Sistem saati: Pts Tem 07, 2008 3:26 pm

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: ER MUSTAFA
İletiTarih: Per Åžub 28, 2008 1:48 am 
Editör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cmt Nis 08, 2006 8:36 am
İleti: 620
Konum: İstanbul
ER MUSTAFA

Bir araştırma gezimizde (1949) Divriği'nin Ziniski köyünde oturan şairin torunu Mustafa şöyle demişti: «Dedem Er Mustafa, Edirne Valisi Süleyman Paşa'nın oğludur. Ziniski'de doğdu, yine burada öldü. 70 yaşında iken 1892 yılında ölen babam, Er Mustafa'yı tanımıyormuş. Yani, onun ölümünde çok küçükmüş. 3 yaşında olduğunu kabul edersek, dedemin ölümü yaklaşık olarak 1825 yılına rastlar.»

Bu durumda şairin yaşamını yuvarlak hesapla XVIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIX. yüzyılın ilk yarısı arasında kabul etmemiz gerekiyor.

Mustafa diyor ki: «Babam anlatmıştı. Dedem âşıklığa 40 yaşında başlamış. Bir gün Hızır Aleyhisselâmla karşı karşıya gelmişler. Hızır koynundan bir elma çıkarıp dedeme vermiş. Arkasından da 'bunun yarısını sen ye, yarısını da eşine yedir. İkiniz de iyi birer âşık olursunuz.' demiş. Dedem yarısını yiyince şöyle bir düşünmüş: Dediği doğru mu acaba? Karım da âşık olur mu? Haydi oldu diyelim, elinden ne gelir ki? Eğer hepsini ben yersem sazımın da, sözümün de karşısında kimse duramaz... Dediğini yapmış. Eşine ayırdığı parçayı da kendisi yemiş. İşte ne olduysa ondan sonra olmuş. Kaynamış, coşmuş. Durdurak bilmeden söylemiş ha, söylemiş. Çalmış, çığırmış; gününü gün etmiş...»

XIX. yüzyıl şairlerinden Pir Yakup, Şairnâme'sinde onun bu durumunu şöyle anlatıyor:

«ER MUSTAFA arı gibi iniler
Peteği çok idi balda bir zaman»

Usta yüzü görmediği için, çevredeki yaygın bir usule uyarak tanınmış âşıklardan Hatayî'yi kendisine mânevi usta seçmiştir. Söylediği deyişlerden birçoğunun tapşırmasında kendi adından sonra Hatayî'nin adını da anar. Bazan da Hatayî'nin yerini «Hızır Nebi» alır: 9 numaralı deyişte olduğu gibi. Şüphesiz her ikisinin de adını anmadığı deyişleri de vardır.

Bir hususa özellikle dikkat etmek gerekiyor. Tapşırması ister «Er Mustafa», isterse «Kul Mustafa» olsun, adından sonra «Üstadım Hatayı» sözü geçiyorsa o deyiş mutlaka Er Mustafa'nındır. Âşıkımızı tanımayanlar, —yanlışlık var zannıyle— «Er» sözünü «Kul»a çevirmiş olabilirler, örneğin:

«Kul Mustafa» eyder eğer seçersem
Üstadım Hatayı konar göçersem
Şol kıldan köprüyü ben de geçersem
Orada şad olup gülmek görünür

dörtlüğünde olduğu gibi.

Kul Veli ile yakın dosttu. Âşık Mansur'la da karşılıklı deyişmeleri vardır. Bu suretle gereği kadar tanımadığımız iki âşıkın da zamanını saptamış oluyoruz.













—1—

Söylerim sözümden hisse alırsan
Taştan duvar olmaz çamur harceyle
Kul olmadan sultanlığı gözetme
Kul ol bir sultana ömür harceyle

Dünya geniş diye dolanıp gezme
Sarraf isen eksik altını bozma
İnsan isen sudan yazıyı yazma
Sudan yazı olmaz güher harceyle

Okuduğun âyet değil farz olmaz
Dolabını sağa çevir ters olmaz
Boşa emek çekme ağaç örs olmaz
EÄŸer usta isen demir harceyle

Gerçek erler benlik ile övünmez
Dane ister kuru saman üğünmez
Soğuk demir hallolup da dövülmez
Eğer usta isen kömür harceyle

Besmeleyle başlar EI ham sûresi
Metin olur gerçeklerin kalesi
Gerçeğe hizmet et iman Mevlâ'sı
Bir gerçeğe kul ol umur harceyle

ER MUSTAFA'm eyder geldi de geçti
Üstadım Hatayî kondu da göçtü
Âşıklar doluyu Ali'den içti
Aklını basma devşir dere eyle


—2—

Şakıyıp öterdim susuz kıraçta
Bülbül bağda imiş bilmedim ezel
Keklik ile yavru ÅŸahin telaÅŸta
Mertlik erde imiÅŸ bilmedim ezel

Yavru şahin cücükleri sındırır
Zalim avcı karşısında gen durur
Kırcı boran aşar dolu yağdırır
Tipi daÄŸda imiÅŸ bilmedim ezel

Kemlik gelmez dayı ile yeğenden
Iraktayım gözüm gönlüm eğenden
Sen neler umarsın kuru kovandan
Arı balda imiş bilmedim ezel

Sarraf oldum her metaı satarım
Ciğer kebap aşk oduna yanarım
Ben aduyu ıraktadır sanırım
Düşman yanda imiş bilmedim ezel

Namus için sarıyorlar sarığı
Geçmez akçe bir asmanın koruğu
Erenler de kabul etmez çürüğü
Kıymet sağda imiş bilmedim ezel

ER MUSTAFA'm eyder hayır sezdiğim
Cümle sınıklarım ana çezdiğim
Ardınca önünce yelip gezdiğim
Kuru kavga imiÅŸ bilmedim ezel


—3—

Efendim sultanım Er Aslanoğlu
Sizi bir gerçekten er deyü geldim
Türlü bir meyvalı bahçeli bağlı
Ta ezelden aslın nur deyü geldim

Yapı taşı kalkmaz olur yapıdan
Kul olanlar bekler gitmez kapıdan
Sakın dokunmasın esen tipiden
Şu yıkık gönlümü ör deyü geldim

Benden selam olsun ol güzel erden
Zerrece günahım saklamam senden
Evvel âhir budur çamurdan kirden
Pâk edip gönlümü yur deyü geldim

Güzel pîrim senden kesmem virdimi
Issız koma vatanımı yurdumu
Kimse bilmez kimsenin derdini
Şu mahzun gönlümü sor deyü geldim

Servi boyun çıkar tûba salınır
Şems ü kamer gibi doğar dolunur
Ne metan istersen sizde bulunur
Bir ulu bedestan şar deyü geldim

ER MUSTAFA'm der ki sözlerim haktır
Arifler katında menendin yoktur
Bilirsin yanında günahım çoktur
Sanma düşeni gör deyü geldim


—4—

Adular ne yaman adavet güder
Bülbül ayrılır mı gonca gülünden
Alnının nurundan hem secdegâhım
Bülbül ayrılır mı gonca gülünden

Hak ile olursa bir kulun iÅŸi
Buna kâr eylemez adunun taşı
Bu sırra eremez değme bir kişi
Bülbül ayrılır mı gonca gülünden

ER MUSTAFA'm der ki hele varalım
Ol habibin divanına duralım
Üstad Hatayî'ye yüzler sürelim
Bülbül ayrılır mı gonca gülünden


—5—

Uğradım bir bengi kadeh doldurmuş
Aşkın dolusunu içti der ağlar
Sordum bir avcıya avın aldırmış
Sahanım elimden uçtu der ağlar

Bire kulakçığım ne seğilersin
Eski dertlerimi sen yenilersin
Sordum Ulusu'ya ne inilersin
Kalktı dalgalarım coştu der ağlar

Karşıma gelmiş de ne perk gülersin
Yaratan Allah'tan dilek dilersin
Sordum bir güzele ne perk solarsın
Evvelki hubluğum geçti der ağlar

Mecnun olmuş pınarlarda oturmuş
Bahçesinde gonca güller bitirmiş
Sordum bir yolcuya yoıun yitirmiş
Kervanım bellerden aştı der ağlar

Nice yiğit gördüm meydan muratlı
Konmuş bir yaylaya yaylası otlu
Sordum bir yiÄŸide ol benden dertli
Meylim bir dilbere düştü der ağlar

Birbirini bulmuÅŸ mihr ile vefa
Titirer yüreğim gelmiyor hayfa
Ne kasavet çekersin ER MUSTAFA
Felek yakasız don biçti der ağlar


—6—

Âdem oğlu gezme yüksek havayı
Alçağında ne acaip haller var
Çiçek diye dermeyesin kovayı
Dost bağında yeni açmış güller var

Umarım çiçeği gülden deresin
Eğlene de dost bağında durasın
Huri kızlarını sen de göresin
Göresin ki ne acaip haller var

Eriştin menzile üçler de bile
Yedilerle kırklar beşler de bile
Müminler gidiyor bir kadim yola
Göresin ki ne acaip yollar var

Menzilimiz erenlerin menzili
İnkâr olan bu dergâhtan üzülü
Şeyh Safi'nin buyruğunda yazılı
Okudum ki anı hüsn-i diller var

......................................
Kimi sorhoş gezer kimisi ayık
Kimi atlas dokur şaha ilâyık
Kiminin altında kıldan çullar var

ER MUSTAFA'm eyder ya böyle derdik
Ustam Hatayî'nin darına durduk
Vasiyetnameyi biz böyle gördük
Korkuyom ki söylemeye eller var


—7—

Cok günah işledim senin katında
Bir de bizim için yalvar Muhammet
Şefaat kânımsın Hakk'ın katında
Bir de bizim için yalvar Muhammet

Benim günahlarım yetmiş seksendir
Seksenden yukarı belki doksandır
Kulun işi hata ile noksandır
Bir de bizim için yalvar Muhammet

Orda nice nice peygamber vardır
Geçemezsin kıldan ince göl vardır
Cümlemizin başı pîrim serverdir
Bir de bizim için yalvar Muhammet

Can dayanmaz cehennemin katında
Gider isen sen zahirde bâtında
Şefaat-kânımsın Hakk'ın katında
Bir de bizim için yalvar Muhammet

ER MUSTAFA'm eyder yâd etmeyesin
Orda yerimizi od etmeyesin
Tekrar emaneti unutmayasın
Bir de bizim için yalvar Muhammet


—8—

Ol ilm-i hikmetten haber almayan
Götürdüler seni dara ne minnet
Gülün goncasının kadrin bilmeyen
Âhiri karışır kâra ne minnet

Fırsat elde iken kurtar postunu
Fark edegör düşmanını dostunu
Bir gün bürür kara toprak üstünü
Eziyet çekersin zara ne minnet

Deli gönül şu ağyardan farısa
İkrar verip ikrarında durursa
Eğer senin meylin Hakk'a varırsa
Cağrınca yetişir cara ne minnet

Cahil ile meyil katma hoyrata
Gizli sırlarını söyleme yâda
Tamunun ateÅŸi oddan ziyade
Başına buz yağar kara ne minnet

ER MUSTAFA'm sözün atma yabana
Yatacak yer gerek bu ÅŸirin cana
Cehd et meylini ver mâh-i tabana
Sen âşık olursan yâra ne minnet


—9—

Yüz yiğirmi dört bin ilmin atası
«Elif»tir ummana bağlı başımız
«B» ile badeden içenler kanar
«T» ile temenna etmek işimiz

«S» ile serimi odlara yakma
«Cim» ile cihanda beni ağlatma
«Ha» ile hatırım yok yere yıkma
«Hı» ile Huda'ya kaldı işimiz

«Dal» ile derdimin ilâcı sensin
«Zal» ile zelilim aydan değilsin
«Rı» ile Rahman'ın kânı da sensin
«Zı» île zevale kaldı işimiz

«Sin» ile sil kalbim evini pakla
«Şm» ile şeytanın şerrinden sakla
«Sad» ile sadıkın nefesin hakla
«Dat» ile dergâha kaldı işimiz

«Ti» ile «Zı» ile sahip zamanım
«Ayn» ile «Gayn» ile yoktur gümanım
Anları severim dinim imanım
«Fe» ile fermana kaldı işimiz

«Ka» ile kaşların hem kıblegâhım
«Kef» ile kerem kıl gül yüzlü şahım
«Lâm» ile lutfeyle yoktur günahım
«Mim» ile merdane kaldı işimiz

«Nun» ile narından sen eyle emin
«Vav» ile «Ye» ile bilirsin halim
Okudum «Lâmelif» Yasin amelim
Yine o mekânda biter işimiz

ER MUSTAFA'm der ki demiÅŸim beli
İstemem vefasız kıl ile kali
Pîrim Hızır Nebi Üstadım Ali
Eleste deminden vardır cûşumuz


Kaynak:
İbrahim Aslanoğlu – Söz Mülkünün Sultanları

_________________
"Sensiz olmadı"


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: