Sistem saati: Pts Tem 07, 2008 3:34 pm

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Dedemoğlu
İletiTarih: Per Ekm 18, 2007 7:26 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Per Şub 23, 2006 4:58 pm
İleti: 1039
Konum: İstanbul
Resim


AŞIK DEDEMOĞLU’NUN HAYATI



1946 yılında Hasandede’de dünyaya gelen aşığın gerçek adı, Mehmet Ali Kuldedeoğlu‘dur. Soyadları dedeleri olan Kuludede’den gelmektedir. Bağ ve bahçe işleri ile geçimine sağlayan fakir bir ailede büyümüştür. İlkokulu Hasandede Kasabasında bitirmiştir ve bu öğrenim hayatının sonu olmuştur. Çocukluğundan itibaren saz çalanlara ve saza karşı büyük bir ilgisi olur. Daha ilkokulda iken köyde usta malı şiir söyleyen İbrahim Demirhan’ın sürekli yanına gider onu her fırsatta dinler ve fırsat buldukçada onun sazı ile de birşeyler çalmaya çalışır . Ayrıca sesi güzel olduğu için aile meclisinde ve dügünlerde ona türkü söyletilir. Bir gün babasına “Baba ben elin sazı ile oynayıp duruyorum bana bir saz alsana” dedikten sonra babası da 3,5 liraya kendisine bir saz alır. 3. sınıfa geldikten sonra ise artık saz çalmayı öğrenmiştir. Dedemoğlu, bu çocuklukla askerlik devresi arasındaki gençlik yıllarını “hoyrat” kelimesi ile tanımlıyor. Dedemoğlu askere gidene kadar düğünlerde saz çalan kendi değimi ile “piyasa parçaları” söyleyen daha çok iç anadoluya özgü bir “abdallık kültürü” içinde yoğrulmuş biridir. Aynı zamanda bu çalgıcılık şairin askere gidene kadarki dönemde geçim kaynağı olmuştur. Sazı ilk defa onun elinden tanıdığı İbrahim Demirhan’dan sonra gerçek anlamda sazın inceliklerini ona öğreten hocası Hacı Taşan’dır. O dönem çevrede icraa eden kendi söylemi ile zaten 5 kişi vardır. Ankara’da Zekeriya Ziya, Elmedağı’nda Bayram Arıcı, Kırıkkale’de Ekrem Aydost, Keskin’de (Kırıkkale’nin ilçesi) hocası Mustafa Taşan ve Hasandede’de kendisidir.

Askerden sonra 1966 yılında aynı zamanda da akrabası olan Nahide Hanım ile evlenir ve bu evlilikten 4 çocuğu olur. Hüryan (evli), Perihan (evli), Cihangir (evli), Ercihan (evli). Askerden döndükten sonra artık düğünlerde saz çalmayı bırakmış ve geçimi için Hasandede Belediyesi’ne işçi olarak girmiş ve buradan emekli olmuştur. Fakat aşığımız özellikle bağ ve bahçe işleri ile uğraşmayı hep sürdürmüştür. Birçok Hasandedeli gibi yazları bağ evinde meyve ve bahçe işleri ile uğraşarak geçinirken kışları ise Hasandede merkezindeki evinde gerçirmektedir

AŞIKLIĞA GEÇİŞ

Usta – Çırak ilişkisi ile saz çalmayı öğrenen Mehmet Ali Kuldedeoğlu, aşıklığa geçişi bir rüya sonucu bade içerek olur. Birgün rüyasında daha önce hiç görmediği “Cafer Dede”yi görür. Cafer Dede, ona “Hadi bir çalda dinleyeyim” der. Aşık sazı çalmaya başlayınca, Cafer Dede, ona “Ben bunları istemedim ki, bana içeri makamından çal” der. İşte o günden sonra Dedemoğlu sadece deyiş ve nefesler okumaya başlar ve bundan sonra diğer parçaları söylemeyi, düğünlerde çalmayı bırakır.

Aşık daha sonraları Aptallığı bırakır ve Alevi – Bektaşi geleneğine yönelir. 23 yaşında da artık “cem”lerde “zakir”lik yapmaya başlar.

MAHLAS ALMA

Gördüğü bir rüya sonrası etkilenip, dini şiire yönelen aşık, yine gördüğü bir rüya sonrası mahlasını alır. Rüyasında gördüğü “Kuludede”, onu “Gel Dedemoğlu gel” diye çağırır ve bundan sonra yazdığı tüm şiirlerde bu mahlası kullanmay başlar. Yine bu olayı “rüyasında bade içerken mahlas alan aşıklar” kategorisine katabiliriz.

KİŞİLİĞİ VE SANATI

Daha önce de belirttiğimiz gibi aleviliği sadece İslam dininin sınırları içinde almaya çalışmak ve tanımlamak alevilik gerçeğini anlamakta ve farklılıklarını görmekte yetersiz kalmaktadır. İslam öncesi ve sonrası bir çok kültürel özelliği tarihsel süreç içersinde yoğurarak kendisine özgü bir inanç ve ibadet anlayışı geliştirmenin yanında maddi hayat içinde bir anlayışı geliştirecek kendi hukuksal ve toplumsal kurallarını ve yaptırımlarını da kurmuştur. Bütün bunları insanı hedef alan bir yerden hareketle gerçekleştirir. “Benim kabem insandır” sözü bunu somutlaştırmaktadır. Yine Hacı Bektaşi Veli’nin dizelerinde görülen,

“Hararet nardadır, sacda değildir
Akıl baştadır, tacda değildir
Ne ararsan kendinde ara
Mekke’de, Kudüs’te, Hac’da değildir”

Heterodoks bir anlayış içinde çizebileceğimiz bu inanç insana, doğaya, bilime ve kadına verdiği değerle dönemin koşullarına aydınlatıcı bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. “İncilsende incitme” ,“Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”, “Kadınlarınızı okutunuz” (Hacı Bektaşi Veli’nin sözlerinden bazıları)

Aşık Dedemoğlu’nun kişiliğini anlamakta ve sanatını incelemede yukarda kısaca değindiğimiz ilkeleri sürekli ölçü olaraktan kullanmaktayız. Daha önce de üzerinde durduğumuz gibi aşık Dedemoğlu’nun soyu ocakzade dedelerinden Kulu Dede’ye dayanmaktadır. Bundan dolayı Dedemoğlu’nun kendisine bağlı bir çok talibi bulunmakta ve ayrıca cem törenlerinde zakirlik görevi yapmaktadır. Cem, toplanma ve birikmek manasına gelmektedir. Alevilik – Bektaşilik’ten cem dedelerine yada babalarının önderlik ettiği büyük bir geceyi dolduran dinsel bir törendir. Dinsel dua kadın ve erkeklerin birlikte yaptıkları dinsel dans, dinsel şiirler, dinsel müzik, dinsel yemek bu törenin ana bölümleri durumundadır. Belli bir zamanı olmamakla birlikte genellikle kış geceleri Perşembe akşamları düzenlenir. Cem, önceden verilenlerin katılımı ile başlar. Düşkünler bu törene alınmaz. Cem evi yada cem odasında bir araya gelen cemaat, halka halinde yüz yüze bakacak biçimde oturur. Bağlama eşliğinde zakir tarafından Hz. Muhammed, Hz. Ali, Ehlibeyt, Oniki İmam ve Kerbela katliamı üzerine deyişler, mersiyeler, dualar okunur. Kadınlı erkekli semahlar dönülür. Oniki hizmet yerine getirilir. Kurban dualanır. Lokma dağıtılır. Alevilik ve Bektaşilik’te cem aynı zamanda adli bir foksiyonu da yerine getirir. Cemde dede yada baba halkın sorunlarını dinler ve çözümler getirir. Küskünler, dargınlar barıştırılır. Suç işleyenler yada başkaları bilmemekle birlikte kendi vicdanına borçlu düşenler, üyeleri cem büyüklerinin oluşturduğu cem mahkemesi tarafından cemaatin huzurunda yargılanır. Suçları kanıtlanırsa durumlarına uygun cezaya çarptırılır. Halk mahkemesi olarak da algılanan cem mahkemesinin en ağır cezası düşkünlük yani toplum dışına çıkarmaktır.

Alevilik ve Bektaşilik’te “oniki post” ve herbir posta gelecek şekilde “oniki hizmet” her hizmetin bir sahibi vardır. Örneğin ilk hizmet olan cemi yönetme işinin sahibi dede’dir. İşte zakirlik de bu sıralamada genelde beşice hizmete denk düşer. Deyiş, duaz, miraçlama, söyleme, okuma işini zakirler yapar. Aşıklık ve Baktaşilik’de bazı hususlara değindikten sonra Aşık Dedemoğlu’nun kendi sözlerinde de yola çıkarak kişiliğini ve sanatını incelemeye geçebiliriz.

Aşık Dedemoğlu’nun yaşamı doğa ile iç içe bir şekilde geçiyor. Daha önce de belirttiğimiz gibi aşık büyük bir zamanını bağ ve bahçe işlerine ayırmaktadır. Onunla sonbetimizde buna vurgu yaparak “Doğasız insan olmaz, bir kuşu hatta bir karıncayı bile incitmemeliyiz” Yine bir soruda Alevi bir kişini özelliklerini şöyle sıralıyor :

“Alevi, doğru, dürüst, güzel temiz huylu, Hacı Bektaşi Veli’nin dediği gibi eline beline diline sahip olmalıdır. Mutlaka bağlı olduğu bir mürşiti olmalı ve ondan nasihat almalıdır. Zaten mürşit (dede), sadece yol gösterici, rehberdir. Kişinin Allah’a sevgi ile ulaşmasında onun yolunu açar. “

Dedemoğlu’nun dedelerle ilgili görüşü ise şöyledir :

“Dede ve aşığın, örnek insan olması gerekir. Bir dedenin yüzlerce talibi vardır. Yaşamı ile ve sözleri ile talibine örnek olmalıdır.”

Yolundan gitmeyen bozulmuş iki dede için söylediği şiirden bir bölüm :

“Medet Mürvet Ey Erenler Ey Pirler
Size Müracaatım Var Ezelden
iki Dede Çıktı Adı Bellidir
Gönlünü Aradım Geçmez Güzelden

Güzel Sever Ama Gümanı Bozuk
Talibi Kıskanır İmanı Bozuk
Parayı Çok Sever Dümeni Bozuk
Maddiyata Tapmak Var Mı Ezelden”

Aşık Dedemoğlu’nun da özellikle Çorum, Tokat ve Ankara’da olmak üzere İç Anadolu’nun bir çok yerinde ona bağlı talibleri vardır. Çeşitli zamanlarda onları ziyaret eder, sohbet ve cemlerine katılır.

“Ankara’da selam geldi buraya
Gulu örzüledik gelin diyorlar
Boşa geçirmeyek şu kış gününü
Birkaç gün burda kalın diyorlar.

Kış gününün muhabbeti bol olur
Yaz gelince çayır çimen gül olur
Çobansız sürü gider gider yoz olur
Yoz olmadan sürüye bakın diyorlar”

Dedemoğlu’nun hayatında onu en çok etkileyen olaylardan biri babasının ölümüdür. Babasının ölümüne çok üzülen aşık onun için bir şiir yazar :

“Vallahi secdiğim unutmam seni
Bugün efkarlıyım ayrılık günü
Zuhur etti ayrılığın nişanı
Güle güle ayrılığın sevdiğim”

Dedemoğlu, usta malı şiir de söylemektedir. Ve içlerinde en çok beğenerek söylediği Seit Süleyman ve Deli Boran’ın şiirleridir. Tabi bu iki aşığın yanında Aşık Hasandede’nin şiirlerini de severek seslendirmektedir. Dedemoğlu’nun şiirlerini konuları bakımından 3 kısımda topluyabiliriz .

1. Dini Ve Tasavvuf Şiirleri
2. Aile Konuları – Kişisel Şiirleri
3. Yergi Şiirleri

DİNİ VE TASAVVUFİ ŞİİRLERİ

Bu şiirleri, Alevi – Bektaşi geleneğine bağlı olaraktan yazılmış şiirleridir. Bu şiirler arasında duaz, deyiş gibi Alevi – Bektaşi nefesleri olduğu gibi kendisinden önce yaşamış yada yaşayan Alevi büyüklerine yada dedelerine saygı ve sevgi bildirmek için övgü şiirleri de vardır.

Duaz, Alevi – Bektaşi edebiyatında Oniki İmam için söylemiş nefeslere denir. İlk imamdan sonra son imama geçen 350 senelik bir dönemdeki olayları bu şiirlerde kısa ve çarpıcı ifadelerle dile getirir.

“Vardım bir dergaha okuur Ku’an
Muhammet Mustafa’ya dedim hu diye
Aliyel Mürteza serveri alem
İmam Hasan’a dedim hu deyi

Hüseyn-i Kerbela yarelerim
İmam-ı Zeynel’in zindandır evi
İmam-ı Bakır’ın gördüğü yolu
İmam Cafer’e dedim hu deyi

Musayı Kazım’a erkan verildi
Oniki İmam her tarafa derildi
Ondört Masum-u Pak geldi oturdu
İmam Rıza’ya dedim Hu deyi

Şah Muhammet Taki Aliyel Naki
Hasan Ali Asgeri gelmiştir beri
Muhammet Mehdi’den verdiler demi
Evladı Ebaya dedim Hu deyi

Evladı Resulla ettim muhabbet
Evladı Ebaya eyledim hizmet
Pirim Hasan Dede eylesin himmet
Orada Kul Dede’me dedim hu deyi

Ey dur Dedemoğlu içtin ayıldın
Orda muhabbetin tadına vardın
Engür şarabını orada gördün
Kırkların cemine dedim hu deyi”

AİLE KONULU KİŞİSEL ŞİİRLERİ

Bu şiirlerin içine genellikle birinci dereceden yakın akrabalarına ve çevresindeki lişilere duyduğu çoğu zaman sitemkar, bazen sevgisini anlattığı kişisel konular giriyor.

Babasının ölümünden duyduğu üzüntü, askere gönderdiği oğluna duyduğu hasretlik, akrabalar arası geçimsizlik ve gücenme bu şiirlerde başlıca temalardandır. Askere gönderdiği oğlu için söylediği şiir :

“Bir yavru gönderdim yüce bellere
Ya Ali sen sakla senden isterim
Gurbet elin gahrı çok çetin olur
Ya Ali sen sakla senden isterim”

Küçük kardeşi için yazdığı şiir :

“Nazlı gardaş bana mektup yazmamış
Yazmassa gam değil yazmayıversin
Çok gözledim soyka telşefon çalmaz
Çalmassa gam değil çalmayıversin”

YERGİ ŞİİRLERİ
Özellikle gittikçe bozulan ve yozlaşan ahlak kavramını eleştirdiği şiirlerdir. Bu şiirlerinin sayısı diğerlerine göre oldukça azdır. En dikkat çekici şiiri Antalya’da çalışan oğlunun yanına gittiğinde gördüğü manzara karşısında şaşıran aşığın yazdığı şiiridir :

“Evalt peder olmuş pedere söz yok
Çark-ı devran ettim namus hiç ar yok
Alanya, Antalay orda çıplak çok
Elbet yer oynarda dünya yıkılır”


Şiirleri

YARENLER

Yine dumanlandı dağların başı
Gamlı başı silemedim erenler
Durulmuş göl gibi sakin olmadım
Fiske düştü ben bulamadım yarenler

Nere gitsem garip başa dert gelir
Dosttan bana zehir gibi söz gelir
Gumaş diye bekliyodum bez gelir
Bir bez bulup dikemedim erenler

Üç günlük dünyada güler yüz gerek
Acı söz söyleme sakın bilerek
Tatlı dilli güler yüzlü dost gerek
Bir tatlı dost bulamadım erenler

Dostun sözü zehirledi sinemi
Hep acılar hep kederler benim mi
Gam ile yoğurdum garip sinemi
Dedemoğlu gamlanıyor yarenler

SENDEN İSTERİM

Bir yavru gönderdim yüce bellere
Ya Ali sen sakla senden isterim
Gurbet elin gahrı çok çetin olur
Ya Ali sen sakla senden isterim

Evliyala Embiyalar beklesin
Diyara gurbette kimse kalmasın
Hasta olup baş yastığa düşmesin
Ya Pirim sen sakla senden isterim

Gulu’ya emanet ettim yavruyu
Ah seni takvimde sevdik Ali’yi
İkrar verdik bizi beklesin deyi
Ya Şahım sen sakla senden isterim

Allahım sen kötülerden esirge
Evlat acısını kimselere verme
Bir hatam varsa Pirim çok görme
Ya Pirim sen sakla senden isterim

Pirim varken tasa etmem gayleyi
Tamşuvara kurmuş büyük kaleyi
Viyana’ya koymuş Veli Baba’yı
Veli Baba sen sakla senden isterim

SEMAH

Gelin ey erenler semah dönelim
Kırklar meydanında aralar bizi
El bağlayıp divana duralım
O ulu divande tanırlar bizi

Pirim divanına vardığın zaman
Nizam terazisi kuruldu tamam
Eline diline sahip ol aman
Pirin divanından sürerler bizi

Dönün semahınız Hak’ka ulaşsın
Hak erenler bize yardım eylesin
Pirim Hasan Dede dua söylesin
Kırklar meydanında aralar bizi

Üç bacıyınan iki gardaş semaha
Çağrak erenler Allah Allaha
Hak yanında kabul olur vallaha
Dönün hey erenler Hak kabul etsin

Garipler semahı burda beş olur
Kırklar semahına hem yoldaş olur
Ta ezelden bizde töre böyle olur
Döün hey erenler Hak kabul etsin

Gülbenkler çekildi yürüsün devran
Yolumuzu açsın ulu yaradan
Allah sen esirge dertten beladan
Dönün hey erenler Hak kabul etsin

Semahlarımızı Hüda kabul eylesin
Muhammet Mustafa kabul eylesin
Şah Hasan aşkına döndük semahı
Hüseyni Kerbela kabul eylesin

İmam Zeynel Bakırı Caferi Sadık
Kazım Musayı Rıza kabul eylesin
Muhammet Taki’nen Aliyel Naki
Hasan El Askeri kabul eylesin

Muhammet Mehdi’nin geldi zamanı
Tamam ettik erenlerin semahı
Duralım erenlşer durmak zamanı
Dedemoğlu Hüda kabul eylesin

KULU DEDE İÇİN

Karaman elinden sökün eyledim
Urum diyarının gülü dediler
Tamşuvar Viyana kale feth oldu
Şehidi galiba Veli dediler

Pir Veli’yi şehit aldı Viyana
Bir zamanlar dolaştı diyar diyara
Kanuni’den ferman aldı bir ara
Pirim Hasan Dede Veli dediler

Pirim Hasan Dede Kulu geldiler
Ankara Samanpazar çadır kurdular
Kurbalı Eburhas yolun tuttular
Ayrıldı evimizin yolu dediler

Kızılırmak kenarına kurdular mekan
Yol doğru giderse olur mu diken
Hacı Bektaş’ınan Haydar Sultan
Erenler körpesi geldi dediler

Bir zaman diyarda gezdi dolaştı
Bugün yarın derken gün geldi çattı
Kendisi dünyadan elini çekti
Galiba Kulu’ya göçtü dediler

Başında kalmadı akraba hısım
Hacılar köyüne her zaman küsüm
Otuzdokuz yaşına gelince yaşım
Kulu’nun açıldı gülü dediler

Sefil idi perişandı türbesi
Kabul olur yüz sürenlerin tövbesi
Ali Baba Haydar’ının körpesi
Gidelim yapalım belli dediler

Onardık türbeyi çok güzel oldu
Suyunu getirdik Cennet bağ oldu
Erbay Haydardedeoğlu cem evi dedi
Atalım temelini gelir dediler

Tamam ettik cem evin temeli
Burda gayrı Hak lokması yemeli
Sene doksandördü tarih koymalı
Erbay Haydardedeoğlu’nun eli dediler


Kuludedem bahçan bağın şen olsun
Gelen misafirin girip otursun
Kurbanlar kesilip cemin yürüsün
Dedemoğlu’na şimdi deli dediler


BEN BENİ BİLEM

Beni bana bırak benim cananım
Bana bırak beni ben beni bilem
Ah seni takvimde böyle yazarlar
Beni bana bırak be beni bilem

Er olanın gözü perdeli olmaz
Her vardığı yerde eğlenmek olmaz
Viran bahçelere bülbüller konmaz
Beni bana bırak ben beni bilem

Altın isen pula sen olma gail
Verdiğin ikrardan dönemli değil
Talibi talibden ayırmak değil
Beni bana bırak ben beni bilem

Zengini fakiri hepisi insan
Talib dedesine eylemez isyan
Dedemoğlu her dem yürümez kervan
Beni bana bırak ben beni bilem


GELİYOR

Yine gönlüm şadolup gülüyor
Pirin kokusunu aldım geliyor
Eskişehir’den çıktı şahinbaz gibi
Pirin kokusunu aldım geliyor

Dedem havalandı uçtu geliyor
Elinde deste gül açtı geliyor
Yarelerim ılgıt ılgıt kanıyor
Kanayan yareyi sardı geliyor

Gelip şu yaremi sardığı zaman
Pir gelince müşkil kalmaz her zaman
Pir Otman Baba’dan Sücattin Dede’m
İcazet evinden çıktı geliyor

Talibin yanına geldiği zaman
Sini softa güman kalmaz her zaman
Talip dedesini gördüğü zaman
Bal yapmış kovanı dolu geliyor

Bindokuzyüzdoksan şubat ayında
Pirim mahrum etme Hak dergahından
Mindava okudum senin anlında
Dedemoğlu şad ol Ali geliyor


NE OLUR

Ela gözlerini sevdiğim Pirim
Bizlere hep sen gelsen n’olur
Gamlı gönlümüzn gamın alırsın
Gönüller gamlıdır silsen n’olur

Bu kadar mı yoğun her zaman işin
Çileli mi dertli mi bu garip başın
Muhabbet edelim beraber kışın
Muhabbet eylesek biraz n’olur

Ehlibeyt muhabbetin ederiz
Pirim geldi diye bizler güleriz
Yolunuza can baş feda ederiz
Gelip halimizi görsen n’olur

Cafer efendimin gonca gülüsün
Sücattin Dede’min oğul balısın
Dedem hem Şah-ı Merdan Ali’sin
Deli talibin görsen n’olur

Şahım bize yollarını gözlettin
Hasret koydun cemalini özlettin
Dedemoğlu’na bu kelamı söylettin
Her zaman bizimle olsan n’olur


KARDEŞİNE

Nazlı gardaş bana mektup yazmamış
Yazmazsa gam değil yazmayıversin
Çok gözledim soyka telefon çalmaz
Çalmazsa gam değil çalmayıversin

El gardaş dedikçe kırılır belim
Kötü söylemeye varmıyor dilim
Gözlerin kör olsun Mukadder gelin
Salmassa gam değil salmayıversin

Dilerim Allah’tan canı sağ olsun
Kızın ile oba oğlum köy olsun
Emmin dayın yengen hep senin olsun
Bilmezse gam değil bilmeyiversin

Ana bir baba bir bize ne oldu
Yollarına baka baka gözüm yoruldu
Dedeomoğlu gardaş sana darıldı
Gelmezse gam değil gelmeyiversin


SEN MİSİN

Sevdasın yele yele sevdiğim
Şahı Merdan oğlu Hasan sen misin
Bülbül Gülistanda durmadan öter
O bülbülün dili gülü sen misin

Cismin çok pak imiş hata görmedim
Bir arada demi devran sürmedim
Gül cemalin güneş imiş bilmedim
Yoksa imam oğlu Hasan sen misin

Üç beş kelamında deryaya daldım
Elinden boranın sözünü aldın
Şahı Merdan bize eylesin yardım
Şahı Velayetin eşi Hızır sen misin

Dedemoğlu sevdasına geldiğim
Leyli nehar cemalini gördüğüm
Laden açılma benim sevdiğim
Kepenek altında yatan sen misin



ALEVİ

Cihan dergah iken yer gök su iken
Şu cihanda vardı Alevi
Adem halk olmadan kevu cihanda
Nu içinde nurdu sırdı Alevi

Bütün peygamberler Ali adında
Varlığını yitirmedi iki cihanda
Sıratın nizamı kevnu mekanda
Sır içinde sırdı Alevi

Peygamber Ali’ye kızını verdi
Bütün küffarları Ali kırardı
Fatma’dan iki oğlu var idi
Verdiler zehiri içti öldü Alevi

Yürükler yarası oldu Kerbela
Şimiri mervandan geldi bu bela
Ehlibeyt düştü çıplak yollara
Çıplah develere bindi Alevi

Zamanın zalimi o güne döndü
O belalı günler bak geri geldi
Maraş’ta Çorum’da çok şehit verdi
Otomatik silahla öldü Alevi

Bire hayin deden mervan bilirim
Aslını neslini iyi tanırım
Ceddin imam Ali ben de ölürüm
Camide hançerlendi öldü Alevi

İnsan olan insan yakıp öldürmez
Birliği bırakıp ikilik etmez
Adem olan Adem hiç cana kıymaz
Sivas Madımak’ta yandı Alevi

Alevinin aslı Gurufi Naci
Katliamlara uğruyoz ciğer çok acı
Aslımız Muhammet neslimiz Ali
Gaziosmanpaşa’da öldü Alevi

Suçumuz Atatürkçü ise Atam nur gibi
Kanlarımızı akıttığınız coşkun sel gibi
Ağlar Dedemoğlu soldu gül gibi
Hak’kan birliğine vardığı Alevi


DÜNYA YIKILIR

Bozuldu dünyanın tadı bozuldu
Elbet yer oynar da dünya yıkılır
Evlat tanımıyor gayrı atası
Elbet yer oynar da yer yıkılır

Bu dünyanın düzenini bozanlar
Ak kağıt üstüne yazı yazanlar
Ben hocayım ben hacıyım diyenler
Elbet yer oynar da yer yıkılır

Bu dünyada düzen böyle mi olur
Kişi ettiğini elbette bulur
Canilerin ömrü elbet az olur
Elbet yer oynar da yer yıkılır

Evalt peder olmuş pedere söz yok
Çark-ı devran ettim namus hiç ar yok
Alanya, Antalay orda çıplak çok
Elbet yer oynarda dünya yıkılır

Dedemoğlu bu dünyada gülmedim
Ömrüm boşa geçti bir dem sürmedim
Vay olsun ömrüme bir gün görmedim
Elbet yer oynarda dünya yıklır

_________________
Ölümü Dünya'ya Hakikat Gördüm


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: