayvan masalları türüne görmek gösterilebilir.

Olağanüstü masallarda, olağan varlıkların yanı sıra cin, peri, dev, ejderha gibi olağanüstü varlıklara da yer verilir. Gerçekçi masalların başlıca kahramanları ise padişahlar, vezirler, prenses ve prensesler, zenginler, hırsızlar ya da haydutlar gibi gerçek hayattaki kişilerdir.

Güldürücü masallar okuyan ve dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan masallardır.

Zincirleme masallarda sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan, küçük ve önemsiz bir dizi olay art arda sıralanır.

Dinleyicinin dikkatini masalda toplayabilmek için masalın başında, sonunda ve bazen uygun görülen yerlerde masal tekerlemeleri söylenmektedir.

Masallar, birçok araştırmacının kabul ettiği gibi salt çocukları eğlendirmek amacıyla söylenmiş sözler bütünü değildir. Hayal unsurlarının geniş yer tuttuğu bu türlerde insanlığın yaşamak ve kurmak istedikleri dünya özlemi vardır. Hangi ulustan olursa olsun bütün masallarda haklının, doğrunun, iyinin galip gelmesi insanlığın güzel bir dünya yaratma arzusunun göstergesidir.


Kaynaklar:

http://www.tahtacilar.com/masallar.html
http://tr.wikipedia.org/wiki/Halk_edebiyat%C4%B1
http://www.discoverturkey.com/kultursan ... biyat.html

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 İleti başlığı:
İletiTarih: Sal May 30, 2006 7:09 am 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
FATMACIK İLE SÜLEYMANCIK

Bir zamanlar anaları ölmüş ve üvey analarıyla birlikte yaşayan Süleyman ile Fatma varmış. Babaları tarlaya gidince üvey anaları çocukları çok dövermiş. Bir gün çocukları çok dövmüş. Fatmacık ile Süleymancık kaçmışlar, gitmişler gitmişler bir nineye rastlamışlar. Bu nine bir kara makara ve ak makara vermiş. Üvey ananız gelince kara makarayı atınca dağ, ak makarayı atınca deniz olacak demiş. Tam üvey anaları yaklaşacağı sırada kara makarayı atmışlar, kocaman dağ olmuş. Üvey ana dağı geçmiş, yine yaklaşacağı sırada ak makarayı atmışlar. Kocaman deniz olmuş üvey ana bunu geçememiş. Gide gide Süleymancık abla ben susadım demiş. Fatmacık olmaz bunda inek izi var inek olursun demiş. Gide gide Süleymancık aba ben susadım demiş. Olmaz bunda keçi izi var keçi olursun demiş. Gitmişler gitmişler Süleymancık tekrar aba ben susadım demiş. Olmaz burada geyik izi var geyik olursun demiş. Süleymancık ablasının sözünü dinlememiş ve sudan içmiş. Kocaman boynuzlu geyik olmuş. Fatmacık çok üzülmüş ve ağlamış Süleymancık olsun abla sen şu kocaman söğüdün başına çık ben seni korurum demiş. Çeşmenin başına beyaz atlı yakışıklı bir oğlan gelmiş. At Fatmacığın güzelliğinden ürkmüş. Oğlan Fatmacığı görünce aşık olmuş, evlenme teklif etmiş. Fatmacık kabul etmemiş, oğlan ağacı kesmiş. Süleymancık diliyle ağacı yalamış, ağaç yine büyümüş oğlan gitmiş. Fatmacık susamış ve su içmeye gittiğinde kocaman bir balık Fatmacığı yutmuş. Oğlan gelmiş Süleymancığa niye ağlıyorsun diye sormuş. Ablamı şuradaki kocaman balık yuttu demiş. Oğlan balığın karnını yarmış. Fatmacığı çıkarmış, üçü birlikte mutlu yaşamışlar.


SÜLEYMANCIK İLE FATMACIK

Eski zamanlarda anaları ölmüş üvey anaları ile birlikte yaşayan Süleymancık ile Fatmacık varmış. Bunlar bir gün çok acıkmışlar ve yağı ekmeğe sürüp yiyeceklermiş. Bilmeyerek yağın hepsini dökmüşler. Üvey anamız bizi döver diye oracıkta Allaha dua etmişler. Allahım bizi şuracıkta guguk kuşu yap demişler. Allah onları oracıkta guguk kuşu yapmış ve onlarda uçmuş ve mutlu yaşamışlar. Ondan sonra hep şöyle derlermiş. Guguk guk yağ döktük. Ben dökmedim Fatmacık döktü. Ben dökmedim Süleymancık döktü derlermiş.


ŞAMDANDAKİ KIZ

Bir zamanlar bir ailede güzeller güzeli bir kız yaşarmış. Bu kızın anası ölmüş. Babası bu kızı istemediği biriyle evlendirecekmiş. Kız babasından düğün hediyesi olarak bir şamdan istemiş. Kız şamdanın içerisine kırk gün yiyebileceği bir azık hazırlamış, sonrada şamdanın içerisine girmiş. Babası kızının kaçtığını sanmış ve yaptığına çok üzülmüş. Babası şamdanı yoldan geçen eskiciye satmış. Padişahın oğlu pencereden bakarken bu güzel işlemeli şamdanı görünce almış ve odasının bir köşesine koymuş. Kızın kırk günlük azığı bitmiş ve padişahın oğlunun odasına gelen bütün yiyecekleri yiyormuş. Bir gün prens merak edip uyuyormuş gibi yapmış. Şamdanın içerisinden güzeller güzeli bir kız çıkmış. Prens bu kızın kolundan tutup başından geçenleri anlatmış. Prens uzun bir yolculuğa çıkacakmış. Prens saraydaki hizmetçilere odasına her gün yiyecek götürmelerini söylemiş. Prens yola çıkınca odasına her gün yiyecek gitmiş. Saraydaki hizmetçilerden biri bunu merak etmiş ve seyretmiş. Kızı görünce saraydan kovmuş. Sonra yerine kendisi geçmiş. Kız çocuğu olmayan bir ailede yaşamaya başlamış. Prens gelip şamdanı açınca hizmetçiyi görüp çok şaşırmış ve hizmetçiyi kovmuş. Prens çok üzülmüş, sonrada aklına bir fikir gelmiş. Ülkedeki her evden bir çorba istemiş. Bunu duyan kız bir çorba pişirmiş ve prensin hediye ettiği yüzüğü çorbanın içine atmış. Prens gelen çorbaları içmiyormuş, sadece karıştırıyormuş. O evden gelen çorbayı karıştırmış ve yüzüğü görmüş. Kızı bulmuş ve evlenmiş mutlu yaşamışlar.


ODUNCUNUN KIZLARI

Eski zamanlarda oduncu ile üç kızı yaşarmış. Bunların anaları ölmüş, babaları kestiği odunlarla evin geçimini sağlarmış. Bir gün padişah ve veziri ülkeyi sessizce gezerlerken oduncunun evinin yanına vardıklarında bir ses duymuşlar. Padişah vezirine sormuş. Bunlar kimin kızları neden böyle şarkı söylüyorlar diye. Vezir bunlar oduncunun kızları, babaları para kazanır, bu kızlar evde hiç iş tutmazlar ve şarkı söylerler demiş. Babaları odundan gelince büyük kız, ah kasap bir et gönderse demiş. Babası büyük kızını kasapla evlendirmiş. Ortanca kız ah bakkal bir lokum gönderse demiş. Babası ortanca kızı bakkalla evlendirmiş. Sıra küçük kıza gelince onu da padişah istemiş. Padişah evlenmeden önce bana bir erkek çocuk doğur demiş. Bunun üzerine küçük kız, padişahım denizde maydanoz,karada balık bitermi demiş. Padişah bitmez demiş. O zaman ben kız halimle nasıl çocuk doğurabilirim demiş. Padişah küçük kızı akıllı görünce hemen onunla evlenmiş, mutlu bir hayat sürmüşler.


MASAL 1

Bir varmış bir yokmuş köyün birinde 8 tane kardeş varmış. Bunların biri kız, yedisi oğlanmış. Kızın yengeleri denizden, gölden su doldurup gelmişler. Bu suyu kıza içirmişler. Gün geçtikçe kızın karnı şişmeye başlamış. Gelinler beylerine kız kardeşiniz hamile kaldı demişler. Oğlanlar ne yapalım diye düşünmüşler, küçük kardeşlerine sen bunu götür dağda kes gel demişler. Ertesi gün ablası ile yola koyulmuşlar. Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler. Yorulmuşlar bir çeşmenin başına varmışlar. Dinlenirken küçük oğlan abla dizime yat demiş. Ablasını kesmeye kıyamamış, Ablası uyuduğunda yavaşça dizinin üstünden indirmiş. Oraya koymuş, kaçmış. Yolda giderken bir kuş tutmuş bıçağa kuşun kanını silmiş, abilerine abamı kestim diye ,kuşun kanını göstermiş. Kız orada uyurken kızın ağzından yılanlar, çıyanlar çıkmış. Oraya bir oğlan gelmiş kızın ağzından çıkanları bütün öldürmüş. Kız uyandığında bir bakmış kardeşi yok. Bir başka oğlan var yanında. Sen ne yapıyorsun burada benim kardeşim vardı diye sormuş oğlana senin kardeşin yok. İçinden bunlar çıktı. Oğlan kıza senin kimsen yokmu diye sormuş. Kız başından geçenleri oğlana anlatmış. Oğlan kızı evine götürmüş, evlenmişler, çocukları olmuş. Koyup giden kardeşi
Köye varmış. Kız çocuğunun eline top vermiş. Karşıdan gelen senin dayın demiş. Bu topu git dayına götür demiş. Yedi kardeşin yiğeniyim şu kadının doğanıyım de topu dayının önüne at demiş. Çocuğu kucaklamış sen kimin oğlusun amcam demiş. Anamın adı şeri demiş. Eviniz nerede diye sormuş. Ben sizi evimize götüreyim demiş. Dayısını evlerine götürmüş. Oraya gittiğinde iki kardeş sarılmışlar ağlaşmışlar. Seni buraya kim getirdi. Ben koyduğun yerde ağzımdan çıkan yılanlar öldürmüş. Kardeşi olanları abilerine anlatmış. Abileri karılarını dövmüşler atların kuyruğuna bağlayıp karılarını sürmüşler. Sekiz kardeş birleşmişler mutlu yaşamışlar.


MASAL 2

Bir varmış bir yokmuş eveli birinin dokuz çocuğu varmış. Çocuklarını dağa götürmüş. Oraya iletmiş. Armut ağacını çırpmış dokuz çocuğun hepsine bir sepet vermiş. Armutları toplan demiş. Sepetin altı delikmiş. Siz bunu toplan ben de odun edeyim demiş. Eline bir nacak almış, odun etmeye başlamış. Topladıkları armut sepetten dökülmüş. Akşam olmuş babaları ardıca kabak asmış. Ses çıkaran kabakmış. Akşam olmuş karankı çökmüş. Çocuklar baba diye ünneşmişler. Babaları ses vermemiş. Büyük kardeş haden babamın odun ettiği yere gidelim demiş. Gitmişler. Etrafta babaları yokmuş,ardıçta kabak asılıymış. Çocuklar kabağa :”tık tık kabacım hani benim odun eden babacım? “ demişler. Çocuklar gece yola düşmüşler. Giderken dağda ocak yanıyormuş. Ocağın yanını varmışlar. Orada bir dev kadın yaşıyormuş.”Gelin, gelin geçin, geçin yavrularım “demiş. Çocuklar içeri girmiş, yatmışlar. Sabah olurken çocuğun biri çığırmış. Ablası “ niye çığırıyorsun” ? demiş. Dev karısı “bit mi yedi , pire mi yedi “ demiş. Sabahleyin kalkmışlar. Çocuğun kemikleri kalmış. Sekiz günde sekiz kardeşi yemiş. Sıra büyük kardeşe gelmiş. Büyük kardeş şişi kızdırmış koyun derisi yorganına bürünmüş. Gece çocuğu yiyecekmiş çocuğun yatağını aramış. Çocuk koyunların arasına girmiş. Çocuk kızgın şişi dev kadının gözüne sokmuş. Soktuğunda “Türk korktu, Türkmen korktu, ayağımın altında çörek otu koktu, seni ben yememiyim “demiş. Çocuk koyunların arasına saklanmış,. Koyunları yoklamış, çoçuğun çıktığını bilememiş. Çocuk, bir bölük koyun almış, koyunları bir çeşmeye iletmiş. Koyunları sularken bir ağa oğlu ata binmiş, çeşmeye atının sulamaya gelmiş. Kıza “Sen ne yapıyorsun burada?” diye sormuş. Kız da başından geçen olayları anlatmış. Anlattıktan sonra oğlan kızı köylerine götürmek için yola koyulmuş. Kızı atının arkasına koyunları önüne koymuş. Köylerine varmışlar. Oğlan ile kız evlenmişler, mutlu mutlu yaşamışlar.


MASAL 3

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken köyün birinde iki kardeş varmış. Bunların ismi Mıdık ile Goduk imiş. Dağa oduna gitmişler. Dağda geceye kalmışlar. Ortalığı seyretmişler, duman tüten yere mi gidelim diye düşünmüşler. Duman tüten yere misafir olmuşlar. Burada yedi başlı dev yaşarmış. Dev gece bunları yemek için bir torbaya bağlamış. Dev sabahleyin yiyecek aramaya gitmiş. Mıdık ile Goduk uyanmışlar. Torbadan zorlukla çıkmışlar. Devin malzemelerini iki torbaya doldurmuşlar. Kendileri kavak ağacına çıkmışlar. Dev gelip topuç ile onlara vurmaya başlamış. Onları öldürüp yiyecekmiş. Torbadan sesler gelmeye başlamış. Torbayı açıp baktığında kendi malzemelerini görünce “Gabacım tobacım” demeye başlamış. Dışarıya aramaya çıkmış, kafasını kaldırdığında kavağı görmüş. “Nasıl çıktınız oğlum? “ demiş. “Derman taşını giydik öyle çıktık” demişler. Dev derman taşını giyip ağaca çıkarken derman taşı ağır gelmiş. Dev ağaçtan düşüp ölmüş. Mıdık ile Goduk devden kurtulmuşlar. Hayatlarına devam etmişler.


MASAL 4

Bir varmış bir yokmuş, bir ananın üç oğlu varmış. Oğlanları sırayla evlendirmiş. Üç tane gelini olmuş. Uslu ana öyle cadı bir kaynana olmuş. Bir gün gelinler ekmek yapıyorlarmış. Kaynana gezmeye gitmiş. Kaynana yokken katmar yapıp yiyelim diye katmar yapmaya koyulmuşlar. Kaynana karşıdan katmarın kokusunu almış. Gelinlerin yanına yaklaşırken, gelinler katmarı şişman gelinin karnına saklayarak “Kaynanamız görmesin” demişler. Kaynana “Ne yapıyorsunuz?” demiş. Gelinler de “Ekmek yapıyoruz.” Demişler. “Benim gittiğim yerde gelinler hep oynuyo. Kalkın siz de”demiş. Küçük gelin kalkmış oynamaya “Elamattır elamattır”diye oynamaya başlamış. İkinci gelin kalkmış. “Hindicek kıyamet”demiş. Büyük gelin de “Sıkı sıkı sardım, hiç korkman”demiş. Kaynananın gönlü olmuş. Katmarları görmeyince. Cadı kaynana geçinmeye devam etmiş. Böylelikle bir kaynana, üç gelin, üç oğlan geçinmeye devam etmişler. Bir zaman buradan geçeceklermiş.


MASAL 5

Bir zamanlar dağların tepesinde bir krallık varmış. Kral bir gün hastalanmış. Bilgin kişilere çaresini sormuş, bilginler “Denizin içinde yarı balık yarı insan bir canlı yaşıyor, canlı vurulup, öldürülüp kanı krala getirilirse kralın iyileşeceğini “söylemişler. Kral ogluna ve tüm adamlarına onu vurup getirmelerini emretmiş. Tüm saray halkı denize inmiş. Balığı aramaya koyulmuşlar. Ararlarken kralın oğlu balık ile karşılaşmış. Tam balığı vuracağı sırada “Git buradan seni vuracaklar”demiş. Bütün gün aramışlar, bulamamışlar. Kralın adamları oğlunun balığı gördüğünü ve kaçırttığını anlatmışlar. Bunun üzerine kral oğlunu öldürtmeye karar vermiş. Hanımı yalvarmış, yakarmış razı etmiş ve evden kovmaya karar vermiş. Oğlu evden giderken annesi yanına üç ekmek vermiş. “Oğlum!”demiş. “Yolda gördüğün kimselerle ekmeğini paylaş. Küçük parçasını kendine alıp, büyük parçasını sana verirse onunla ölünceye kadar dost ol.”demiş. çocuk yola çıkmış. Yolda bir çiftçi ile karşılaşmış. “Hey kardeş gel senle öğle yemeği yiyelim “demiş. Ekmeği önüne koymuş. Bakmış ki büyük parçayı kendine alıp küçük parçayı çoçuğa veriyor. “Tamam arkadaş”demiş yoluna devam etmiş. Yolda bir başkasıyla karşılaşmış. Ona da yemek teklif etmiş. O da ekmeğin büyük parçasını kendine alınca ondan da ayrılıp, yoluna devam etmiş. Derken çeşmenin başına gelmiş. Çeşmenin başında su içerken bir atlı gelmiş. Atlıya “Gel şu ekmeği paylaşıp da senle bir ekmek yiyelim”demiş. Atlı ekmeğin küçük parçasını kendine alınca “Seninle anlaşma yapalım. İşte çeşmenin başına yazıyoruz. Bundan sonra hayatımızı birlikte geçircez. Mal bulursak ortak, can bulursak ortak.”. bunlar dağlar taşlar aşmışlar, zengin bir krallığa gelmişler. Bu yerde kralın çok güzel bir kızı varmış. Oğlan kızı görünce evlenmek istemiş. Ancak kızla evlenmek isteyen herkes düğün gecesi ölüyormuş.”Hâlâ evlenmek istiyor musun?” demiş. “Evlenmek istiyorum”demiş. Düğünleri yapılmış. Gece olunca atlı oğlanı gözetlemiş. Tam uyuyacakları sırada kızın ağzından yılan çıkıp oğlana saldırmış. Atlı bıçağı alıp yılanı öldürmüş. Sabahleyin uyanmışlar kahvaltı yapmaya başlamışlar. Anahtar deliğinden gözetleyen hizmetli krala müjde vermiş. “Yaşıyo yaşıyo!”demiş. yıllar geçmiş. Mutlu hayat sürmüşler, çok zengin olmuşlar. Bir gün oğlan sıkılmış. Krala “Babacım izin verirsen başka diyarlara gidip yerleşmek istiyoruz."demiş”. kral izin vermiş. Yola koyulmuşlar, az gitmişler uz gitmişler. Yıllar önce buluştukları çeşmenin önüne gelmişler. Atlı yaptıkları anlaşmayı göstererek “Artık senle ayrılalım. Mallarımızı canlarımızı paylaşalım.”demiş. oğlan kabul etmiş. Deve yüklerini ayırmışlar. Sıra eşine gelmiş. Kılıcını çekmiş, tam eşini ortadan ikiye böleceği sırada kızın ağzından yılan çıkıp saldırmış. Atlı bir hamlede yılanı yine öldürmüş ve sonra “Bak kardeş! Sınavı geçtin, hanımın da malların da senin olsun. Ben senin yıllar önce denizde bulup da canımı bağışladığın balık adamım.” demiş. Sonra atlı ile oğlanın yolları ayrılmış. Mutlu hayatlar sürmüşler.


MASAL 6

Bir zamanlar bir yaşlı adamla yılan çok iyi arkadaşlarmış. Bu yaşlı adam çok hastalanıyormuş. Yataklara düşüyormuş. Yaşlı adam, hiç parası olmayan fakir, yoksul biriymiş. Yoksul olduğu için ilaç parası bulamıyormuş. Bunun en iyi arkadaşı yılan bir kuyuda yaşıyormuş. Bu yaşlı adamın bir de erkek çoçuğu varmış. Bunu yılanın yaşadığı kuyunun başına göndermiş.“Kuyunun başına git otur. Karşına bir yılan çıkacak. Sakın korkma o benim arkadaşım, benim hasta olduğumu ona anlatırsan o sana bir altın verecek“demiş. Ertesi gün çocuk kuyunun başına gitmiş ve oraya oturmuş. Yılanın geleceğine inanmayan çocuk orada otururken yanı başına yılanın geldiğini fark etmiş. Derdini anlatmış. Buna inanan yılan ona bir altın vermiş. Bunu gören çocuk kafasında bir şeytanlık düşünmüş. Bu kuyunun içinde altın dolu olduğunu, yılanı öldürürse altınları kuyudan alıp, babasıyla birlikte zengin olacaklarını zannetmiş. Yerden bir taş alıp yılana fırlatmış ve yılanın kuyruğu kopmuş. Yılan can havliyle çocuğa saldırmış ve ısırmış. Çocuk zehirlenerek ölmüş. Aradan haftalar geçmiş yaşlı adam iyileşmiş ve çok sevdiği arkadaşına gitmiş . Kuyunun yanına oturmuş ve sonra yılan ortaya çıkmış, yılandan özür dileyen yaşlı adam şöyle demiş:”Bizim çocuğun aklından kötü şeyler geçmiş bunun için özür dilerim” demiş. Yine eskisi gibi arkadaşlığa devam edebiliriz diye söylenmiş. Yılan bu söze sokulmamış kabul etmemiş şöyle söylemiş:” Sende evlat acısı bende kuyruk acısı olduktan sonra arkadaşlığımız hiçbir zaman bir daha sürmez “demiş.


TARLA KUŞU VE YAVRULARI

Bir tarla kuşu varmış. Buğdaylar yeşerirken kendine bir yuva yapmış. Her gün birer yumurta yapıp üzerine yatmış. Bir süre sonra yavrular çıkmış. Başaklar olgunlaşmış, saplarından dökülmeye başlamış. Yavrular daha yeni yeni uçmayı öğreneceklermiş. Tarla kuşu yavrularının uçmayı öğrenmediği için çok üzgünmüş. Yiyecek armaya giderken yavrularına sık sık tembih ediyormuş: ” Aman yavrum gözünüzü dört açın, yarın tarla sahibi gelince iyice kulak verip dinleyin,biz de ona göre davranalım.”dermiş. Tarla kuşu yiyecek aramaya gittiği zaman tarla sahibi oğlu ile birlikte gelmiş. Tarla sahibi oğluna”buğdaylar olgunlaşmış,yarın komşularla birlikte biçmeye gelelim “ demiş. Tarla kuşu yuvasına dönünce yavrularının telaş içinde olduklarını görmüş. Yavrular olan biteni anlatmışlar. Tarla kuşu yavrularına telaşlanmamaları gerektiğini yuvayı değiştirmek için daha vaktin olduğunu söylemiş. Ertesi gün tarla kuşu tekrar gitmiş. Tarla sahibi oğluyla birlikte yine erkenden gelmiş. Fakat önceki gün ayarladıkları komşuları ekin biçmeye gelmemiş. Tarla sahibi ertesi gün için akrabalarını getirmeye karar vermiş. Bu olup biteni yavrular duymuşlar ve anneleri gelince olup bitenleri annelerine haber vermişler. Tarla kuşu yine aldırış etmemiş. Yuvamızı değiştirmemiz için daha vakit var demiş. Ertesi gün tarla kuşu tekrar yuvasından ayrılmış. Çiftçi ile oğlu tekrar tarlaya gelmiş. Akrabalarının ekin biçmeye gelmediğini görünce oğluna dönerek;”biz hata ettik oğlum ,komşuya akrabaya güvenilmeyecekmiş, yarın çoluk çocuk orakları alıp işe kendimiz başlayalım, iş ne zaman biterse bitsin işin en iyisi bu “demiş. Bu olup bitenleri duyan kuşun yavruları, anneleri gelince olup bitenleri annelerine anlatmışlar. Akşam yuvasına dönen kuş bu haberi duyunca “şimdi iş ciddi,açalım kanatları buradan gidelim “ demiş.


TAK TAK TABACIK

Bir zamanlar anası ölmüş bir erkek çocuk varmış. Çocuğun babası başka kadınla evlenmiş. Üvey anası bu çocuğu istememiş. Kocasına çocuğu ormana bırakıp gelmesini söylemiş. Babası oduna giderken çocuğu da götürmüş. Çocuğu ormanda bırakıp eve kaçmış. Akşam olmuş. Çocuğun babası gelmeyince çocuk bir ağaca çıkıp “tak tak tabacık şimdi gelir babacık”demiş. Kurtlar ağacın etrafına toplanmışlar. Çocuk uyumuş ve ağaçtan düşmüş. Kurtlar çocuğu parçalamışlar. Yaptıklarından pişman olan babası sabah erkenden ormana gitmişe çocuğun parçalanmış giysilerini ve yerdeki kanı görmüş.


AĞANIN OĞLU

Eveli bir zamanda bir ağanın bir oğlu varmış. Bu oğlan, anasını gösterdiği hiçbir kızı beğenmemiş. Bu oğlan her gün tüfeğini alır ava gidermiş. Ogün bu gün derken birgün tekrar ava gitmiş. Bu sefer önüne bir tilki çıkmış. Tilkiyi yaralamış. Yaralı tilki bir mağaraya sığınmış. Avcı da arkasından mağaraya girmiş. Mağara aydınlık bir oda imiş. Mağarada iki kişi varmış. Bunlar çöpleri kırıp bağlıyorlarmış. Oğlan adamlara “selamün aleyküm ağalar “demiş. Ağalar, akılları karışır da yanlış yaparız diye cevap oğlana vermemişler. Ağaların işleri bittikten sonra oğlan ,ağlara sormuş:”Ağlar, bu çöpleri niçin bağlayıp bağlayıp atıyorsunuz “ demiş. Ağalar bu çöplerle kimin kiminle evleneceğini belirlediklerini söylemişler. Bunun üzerine oğlan kendisinin kiminle evleneceğini sormuş. Adamlar oğlana, bir köydeki sığır çobanının kızı ile evleneceğini söylemişler. Oğlan, adamların yanından ayrılmış¸ve o adamların dediği sığır çobanının evine konuk olmuş. Sığır çobanı, yiyecek fazla bir şeylerinin olmadığını söylemiş. Oğlan karnının fazla aç olmadığını söylemiş. Sığır çobanı “kuru katı bir şeyler yeriz” demiş. Yemişler. İçmişler. Oradan buradan konuşmuşlar. Oğlan, sığır çobanına evde kaç kişi olduklarını sormuş. Sığır çobanı evde ; kendisinin karısının ve de kızlarının olduğunu söylemiş. Gece herkes yatınca oğlan kız için şöyle söylenmiş.” Bu benim nasibim olacağına olmayıversin “demiş ve kızın boğazını kesmiş. Oradan kaçmış. Aceleyle kestiğinden kız çocuğunun boğazı tam kesilmemiş. Kız çocuğu ölmemiş Ve yaşamış. Gel günler git yıllar sonra bu sığır çobanı köyünü değiştirip ; ağanın bulunduğu köye gelmiş. Bu köyde de sığır çobanı olup; sığır gütmüş. Bu çobanın kızı büyümüş serpilmiş. Bu çobanın kızını gören konu komşu kızı çok beğenmişler. Konu komşu ağanın karısının yanına gelerek kızı övmüşler. Ağanın karısı da kızı merak etmiş ve gizlice kızı bakmaya gitmiş. Ağanın karısı kızı çok beğenmiş. “Bu kız gül gibi . eğer benim oğlum bu kızı da beğenmezse hiçbir kız beğenmez .“ demiş. Ağanın karısı ,oğluna bu kızdan bahsetmiş. Oğlan anasının bahsettiği kızı görmeye gitmiş. Gerçekten de anasının söylediği gibi kız güzelmiş. Oğlan, anasına hemen kızı istemeye gitmelerini istemiş. Ağa, ağanın karısı ve oğlu kızı istemeye gitmişler. Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz demişler. Sığır çobanı ,kızını istemeye elen ağlara, kızını vermiş. Kız eve geldiği zaman oğlan kızın boynunda yara olduğunu fark etmiş. Oğlan ,kızın boynundaki yaranın sebebini sormuş. Kız olup bitenleri bir bir anlatmış. Oğlanın aklı dan etmiş. Oğlan evleneceği kızın daha önceden boğazını kesmiş olduğu kız olduğunu anlamış. Olup bitenleri hacılara hocalara söylemişler. Hocalar oğlana kırk deve kurban edip öyle evlenebileceğini söylemişler. Oğlan kırk deve kurban ettikten sonra; kırk gün kırk gece düğün etmiş ve evlenmişler.


TİLKİ İLE ÇAN

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir tilki varmış. Bir çan bulmuş. Gezdirmiş, gezdirmiş gezdirmekten üşenmiş. Bir çam fidanının başına asmış. Ben gelesiye kadar burda dursun demiş. Tilki yıllar sonra gelmiş. Çam ağacı büyümüş. Tilki ağcın başına astığı çanı yetişip alamamış. Çam ağacına ; “eğil çam çancazımı alayım “demiş. Çam eğilmemiş. Tilki çanını alamamış. Tilki çam ağacına:”nacağa diyeyim de seni kestireyim “demiş. Tilki nacağın yanına gitmiş. Nacağa çamı kesmesini söylemiş. Nacak önündeki kuru yarmaları bile kesemediğini çam kesmeye gitmeyeceğini söylemiş. Tilki nacağa : “ateşe söyleyeyim de senin saplığını yaktırayım “ demiş. Tilki ateşten nacağın saplığını yakmasını istemiş. Ateş , önündeki yağlı yarmaları bile yakamadığını nacağın sapını yakamayacağını söylemiş. Tilki ateşe;”çaya gidip söyleyeyim, seni söndürteyim” demiş. Tilki çaydan ateşi söndürmesini istemiş. Çay tilkiye; kendi yönünden bile zor aktığını gidip de cehennem ateşini söndüremeyeceğini söylemiş. Tilki çaya koca öküze söyleyip kendisini içtireceğini söylemiş. Koca öküzün yanına gitmiş. Koca öküz çayın yanına gidip çayı içemeyeceğini söylemiş. Tilki de koca öküze:” o zaman seni canavara yedirteyim" demiş. Tilki canavarın yanına varmış. Canavardan koca öküzü yemesini istemiş. Canavar taze taze kuzuları yiyemediğini ; koca öküzü yiyemeyeceğini söylemiş. Tilki canavara :” köpeklere deyip seni öldürteceğim” demiş. Tilki köpeklerden canavarı öldürmelerini istemiş. Köpek:”canavar önüme gelirse yerim” demiş. Tilki köpeğe :”kemelere diyeyim de senin kepeneğini deldireyim “demiş. Tilki kemeden köpeğin kepeneğini delmesini istemiş. Keme :” köpeği nereye aramaya gideyim” demiş. Tilki; “ kemeyi, kediye öldürteceğini” söylemiş. Tilki, kediden kemeyi öldürmesini istemiş. Kedi kemeyi tutmuş. Nacak çama tüğmüş. Çamı kesmiş. Tilki tüğmüş çanını almış. Ocak nacağın saplığını yakmış. Çay akmış, ocağı söndürmüş. Koca öküz çayı içmiş. Canavar koca öküzü yemiş. Canavarı çoban köpeği tutmuş. Tilki çanı almış. Bu masal burda bitmiş.


Kaynak:

http://www.burdur-bld.gov.tr/

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı:
İletiTarih: Çar Kas 15, 2006 9:22 am 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Per Nis 13, 2006 11:21 am
İleti: 1187
Konum: Konar-Göçer
Kütayha

PADİŞAHIN KIZI VE İNCİLİ PADİŞAHIN OĞLU

Bir varmış bir yokmuş. Bir padişahın inci gibi güzel iki kızı varmış. Bunlar bizim gibi evlerde durmazlarmış. Bunların camdan bir evleri varmış. Hayatın ne olduğunu bilmezlermiş. Bu kızlar camdan evin içinde hayvan dilini öğrenirlermiş. Bunların yanında bir tane hocaları varmış. Bu karanlık evden başka bir yeri görmezlermiş. Kemiksiz et yerlermiş. Başka bir ey yemezlermiş. Kasap bir gün acele ederken kemikli et koymuş. Büyük kız eti yerken bir kemik görmüş. Asla kemiğin ne olduğunu bilmiyormuş. Kemiğin her tarafına bakmış tanıyamamış. Kemiği atıvermiş. Kemik cama gelmiş. Cam kırılmış. Karlı bir günmüş. Dışarıya çıkmış karın üzerine oturmuş. Oraya iki tane karga gelmiş. Biri beyaz biri siyahmış. İkisi kavga yapmışlar. Beyazlarını kanatmışlar. Karganın bir tanesi demiş ki: ?Senin üzerindeki tüy neye benziyor??, öbürü demiş ki: ?İncili Padişahın oğlunun saçına ve gözüne benziyor? demiş.?peki şuran neye benziyor?? demiş. İncili Padişahın oğlunun yanağına benziyor? demiş.Kızda bunu duymuş. Kuşlar uçup gitmişler. Hocası da çarşıya cıgara almağa gitmiş.Hocası gelince kızı aramış, taramış, bulamamış. Padişah beni keser diye ağlıya ağlıya gözleri kör olmuş.Kız az gitmiş, uz gitmiş dere tepe düz gitmiş, yolda bir çobana rastlamış. Demiş ki: ?Ne olur çoban senin elbiseni ben giyeyim, benim elbisemi sen giy? demiş. Çoban sevincinden elbisesini çıkarmış. Kızın elbisesini giymiş. Kız gide gide büyük bir şehre varmış.Orada bir deli kız varmış. Bu kız günde bir kız yermiş. Orada bir kocakarı yün eğirirken görmüş. Kadına ?Nineciğim sen neden ağlayıp destanlar yazıyorsun?? demiş.Nine de demiş ki: Hayatımda hiç çocuğum olmadı.Son zamanlarda bir kızım oldu. Onu da bu şehirde bir deli kız var, günde bir kız yiyor. Sıra benim kıza geldi de onun için ağlıyorum? demiş. Kızda demiş ki: ?Nineciğim sen hiç merak etme. Senin kızı yemesinde beni yesin? demiş. Nine de : ?Hayır kızım sen bir padişah kızısın. Padişah beni asar, keser. Hayır kızım. Olmaz? demiş. Kız da: ?Hayır nineciğim böyle söyleme? demiş. Kızı deli kızın yanına atmışlar. Deli kız kızı görmemiş.Kızda zincirle tavana çıkmış.Yedi gün olmuş. Yedi tane kız tavana çıkmışlar.Hepside şarkı söylemiye başlamışlar. Padişahın kızı uyumuş kalmış. Rüyasında kız koşa koşa giderken on, on beş kadar dev, ayaklarını ateşe verip uyurlarken ortada büyük bir kazan içinde bir böbrek, bu böbrek deli kızın böbreği imiş. Kız onların arasından geçip alayım derken kız korkusundan uyanmış. Sabahleyin erken dağları aşa aşa devler uyurken deli kızın böbreklerini alıp gelmiş. Kızlar uyurken yanlarına yatmış. Deli kız uslu uslu dururken böbreği ağzına atmış ve yedi kız bağıra bağıra şarkı söylerken deli kız akıllanmış. Demiş ki: ?kardeşlerim ne olur yanınıza beni de alın. Bende sizinle şarkı söyleyeyim? demiş. Onlarda korkmuşlar.Padişahın kızına, akıllanan kız demiş ki: ?kardeşim ne olursun gel sarılalım? demiş. Padişahın kızı korkarak ?hayır? demiş ve sonra zincirden inerek ?geliyorum? demiş. İkisi sarılmışlar. Padişahın kızı, akıllanan kızın babasına ?müjde, kızın akıllandı? demiş. Padişah :?Sen benim kızımı akıllandırdın, ne istersen vereyim? demiş. Kız da ?Ben senin oğlunu isterim? demiş. Padişah:? hayır, ne vereyim? demiş. Kız da ondan bir at istemiş. Kız ata binmiş. Yola çıkmış. Gide gide büyük bir şehre gelmişler. O şehirde büyük bir balina varmış. Bu binanın içinde 180 tane merdiven varmış. Buradan bin kişi iner, bin kişi çıkarmış. Kızda bunu görmüş. Kız yüzüncü merdivenden çıkarken bir kocakarıyı yemek pişirirken görmüş ve demiş ki nineciğim bu yemek ne olacak? nine de ?kızım sen korkarsın git? demiş. Kız :? hayır nine ben korkmam, sen söyle?. Kocakarı da: ?kızım burada padişahın atlarından günde birer at kayboluyor.? Demiş. Kız da : ?peki ben şu merdivenin altına gireyim oradaki delikten atları kim alıyor göreyim. Ve padişaha söyleyeyim? demiş.Nine de ?Peki? demiş. Akşam olmuş. Padişahın karısı dev olarak aşağıya inmiş. Yemeklere bakmış. Burnunu yılıktırmış. Yemekleri beğenmemiş. Atların yanına inmiş. Atların birini yemeğe başlamış. Kız hemen merdivenin altından çıkmış. Padişaha koşmuş. Padişah yerinden kalkmış. Aşağıya inmiş. Karısını atı yerken görmüş. Yerine yatmış. Kızda merdivenin altına yatmış. Kadın atı yemiş. Yerine yatmış. Padişah kadından korkmuş.Sabah olmuş. Kız padişahı uzak bir yere götürmüş. Orada padişaha demiş ki: ?Aman karıcığım bugün bayram varmış. Seni oradaki koltuğa oturtacağım.Orada sen seyredeceksin? dersin? demiş. Padişah karısına aynen böyle söylemiş.Kadın da ?peki? demiş. Sabah olmuş. Kadını götürmüşler. Padişah demiş ki: Aman karıcığım sana kıyamıyorum Şu koltukta otur? demiş.Kadın oturmuş.Üzerinden kilitlemişler. Gelen geçen demir tokmakla vurmuş. Leşini çaya atmışlar. Padişah böylece kurtulmuş. Padişah kıza demiş ki:?kızım sen beni kurtadın, sana ne istersen vereyim? demiş. Kız da ?hayır padişah babacığım? demiş. Padişah ?hayır kızım, söyle ne istersen vereyim? demiş.Kız da ?senin pıtraklı yüzünü istiyorum? demiş. Padişah yüzüğü vermiş. Kız bir yalamış. Melekler çıkmış. ?ne istersin sultanım? demişler. Kız İncili Padişahın oğlunun evine gitmiş.Oğlan uyuyormuş. Kız gelince uyanmış. Kıza. ?kız gelince uyanmış. Kıza: ?İn misin cin misin? demiş. Kız da ?ne inim ne cinim senin gibi bir ademim? demiş. Oğlanı melekler almaya gelmişler. Her yeri kapalı görünce gitmişler. Kız demiş ki : ? Ben seninle evlenecem Sen benimle gel? demiş.Oğlan ?hayır? demiş. Kız da demiş ki. ?gelmezsen ben uzaklaşınca terler içinde kal boğul? demiş. Atına binmiş, gitmiş. Kız uzaklaşınca oğlan terlerde kalmış. Neredeyse boğulacakmış.Hemen atına binmiş kıza yetişmiş. Kızla beraber kızların evine gitmiş. Kızın bir tane daha kardeşi varmış. Babası bunların ikisini de imtihan yapacakmış. İmtihan yapmış. Oğlanla gelen kız imtihanı kazanmış.Babası ?kızım ne istersin* imtihanı kazandın? demiş. ?Babacığım senin sağlığını isterim? demiş. Babası ?hayır ne istersin? diye tekrarlamış. Kız da ?işte bu incili padişahın oğluna varmak istiyorum? demiş. Babası ?peki? demiş. Düğünleri olmuş. Top gibi bir de çocukları olmuş. Geçinip gitmişler.


ÇİFTÇİ

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde bir çiftçi adam varmış. Bu çiftçi adam her gün çift sürermiş. Bir gün çift sürerken büyük bir yılan çiftçinin ayağına takılmış. Çiftçi şaşırmış.?ya yılan, çekil yılan? demiş.Yılan çekilmemiş. ?ya yılan, çekil yılan? diye tekrarlamış. Yine çekilmemiş. Nihayet çiftçi yılana ?büyük kızımı sana vereyim? demiş.yılan çekilmiş, gitmiş. Adam yılana büyük kızını vermiş. Kız yılanın odasına girmiş. Yılanı görünce evlerine kaçmış. Sabahı gün çiftçi tarlasına çift sürmeye gitmiş. Yılan gene gelmiş. Çiftçi bu sefer ?ortanca kızımı vereyim? demiş. Yılan gene çekilip gitmiş. Ortanca kız da aynen ablası gibi yaparak evlerine gelmiş. Yılan tekrar çiftçinin yanına gelmiş. Çiftçi bu sefer de ?küçük kızımı vereyim? demiş. Yılan gene gitmiş. Küçük kız yılanın odasına girmiş. Yılan bir minderin üzerinde çörek gibi yatıyormuş. Korkmadan yanına varmış. Yılan dile gelmiş. Kıza bir anahtar vermiş. ?Kırkıncı odayı aç kırk birinci odayı açma? demiş. Kız ?peki? demiş. Yılan gitmiş. Kapı çalınmış. Kız kapıya varmış. Annegiller davete Çağırıyorlarmış. Kız ?peki? demiş. Yukarı çıkmış. Odaları açmış. Sıra kırk birinci odaya gelmiş. Kız orada tereddüt etmiş. ?Açayım mı açmıyayım mı?? diye ?Açayım bakalım ne var? demiş. Açmış. Bir bakmış. Bir de ne görsün, güzel bir subayla bayan. Bir de çocuk.Çocuğun üzerinde ince bir tülbent örtülüymüş. Hemen kapıyı kapatmış, aşağıya inmiş. Hemen yılan gelmiş. Derhal subay olmuş Kız subaya ?bugün annemlere gideceğiz? demiş. Subay ?hadi gidelim? demiş. Annesigillere varmışlar Annesigil şaşırmışlar, kalmışlar.?biz kızımızı yılana verdik, subaya vermedik? demişler. Ama subaya karşı değil içlerinde. Neyse sofraya oturmuşlar. O kaçan iki kız gelmişler. Onlar de şaşırmışlar. Birbirlerini dürterlermiş. ?Sen niçin kaçtın geldin? oda öbürüne ?ya sen neye kaçtın geldin? demişler. Meraklarından yemek yiyememişler.

http://www.kutahyakultur.gov.tr/web/anlat.aspx#

_________________
say'a saygı için
temaşa kafi gelmez
bilmem acep niçin???
bir fikir beyan edilmez


Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: Masallar
İletiTarih: Sal May 13, 2008 11:52 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Bir Bitlis Masalı

Avcı Kasım Masalı


ResimResim

Bir tarihte Bitlis’te Avcı Kasım isminde bir adam yaşarmış. İsminden de anlaşıldığı gibi, adam avcı olup her gün bütün işi dağlara gidip avlanmakmış. Günlerden bir gün ava giderken çok güzel bir yılan görmüş. Yılan uzun, kırmızı, güzel bir yılanmış. Bir yerde kümelenip duran yılanı, avcı Kasım hayretler içinde seyretmeye başlamıştır. Ömründe bu kadar güzel bir yılan görmemişti.

Yılanı seyrederken birden çok çirkin, hantal, ihtiyar bir yılanın gelerek bu güzel yılanla seviştiği görür. Bu olayı gören Kasım, bu kadar güzel bir yılanın bu kadar çirkin ve ihtiyar bir yılanla nasıl sevişeceğini hazmedememiştir. İhtiyar yılanı öldürmek için tüfeğini doğrultmuş ve tetiğe basmıştır. Ancak saçmalar çirkin yılanın yerine güzel yılana değmiş ve yılanı yaralamıştır. Meğerse bu güzel yılan, yılanların başı olan Şahmarah’ın karısıymış. Karısının yaralandığı gören Şahmaran, bu olayın nasıl olduğunu ve kim tarafından yapıldığını sorar. Karısı; hava almak için dışarıya çıktığını bu esnada oradan geçmekte olan bir avcı tarafından vurulduğunu anlatır. Olaya sinirlenen Şahmaran; yılanları toplayarak avcının bulunup getirilmesini ister. Muhafızlar uzun aramadan sonra bu işi avcı Kasım’ın yaptığını anlar ve yakalayarak Şahmaran’ın huzuruna getirirler.

Avcı Kasım, bu güzel yılanın Şahmaran’ın karısı olduğunu, yanlışlıkla onu vurduğunu anlar. Şahmaran Kasım’a; “bu olayı neden yaptığını, karısını niçin vurduğunu” sorduğunda; avcı Kasım gördüklerini, yaşadıklarını Şahmaran’a anlatır. Yaşlı ve çirkin bir yılanın gelerek bu güzel yılanla seviştiğini, kendisinin buna tahammül etmeyerek yaşlı yılanı öldürmek istediğini ve kurşunun yanlışlıkla güzel yılana değdiğini söyler.

Şahmaran; bu adamın doğru söyleyip söylemediğini anlamak için muhafızlarına haber vererek dünyadaki bütün yılanların sarayında toplanmasını emreder. Dünyadaki bütün yılanlar saraya gelerek toplanır. Şahmaran, avcı Kasım’a hangi yılanın bu suçu işlediğini göstermesini ister. Bütün yılanları gözden geçiren avcı Kasım, bu yılanın gelmediği söyler. Şahmaran da başka yılanın kalıp kalmadığını adamlarına sorduğunda muhafızlar birisi; “yılanın biri çok yaşlıydı, hastaydı gelemedi. Size selamını iletmemi söyledi.” Şahmaran da derhal o yılanın getirilmesini emretmiştir. Ancak o yaşlı, çirkin, hasta yılan suçunu bildiği için gelmek istememiş, çeşitli bahaneler ileri sürmüştür. Sonunda muhafızla bu yılanı zorla Şahmaran’ın huzuruna getirmişlerdir. Bu yılanı gören avcı Kasım heyecanla; “işte bu yılandı” demiştir. Suçunu kabul eden yaşlı yılan, Şahmaran’ın emriyle öldürülür. Şimdi sıra avcı Kasım’a gelmiştir. Şahmaran avcı Kasım’a bu olayları kimseye anlatmamasını, hatta kendi hanımına bile söylememesini, söylediği takdirde üç gün içinde öleceğini bildirmiştir. Daha sonra dünyadaki bütün hayvanların konuşmalarını anlaması için avcının ağzına tükürür. Avcı Kasım üzgün, bitkin bir halde evine döner. Meraklı karısı; yılanların neden gelip kendisini götürdüklerini, Şahmaran’ın kendisinden ne istediğini öğrenmek ister. Şahmaran’ın; her kime söylersen üç gün içinde öleceğini söylediğini hatırlayan avcı Kasım, olayı söylemez. Kadının içindeki merak bir kurt gibi içini kemirmektedir. Günlerce kocasına ısrar eder.

Günler böyle geçerken bir gün avcı Kasım bir horozla tavuğun kavga ettiğini görür. Aralarındaki konuşmaları dinler. Horoz tavuğa der ki: “Sen de avcı Kasım’ın karısı oldun. Karısı avcı Kasım’dan rahat durmuyor, yakasını bırakmıyor, onu ateşler üzerine koymuş. Avcı Kasım vurup da karısının bir dişini kırmıyor ki. Dur ben seni öldüreyim de rahat olayım.” Bu konuşmaları duyan avcı Kasım gülmeye başlamıştır. Kocasının neye güldüğünü merak eden karısı, olup bitenleri anlatmasını ister.

Sonunda karısının ısrarlı sorularına tahammül edemeyen Kasım, olup bitenleri anlatacağını, ancak anlattıktan üç gün sonra öleceğini söyler. Buna inanmayan karısı, her şeyi baştan sona kadar anlatmasını ister. Avcı kasım çaresiz, başına geleceklerden haberi olduğu halde olan bitenleri başından itibaren bütün detaylarıyla anlatır. Çaresiz bir şekilde kara, kara düşünen Kasım, ölümü bekler.

Kapının eşiğine oturmuş, çaresiz bir şekilde ölümü beklerken, bir kedi ile köpeğin konuşmalarına kulak misafiri olur. Kedi köpeğe yalvarmalı bir şekilde şunları demektedir: “Ey köpek! Ne olur beni bırak içeri gireyim. İki gün sonra nasıl olsa avcı Kasım ölecek. Onun hayrını, helvasını verecekler. Ben de bir parça et kapıp geleyim. Eti getirince sana da veririm.” Ve üç gün tamamlanınca avcı Kasım ölmüştür.


Kaynak: Bitlis Valiliği

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 4 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: