Sistem saati: Cum Tem 04, 2008 9:08 pm

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: Cevdet BAÄžCA
İletiTarih: Pzr Åžub 26, 2006 6:21 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Sal Oca 17, 2006 11:01 pm
İleti: 3599
Konum: Ankara
Cevdet BAÄžCA

Resim

1965 doğum tarihi, 10 yıldır öğretmen, söz yazarı, besteci, Simurg ilk albümü, Sendikacılık yapıyor (Eğitim Sen), Denizi çok seviyor, Dağları seviyor, çocukları seviyor...

Beğendiği şairler Ece Ayhan, Cemal Süreyya, Ahmed Arif,Can Yücel, Nazım Hikmet, Şükrü Erbaş.

Yabancı Şairler ise; Neruda, Lorca, Aragon, Ristos.

En sevdiÄŸi roman: Zorba


Basından:

CEVDET BaÄŸca, 9 yıllık öğretmen ve İzmir'e gelmeden önce 5 yıl Hakkâri’de görev yapmış; izlenimlerini anlatıyor: "İzmir'e geldiÄŸimde çalıştığım semtte bir Hakkâri daha gördüm, bir Kars daha gördüm. İzmir'de böyle bir sorun var. İzmir'in kenar semtleri, örneÄŸin Kadifekale bir Mardin... Mardin'den çok daha geri bir Mardin... Gültepe semti Kars'tan çok daha geri, daha ilkel koÅŸullarda insanların yaÅŸadığı bir yer. Ve devletin eÄŸitim politikasındaki çifte standart burada kendini çok net gösteriyor. Deneyimsiz, formasyon almamış arkadaÅŸlar buralarda görevlendiriliyor ve geçici sürelerle görevlendiriliyorlar. Bu semtlerdeki çocukların hemen hemen tümü ÅŸiddete maruz kalıyorlar. Bu semtlerde velilerin okulla iliÅŸkisi sadece ekonomik. Size çarpıcı bir örnek vereyim, ben ilk kez burada tanık oldum. Åžehirde kutlaması yapılacak Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın giderleri kenar mahallelerdeki çocuklardan karşılanıyor. Çok ilginçtir, o çocukların hiçbiri bu törenlere çaÄŸrılmıyor. O çocukların hiçbiri bu törenlerde kendini ifade edemiyorlar, o coÅŸkuyu yaÅŸamıyorlar.
" Cevdet Öğretmen, söz "geçim" konusuna gelince feryat ediyor: "Biz açız!.. Öğretmenler aç!.. Çok sık yapılan bir yanlış var; öğretmenlerin 60 milyon lira aldığı söyleniyor. Ben 9 yıllık öğretmenim 48 milyon alıyorum. Bir de öğretmenlerin eğitimiyle ilgili durum var. Öğretmenin birikim kazanması okumayla olur, ama kitapların yanına yöresine yaklaşamıyor. Hele bizim işkolumuzla ilgili kaynaklara ulaşmanın mümkünatı yok. Böyle bir ortamda yaşıyoruz ve açız. Bunu üstüne basa basa söylüyorum, açız!.. Tamam, politika yapmalıyız, politik taleplerimiz bizim açlığımızı giderecek, onu da biliyorum, ama biz açız!.. Cevdet Bağca'nın eşi de öğretmen, iki çocukları var, biri kreşte, diğeri okula gidiyor. Çift maaşla da geçinemeyen Cevdet öğretmen yaz tatilinde tuğla fabrikasında çalışıyor. "Ne yapıyorsunuz orada?" "Her işi yaparım. Zaten tuğla fabrikasındaki işler çok teknik işler değildir, daha çok insanın bedeniyle çalıştığı işlerdir. Tuğla fabrikasında benim gibi çalışan çok arkadaşım var."

MİLLİYET // 1998.01.12


Cevdet Bağca şarkıları ve söyleyen sanatçılardan örnekler:

—Yavuz Bingöl:
Üzme
Leyli leyli

—Edip Akbayram:
Hey Gönül
Hani
DaÄŸlar

—Hüseyin Turan:
Söyleyemedim

—Umuda Ezgi:
OÄŸul
AkÅŸamdan akÅŸama

—BaÄŸdagül GüneÅŸ:
Hoşçakal
Hüzzam

Kaynak:
http://www.cevdetbagca.com



Bağca ile bir söyleşi

İnancın Masalı // SİMURG

Albüme neden Simurg adını verdiğini şu sözlerle açıklıyor Cevdet Bağca: "Simurg yola çıkmanın cesaretini, zorluklara karşı sabrı, inancı, aşkı, yol arkadaşlarına olan güveni, özgürleştirmenin yolunu tanımlayan bir masaldır. Albümde, bu ülkede var olan birçok şeyi işledik. Ama önceliğimiz göçtü."

Sanatçı Cevdet Bağca'nın kendi bestelerinden oluşan "Simurg" adlı albümü, yakında piyasaya çıkacak. Albümün "Bir başkaldırı ve yaşamın melodisel anlatımı" olduğunu belirten Bağca, "Simurg, Ortadoğu'daki halkların tamamının bildiği bir masaldır; yola çıkmanın cesareti, zorluklara karşı sabrı, aşkı, özgürleştirmenin yoludur" diyor. Bağca ile ilk albümü "Simurg" üzerine konuştuk.


—Albüm yapmaya nasıl karar verdiniz, albümün yapım aÅŸamasından sözeder misiniz?

Birincisi bunun bir olgunlaşma süreci olmalıydı ve bizce gerçekleşti. İkincisi müzik piyasasına ve egemen müzik kültürüne duyduğumuz tepkiyi ancak alternatif bir projeyle ifade etme şansımız vardı. Yani, bu estetik bir hesaplaşmaydı, kaçınılmazdı. Tanıklıklarımız, duyarlılıklarımız ve beslendiğimiz kültür bizi avantajlı kılıyor, bu hesaplaşmayı zorunlu hale getiriyor. Ülkemizdeki müzik piyasası ve onun acımasız işleyişinin farkındaydık, ancak dostlarımıza olan güvenimiz bunu da aşılmaz bir sorun olmaktan çıkarıyor.


—Simurg sizin ilk albümünüz...

Müzikte profesyonel yaşamım 8 yıllık bir geçmişe sahip, Edip Akbayram, Yavuz Bingöl gibi sanatçılar ve Umuda Ezgi gibi gruplarla çalıştım. 'Simurg' bizim ilk albümümüz, bizim diyorum çünkü, bu albümün oluşmasında dostlarımın ve yol arkadaşlarımızın çok büyük emekleri oldu. Kendimizi asıl deklere edeceğimiz ad ve sanatsal projelerimiz biraz farklı. Simurg sadece albüme yansıtabileceğimiz kısmı. Asıl proje "Simurg ve Emanet Öyküler" adlı, sahne yanı ağır basan bir çalışma olacaktır. Bu çalışmalar, daha dün yaşanan ve unutmaya başladığımız, oysa hiç unutmamamız gereken, masalsı, sıcak, dinleyen herkesi derinden yaralayacak bu öyküleri yani kahramanları artık yaşamayan "Emanet Öyküleri" yeniden anımsatmak.

Bu albümde beni çok mutlu eden Mezopotamya Kültür Merkezi'nden genç müzisyen arkadaşlarım, iyi yönetmen Kemal Sahir Gürel, dostluğunu benimle paylaşan Abdurrahman Taşdemir, vokal yaparak desteğini esirgemeyen İlkay Akkaya ve emeğini sevgisini esirgemeyen herkese çok şey borçluyum. İşte o yüzden hepimizin 'Simurg'u.


—Peki neden albümünüze Simurg adını verdiniz?

Simurg, Ortadoğu'daki halkların tamamının bildiği bir masaldır. Simurg yola çıkmanın cesaretini, zorluklara karşı sabrı ve direnci, inancı, aşkı, yol arkadaşlarına olan güveni en önemlisi kendimizi özgürleştirmenin yolunu tanımlayan bir masaldır. Bu yanları bizi etkilediği için Simurg dedik. Albümde, bu ülkede var olan birçok şeyi işledik. Ama önceliğimiz göçtü. Çünkü göçün bu ülkedeki mağdurlarının çığlıklarının duyulması gerektiğini düşünüyoruz. Göçün bu ülkenin en önemli konusu olduğunu düşünüyoruz. Sonra kardeşliği, barışı işledik, kentteki yalnızlıklarımızı işledik, sevmenin dilinin aynı olduğunu işledik, sözün özü insanı işledik. Ayrıca bu albümü ayrımsız, hesapsız, her gününe bir acı düşen bu ülkenin kısa ömürleriyle çok şey yaşayan ve şu anda aramızda olmayan çocuklarına armağan etmek istedik.


—Albümde bir de Kürtçe ÅŸarkı var...

Öyle tuhaf şeyler yaşıyoruz ki. Bir yandan, çocuklarına istediği isimleri koyamayan babalar, bir yanda 'kod' isimli binlerce çocuk, diğer yanda ulusal televizyonlardaki dizi kahramanlarının yasal Kürtçe adları. Bir yanda Kürtçe şarkı söylediği için açığa alınan öğretmenler, öte yanda televizyonda yarım yamalak Kürtçe parçalarıyla meddahlık yapan sözüm ona sanatçılar. Keşke herkes gördüğü düşü kendi diliyle söyleyebilse. Keşke bütün dillere çevrilse bir şarkım. Kürtçe okumada sorunlar yaşadım, çünkü Kürt kökenli değilim. Ancak çeviriler konusunda çalışan birçok arkadaşın yardımına başvurduk.


—Türkiye’de albüm çıkarmanın zorlukları nelerdir?

Müzik artık bu ülkenin en büyük ticari sektörlerinden biridir. Yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi kapitalist üretim ilişkilerinin en zalim şekliyle yaşandığı, sadece tüketimi ajite eden, üs yapıyı en kolay etkileme yöntemi olarak kullanılan, egemen güçlerin ellerinin altında tuttukları devasa bir sektördür. Ve hızla sanatsal fondan uzaklaşmaktadır. Eğer bu ilişkileri kabul ediyor ve onaylıyorsanız yani sanatçı olarak biçimlendiren değil, biçim olup edilgenleşmeyi kabul ediyorsanız albüm çıkarmak zor bir iş değil. Ancak sanatsal ufkunuz egemen kültürün dışındaysa ve farkınızı korumak istiyorsanız bunu örgütlemek oldukça güç. Biz albümü İzmir'de hazırladık, çeşitli güçlükler yaşadık, ama doğru insanlarla yola çıkınca her şeyin üstesinden gelinebileceğini öğrendik.


—Türkiye’de yapılan müzik çalışmalarını nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz?

Türkiye'de müzikten öte tüm sanat dalları açısından eksik, çarpık ve traji komik bir anlayış var. Neyin sanat, kimin sanatçı olduğuna dair, kavram karmaşası var, sanatçılık ile şarkıcılık özdeş ifadeler olmuş, sanatın diğer alanları ilgiden yoksun. Örneğin, dünyanın hiçbir ülkesinde sanatla ilgili okullara torpille sanatçı alınmazken bizde buna ilişkin iddialar ayyuka çıkmış durumda, toplumun her kesimi sanattan eşit pay alamıyor. Sanatsal etkinliklerin en pahalı olduğu ülke Türkiye, müzikte ise farklı özel çalışmalar olduğu gibi yaygın olan popüler kültürün, argonun, küfrün, yozlaşmış insan ilişkilerinin, dejenerasyonun çok yoğun yaşandığını düşünüyorum. Müziğin kolay para kazanma yolu olarak kullanılması üzücü bir durum, üç kişiden birinin 'şarkıcı' olma hayali ile yaşıyor olması da öyle. Ama ısrarla bunun dışında kalan müzik insanlarının ve gruplarının varlığını ve geliştiğini görmekte bana umut veriyor.


DİHA / İZMİR

08 Mart 2003

_________________
.

.............. Resim

Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 1 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: