Sistem saati: Cmt Tem 05, 2008 4:16 am

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: Bayram Aracı
İletiTarih: Çar Kas 08, 2006 9:32 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Cum Tem 21, 2006 10:16 am
İleti: 1747
Konum: İstanbul
Resim

16 Ocak 1969'da, bundan tam otuz iki sene önce İstanbul'da hayata gözlerini yuman Bayram Aracı, 1920'li yılların başlarında Ankara/Elmadağ'da doğdu.
Yörenin tanınmış sazcılarından Topal Mevlüt'ün oğludur.
Oldukça köklü kültürel değerlere ve bu değerlerden beslenen zengin bir nıüzik geleneğine sahip olan Ankara'ya çocuk denecek yaşlarda gelen Bayram Aracı, bir anda kendini Genç Osman, Yağcıoğlu Fehmi Efe, Ziya Yağar ve Kır Ağa gibi ehli dil insanların arasında bulur.
Özellikle Genç Osman ve Yağcıoğlu Fehmi Efe, saz ve söz erbabı oldukları kadar, kahve ve konaklarında edep erkan dahilinde muhabbetler, cümbüşler yapılan; fedakâr, dürüst ve ilkeli kişilikleri ile büyük saygı gören insanlar.
Genç Osman'ın (Osman Gençtürk) o klasik eski Ankara divanlarının, koşmalarının, türkü ve oyun havalarının meşhur bir icracısı olduğu kadar, sözü sohbeti dinlenir, irfan sahibi değerli bir insan olduğunu da biliyoruz. O kadar ki, Genç Osman'ın çalıp okuduğu Ankara Divanını, Yağcıoğlu'nun oynadığı Karaşar zeybeğini ve söylediği bozlağı eski Ankaralılar hâlâ büyük bir hayranlıkla överler. Neredeyse yarım asırdır Hamamönü'ndeki saz dükkanında muhabbet ehli ile sazlı sözlü sohbete bir gün bile ara vermeyen Mehmet Cihan (79) bunlardan biri ve o günleri şöyle anlatıyor:

"Bayram Aracı'nın hâki renkli bir külot pantolonu, pileli, renkli bir gömleği, ayağında ökçesine basık ayakkabısı olurdu. Hoca'nın Ziya, Yağcıoğlu ve Genç Osman, Bayram'ı evlatları gibi sever, onunla ilgilenirlerdi. Tabii bir de Kır Ağa; hani Ankara'nın o meşhur "Misket"ine aşık olan yiğit... O günler, Yağcıoğlu'nun konağı başta olmak üzere evlerde, konaklarda Ankara cümbüşlerinin, muhabbetlerinin tüm canlılığı ile devam ettiği günler. En sık uğradığı, dönemin ünlü sanatçılarının da müdavimi olduğu Hamamönü'ndeki Hasıraltı meyhanesi Bayram Aracı'nın evi gibiydi. Bir gün merhum Ahmet Gazi Ayhan'la arka arkaya sahne aldığı bu mekânda, Ayhan'a fark atmak ve büyüklüğünü göstermek için sazının bütün perdelerini keserek perdesiz saz çalmış ve büyük takdir toplamıştı. Rahmetli çok kısa sürede şöhrete kavuştu fakat öyle kolay kolay ölçüye tartıya gelen bir adam olmadığı için, bir süre sonra Ankara ona dar geldi ve tuttu 40'lı yıllarda İstanbul'a gitti..."

İşte Ankara'da Misket, Hüdayda, Yandım Şeker, Atım Araptır, Ankara Zeybeği gibi geleneksel Ankara türkü ve havalarını büyük bir canlılık ve dinamizm içinde icra eden Bayram Aracı, 1940'lı yılların ortalarında birden bire kendini gazinolarda bulur.
Haydar Tatlıyay'ın tavassutu ile ilk sahneye çıktığı gazino, Kristal ve Nohutlu'dur.
O günler gazino, taverna benzeri müzik ve eğlence yerlerinin hızla çoğaldığı günlerdir. "Şehir"e ve "şehirliler"e has bu mekânlarda, bir anlamda geleneksel "şehir müziği" diyebileceğimiz bugünkü adıyla Türk Sanat Müziği icra edilmekte ve en ünlü starlarda Safiye Ayla, Müzeyyen Senar ve Hamiyet Yüceses başta olmak üzere, Türk Sanat Müziği söyleyenler arasından çıkmaktadır... Bu mekânlarda türküye de türkü söyleyene de -bazı nostaljik duygulanmalar dışında- fazla rağbet edilmez. Halkın küçümsendiği, halkın müziği olan türkünün kaba ve ilkel bulunduğu, türkü söyleyenlerinde "sanatçı"dan çok "zanaatçı" gibi görüldüğü o yıllarda, elinde sazı, dilinde türküleriyle beş yıldızlı gazinoların yanar döner sahnelerinde, bir delikanlı fırtına gibi esmeye başlar. İsmini gazinoların yaldızlı neonlarına yazdırtan, dönemin starlarıyla aynı gazinolarda assolist otarak sahne alan bu delikanlı işte Ankaralı Bayram Aracı'dan başkası değildir.

Muzaffer Sarısözen'in davetiyle Ankara Radyosu'nun ilk yıllarında sesi ve sazıyla bir süre radyo yayınlarına katılan (1939) Aracı daha sonra İstanbul'a giderek gazinolarda icrayı sanat eylemeye başlar (1948). O artık ismi bağlama ile birlikte anılan, kendinden sonra gelen hemen bütün saz sanatçılarını etkileyen, bir anlamda bizim ilk bağlama virtüozumuz denilebilecek önemli bir sanatçıdır. Bazı 45'liklerde isminin önüne çok önemli ve anlamlı bir de sıfat eklendiğini görüyoruz. "Anadolu Saz Kahramanı: Bayram Aracı". Böylece bir anlamda Anadolu'yu, Anadolu'nun sazını, sözünü ve türküsünü temsil misyonunu kendiliğinden üstlenen Bayram Aracı için üstad Neşet Ertaş şöyle diyor: "Bayram Aracı bağlamada benim en çok etkilendiğim sanatçılardan biridir. Özellikle "Re" perdesinden tutarak (Re karar sesi) ile çalması beni de Çekiç Ali' yi de etkilemiştir. Sazı çok canlı, ritimli çalardı. Değişik tezene atış şekilleri vardı, çok süslü ve gösterişli çaldığı için hepimiz etkilenirdik onun sazından..."

Merhum Nida Tüfekçi Hoca bir konuşmasında Aracı için şu tesbitlerde bulunmuştu: "Bizim kuşağın sanatseverleri Bayram Aracı' yı büyük bir övgü ve sevgi ile anarlar. Bağlamanın sevilmesinde, halk müziğinin yayılmasında önemli hizmetleri olmuştur. Coşkulu tavrı, bağlamayı bağlama gibi çalmadaki ustalığı ile, özellikle Ankara dolaylarının tavrıyla çaldığı ezgilerdeki başarısıyla hâlâ canlı olarak yaşayan bir sanatçıdır."

Arif Sağ'ın değerlendirmesi ise şöyle: "1960'lı yıllarda Neşet Ertaş ve Orhan Gencebay'la birlikte üçümüzün de ortak yanlarından biri Bayram Aracı hayranlığı idi. Benim küçükken Bayram Aracı'ya büyük bir tutkum vardı. Zaten Gencebay'ın temelinde Bayram Aracı var. Ertaş da çok severdi. Yani ortak muhabbetimizde hemen Bayram Aracı ortaya çıkardı. Bayram Aracı bir dönem gazinolarda assolistleri aşağı indirmiş bir sanatçıydı."

Bayram Aracı, başta "Ankara tavrı" olmak üzere, sazda değişik tezene şekillerini, sesini ve farklı icra üsluplarını cesaretle kullanarak oldukça renkli bir icra yakalamıştır. Bir taraftan geleneksel tavır ve üslubu belli ölçüde yenilerken öte yandan "piyasa tavrı" denilen popüler icraanın ilk örneklerini de veren ilginç bir sanatçı kişiliği vardır. Okuyuşundaki yiğitçe, hatta yer yer külhanbeyi edası, sanatını daha çok işret ortamlarında icra etmesinden kaynaklanan bir üslup özelliği olabilir. Sesini mümkün olduğunca kalınlaştırıp bazan geniz, bazan kafa sesi kullanarak okuduğu türküleri resitatif nida motifleri ile, konuşmalarla, mahalli söz ve seslerle süslemesi karakteristik Ankara tavrı olarak hemen kendini belli eder.

Bazen kısa, bazan uzun introlarla başladığı oyun havalarını, sağ elin parmaklarını sazın göğsüne bir biri ardına bir ritm içinde vurarak süslemesi Aracı'dan önce de yaygın mıydı tam bilemiyoruz ama, onunla birlikte büyük yaygınlık kazandığı söylenebilir. Eserin ritmik akışı içinde eliyle sazın tüm tellerini kapatıp açarak icraya farklı bir renk ve ritmik zenginlik kazandırmasını da tipik Bayram Aracı tarzı olarak nitelemek mümkün. Bütün bunlar, sanatçıyı zaman zaman adeta "tek kişilik orkestra" zenginliğine taşır.

Bayram Aracı'nın oldukça cesur ve kendinden emin bir icra üslubu vardır. Kiraz kabuğundan yapılmış tezenesini bazan bir tek tele, bazan da bütün tellere vurarak zengin bir tını yakalar. Eserin başında bir tür intro gibi başlayan gezinmeler, çoğu zaman eserin ait olduğu makamın seyrini gösteren bir taksim tadında uzar gider. Bunların öyle tesadüfen değil, bilerek ve özellikle taksim tarz ve üslubunda yapıldığını, Bayram Aracı'nin üstad Tanburi Cemil ile yakınlığını öğrendikten sonra anlıyoruz. Sanatçının İstanbul yıllarına rastlayan bu beraberlik, belli ki Bayram Aracı'da Tanburi Cemil'in o insanı büyüleyici usta işi taksimlerini taklit arzusu doğurmuş olmalı.

Esas itibariyle yöresine ait anonim türkü ve havaların usta bir mahalli icracısı olan Bayram Aracı'nın, bununla yetinmeyip "beste" de yaptığını görüyoruz. Kendi repertuvarındaki anonim Ankara türkülerine çok benzeyen bu bestelerin söz ve müzik otarak farklı bir estetiği, orijinal bir güzelliği yansıttıklarını söylemek zor. Özellikle söz yönünden dönemin basit ve sıradan popüler şarkı sözlerini andıran bu eserlerin müzik yönünden de, Aracı'nın kendisinden derlenen "Bülbüle su verdim altın tasınan" gibi türkülere çok benzediğini görüyoruz.

Bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum: Bazı sanatçılar bizzat sanatlarıyla büyük ve önemlidirler, bazıları da sanatlarından ziyade üstlendikleri misyonla önemlidirler. İşte Bayram Aracı ikinci gruba giren sanatçıların en tipik örneklerinden biridir. Şüphesiz bağlama icrasında kendine has önemli yenilikler getirmiş, dönemine göre ileri bir çalma tekniği geliştirmiş ve acilite yönünden gıpta ile izlenmiş önemli bir sanatçıdır fakat bu, hiç bir zaman icra ettiği her eserin usta işi ve başarılı olduğu anlamına gelmez. Mesela bu albümde de yer atan Ankara'nın en çok sevilen karakteristik oyun türküsü "Hüdayda"nın icraası pek çok yönden sıradan bir icradır aslında. En tipik nağme ve motiflerini dilsiz çoban kavalı ile icra edildiği zaman ele veren ve klasik kaval ezgilerinden olan "Karakoyunu suya indirme havası"nı da solo bağlama ile icra eden Bayram Aracı'nın bu icraası da biraz artistik, biraz fantastik arayıştan öte fazla anlamı olmayan denemelerdir.

Bayram Aracı da, ömrü boyunca çalıp çığıran ve bunun dışında elinden pek de bir şey gelmeyen, kendini sazına ve sanatına adamış benzerleri ile aynı kaderi paylaşarak, yokluk ve yoksulluk içinde, verem tedavisi için gittiği İstanbul'da 16 Ocak 1969'da hayata gözlerini yumdu. Kendisi de bir sanatçı olan (TRT Ankara Radyosu Türk Sanat Müziği Sanatçısı) Mualla Mercan ile evliliğinden Elvan adlı bir oğlu oldu. ikinci evliliğini Melek hanımla yapan sanatçı sıcak ve mutlu bir aile yuvası özlemi ile, ince hastalığın pençesinde hayata veda etti. Cenazesinin defnedilmesinde Kırşehirli ünlü halk sanatçısı merhum Şemsi Yastıman'ın yakından ilgilendiğini biliyoruz.

_________________
O iyi insanlar,o güzel atlara binip gittiler...

YaÅŸar Kemal


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Yeni Sayfa 1
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Çar Kas 15, 2006 9:34 am 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Per Nis 13, 2006 11:21 am
İleti: 1187
Konum: Konar-Göçer
Elmadağ'ın Neşet Babası,ama ne yazık ki Ankara merkezde fazla bilen tanıyan yoktur :(
Nida Tüfekçi'nin "Bizim Kuşak" ının değerini bilenler Aracı'nın değerini de bilirler

Merhum Nida Tüfekçi Hoca bir konuşmasında Aracı için şu tesbitlerde bulunmuştu: "Bizim kuşağın sanatseverleri Bayram Aracı' yı büyük bir övgü ve sevgi ile anarlar. Bağlamanın sevilmesinde, halk müziğinin yayılmasında önemli hizmetleri olmuştur. Coşkulu tavrı, bağlamayı bağlama gibi çalmadaki ustalığı ile, özellikle Ankara dolaylarının tavrıyla çaldığı ezgilerdeki başarısıyla hâlâ canlı olarak yaşayan bir sanatçıdır."

Teşekkürler Kaan Abi

_________________
say'a saygı için
temaÅŸa kafi gelmez
bilmem acep niçin???
bir fikir beyan edilmez


Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: Cum Arl 29, 2006 9:27 pm 
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Per Nis 13, 2006 11:21 am
İleti: 1187
Konum: Konar-Göçer
Bozkır insanının, onların öyküsünü türkülerinde en yalın biçimde dile getiren Bayram Aracı 05/03/1921 / 1337 tarihinde Ankara'nın Elmadağ ilçesinde doğmuştur. Yörenin tanınmış sanatçılarından Topal Mevlüt'ün oğludur..

Sanatının ilk feyzini babasından alan Bayram ARACI, oldukça köklü kültürel değerlere ve bu değerlerden beslenen zengin bir müzik geleneğine sahip olan Ankara'ya çocuk denecek yaşlarda gelmiştir ve kendini bir anda Genç Osman, Yağcıoğlu Fehmi Efe, Ziya yağar ve Kır Ağa gibi ehli dil insanların arasında bulması onun sanatının şekillenmesinde temel bir değer olmuştur.
Genç Osman'ın (Osman Gençtürk) o klasik eski Ankara divanlarının, koşmalarının türkü ve oyun havalarının meşhur bir icracısı olduğu kadar sözü sohbeti dinlenir, irfan sahibi değerli bir insan olduğunu biliyoruz. O kadar ki, Genç Osman'ın çalıp okuduğu Ankara Divanını, Yağcıoğlu'nun oynadığı Karaşar Zeybeğini ve söylediği bozlağı eski Ankaralı'lar hala büyük bir hayranlıkla överler. Neredeyse yarım asırdır Hamam önünde ki saz dükkanında muhabbet ehli ile sazlı sözlü sohbete bir gün bile ara vermeyen Mehmet Cihan (79) bunlardan biri ve o günleri şöyle anlatıyor.
"Bayram ARACI'nın haki renkli külot pantolonu pleli, renkli bir gömleği, ayağında ökçesine basık bir ayakkabısı olurdu. Hocanın Ziya, Yağcıoğlu ve Genç Osman, Bayram'ı evlatları gibi sever, onunla ilgilenirlerdi. Tabii bir de Kır Ağa; hani Ankara'nın o meşhur "Misket" ine aşık olan yiğit... O günler Yağcıoğlu 'nun konağı başta olmak üzere evlerde, konaklarda Ankara cümbüşlerinin, muhabbetlerinin tüm canlılığı ile devam ettiği günler. En sık uğradığı, dönemin ünlü sanatçılarının da müdavimi olduğu Hamam önünde ki Hasır altı meyhanesi Bayram ARACI'nın evi gibiydi. Bir gün Ahmet Gazi AYHAN' la arka arkaya sahne aldığı bu mekanda, Ayhan' a fark atmak ve büyüklüğünü göstermek için sazının bütün perdelerini keserek perdesiz saz çalmış ve büyük beğeni toplamıştı. Rahmetli çok kısa zamanda şöhrete kavuştu fakat öyle kolay kolay ölçüye tartıya gelen bir adam olmadığı için, bir süre sonra Ankara ona dar geldi ve tuttu 40'lı yıllarda İstanbul'a gitti."
Günümüzde dahi rastlanmayan ölçülerde, perdesiz saz çalarak sanatının boyutunu ispatlayan Bayram ARACI Ankara'da Misket, Hüdayda, Yandım Şeker, Atım Araptır, Ankara Zeybeği gibi geleneksel Ankara türkü ve havalarını büyük bir canlılık ve dinamizm içinde icra ederken, 1940'lı yılların ortasında birden bire kendini gazinolarda bulur. Haydar TATLIYAY' ın tavassutu ile ilk sahneye çıktığı gazino, Kristal ve Nohutlu gazinolarıdır. O günler gazino, taverna ve benzeri eğlence yerlerinin hızla çoğaldığı günlerdir. "Şehir" e ve "Şehirliler" e has bu mekanlarda, bir anlamda "geleneksel şehir müziği" diyebileceğimiz bu günkü adıyla Türk Sanat Müziği icra edilmekte ve ünlü starlarda Safiye AYLA, Müzeyyen SENAR ve Hamiyet YÜCESES başta olmak üzere, Türk Sanat Müziği söyleyenler arasında çıkmaktadır. Bu mekanlarda türküye de türkü söyleyene de -bazı nostaljik duygulanmalar dışında- fazla rağbet edilmez. Halkın küçümsediği, halkın müziği olan türkünün kaba ve ilkel bulunduğu türkü söyleyenlerinde "sanatçı" dan çok "zanaatçı" görüldüğü o yıllarda, elin sazı, dilinde türküleriyle beş yıldızlı gazinoların yanar döner sahnelerinde, bir delikanlı fırtına gibi esmeye başlar. İsmini gazinoların yaldızlı neonlarına yazdırtan, dönemin starlarıyla aynı gazinolarda as solist olarak sahne alan bu delikanlı işte Elmadağlı Bayram ARACI' dan başkası değildir.
O dönemde sanat camiasında gazinoların edindiği önem göz önünde bulundurulduğunda Bayram ARACI' ya duyulan istek hiçte küçümsenmeyecek bir başarıdır. Zaten onun bu yeteneği daha önce Muzaffer SARISÖZEN tarafından da keşfedilmiş ve SARISÖZEN sazı ve sözüyle bir süre radyo yayınlarına katılan (1939) ARACI burada büyük takdir toplamış ve İstanbul'a uzanan yolculuğun temellerini atmıştır. (1948) SARISÖZEN hocanın onun sazına duyduğu hayranlık, dost sohbetlerinde Bayram ARACI ismini tekrar tekrar gündeme getirmesi; Muzaffer SARISÖZEN isminin halk müziğindeki yeri göz önünde bulundurulduğunda, Bayram ARACI' nın ulaştığı noktaya hakkıyla geldiğinin kanıtıdır.
O artık ismi bağlama ile birlikte anılan, kendinden sonra gelen hemen bütün saz sanatçılarını etkileyen bir anlamda bizim ilk bağlama virtüözümüzdür denebilecek önemli bir sanatçıdır. Bazı 45'liklerde isminin önüne çok önemli ve anlamlı bir sıfat eklendiğini görüyoruz. "Anadolu Saz Kahramanı : Bayram ARACI". Böylece bir anlamda Anadolu'yu, Anadolu'nun sazını, sözünü ve türküsünü temsil misyonunu kendiliğinden üstlenen Bayram ARACI için üstat Neşet ERTAŞ şöyle diyor ; "Bayram ARACI bağlamada benim en çok etkilendiğim sanatçılardan biridir. Özellikle "Re" perdesinden tutarak (Re karar sesi) ile çalışması beni de Çekiç Ali'yi de etkilemiştir. Sazı çok canlı ve ritimli çalardı. Değişik tezene atış şekilleri vardı. Çok süslü ve gösterişli çaldığı için hepimiz etkilenirdik onun sazından."
Merhum Nida TÜFEKÇİ hoca bir konuşmasında ARACI için şu tespitlerde bulunmuştu ; "Bizim kuşağın sanatseverleri Bayram ARACI' yı büyük bir sevgi ve saygı ile anarlar. Bağlamanın sevilmesinde halk müziğinin yayılmasında önemli hizmetleri olmuştur. Coşkulu tavrı, bağlamayı bağlama gibi çalmaktaki ustalığı ile, özellikle Ankara dolaylarının tavrıyla çaldığı ezgilerdeki başarısıyla hala canlı olarak yaşayan bir sanatçıdır."
Arif SAĞ' ın değerlendirmesi ise şöyle ; " O yıllarda Neşet ERTAŞ ve Orhan GENCEBAY ile birlikte üçümüzün de ortak noktalarından biri Bayram ARACI hayranlığı idi. Benim küçükken Bayram ARACI' ya büyük bir tutkum vardı. Zaten GENCEBAY' ın temelinde Bayram ARACI var. ERTAŞ ta çok severdi. Yani ortak muhabbetlerimizde hemen Bayram ARACI ortaya çıkardı. ARACI bir dönem gazinolarda as solistleri aşağı indirmiş bir sanatçıydı."
Arif SAĞ' ın yanı sıra Orhan GENCEBAY 'da gerek katıldığı televizyon programlarında gerekse gazete ve dergilerde yayımlanan röportajlarında her zaman Bayram ARACI isminden söz eden sanatçılarımızdandır. Son dönemde katıldığı bir televizyon programında ARACI için söylediği şu sözler çok anlamlıdır : "Bayram ARACI benim hocamdır. Bağlamayı sevmemde ve onu bu şekilde icra etmemde onun büyük emeği vardır. Rahmetliye 17-18 yaşlarımda yaşadığım buluşma ve sonra devam eden ilişkimiz süresince ona duyduğum saygı her geçen gün artmıştır. Bu günlere gelmemde ARACI' nın yeri sanat yaşamımda büyüktür. Hocamı saygıyla anıyorum..."
Muzaffer SARISÖZEN, Nida TÜFEKÇİ gibi halk müziğinin kilometre taşlarının : Neşet ERTAŞ, Arif SAĞ ve Orhan GENCEBAY gibi büyük saz üstatlarının da açık bir biçimde dile getirdiği gibi, Bayram ARACI yaşadığı döneme damgasını vurmuştur. Anadolu insanının en saf, en samimi ve en gerçek sesi olan "türkü" yü bağlamadan "bağlama" yı da türküden ayrı düşünemeyiz. İşte ARACI bağlama ile türküyü eş ve özdeş kılan saz üstatlarının başında gelen önemli bir isimdir.
Bayram ARACI, başta "Ankara tavrı" olmak üzere, sazda değişik tezene şekillerini, sesini ve farklı icra üsluplarını cesaretle kullanarak oldukça renkli bir icra yakalamıştır. Bir taraftan geleneksel tavır ve üslubu belli ölçüde yenilerken öte yandan "piyasa tavrı" denilen popüler icranın ilk örneklerini de veren ilginç bir sanatçı kişiliği vardır. Okuyuşu yiğitçedir, hatta okuyuşunda yer yer külhanbeyi edası yansımaktadır. Sesini mümkün olduğunca kalınlaştırıp bazen geniz, bazen kafa sesi kullanarak okuduğu türküleri resitatif nida motifleri ile, konuşmalara mahalli söz ve seslerle süslemesi karakteristik Ankara tavrı olarak hemen kendini belli eder.
Bazen kısa, bazen uzun introlarla başladığı oyun havalarını, sağ elinin parmaklarını sazın göğsüne bir biri ardına bir ritim içinde vurarak süslemesi ARACI' dan önce de yaygın mıydı tam bilemiyoruz ama onunla birlikte yaygınlık kazandığı söylenebilir. Eserin ritmik akışı içinde eliyle sazın tüm tellerini kapatıp açarak icraya farklı bir renk ve ritmik zenginlik kazandırmasını da tipik Bayram ARACI tarzı olarak nitelemek mümkün. Bütün bunlar sanatçıyı zaman zaman adeta "tek kişilik orkestra" zenginliğine taşır.
Bayram ARACI'nın oldukça cesur ve kendinden emin bir üslubu vardır. Kiraz kabuğundan yapılmış tezenesini bazen bir tek tele, bazen de bütün tellere vurarak zengin bir tını yakalar. Eserin başında bir intro gibi başlayan gezinmeler, çoğu zaman eserin ait olduğu makamın seyrini gösteren bir taksim tadında uzar gider. Bunların öyle tesadüfen değil, bilerek ve özellikle taksim tarz ve üslubunda yapıldığını, Bayram ARACI'nın üstat Tamburi Cemil ile yaşayışını öğrendikten sonra anlıyoruz. Sanatçının İstanbul yıllarına rastlayan bu beraberlik, belki Bayram ARACI' da Tamburi Cemil' in o insanı büyüleyici usta işi taksimlerini taklit arzusu doğurmuş olmalıdır. Esas itibarıyla yöresine ait anonim türkü ve havaların usta bir mahalli icracısı olan Bayram ARACI' nın bununla yetinmeyip beste yaptığını da biliyoruz.
Şu noktayı özellikle vurgulamakta fayda var: Bazı sanatçılar bizzat sanatlarıyla büyük ve önemlidirler, bazıları da sanatlarından ziyade üstlendikleri misyonla önemlidirler. İşte Bayram ARACI bu ikinci guruba giren sanatçıların en tipik örneklerinden biridir. Halk müziğinin dönem dönem yaşadığı inişli çıkışlı grafikler çerçevesine bakıldığında; döneminde halk müziği görmezden gelinirken, kaba ve ilkel bulunarak halk müziği bitti denilirken onu yeniden dirilten, elinde bağlamasıyla ismini zirveye yazdırarak bu söylenenlerin hiç de doğru olmadığını ispatlayan bir sanatçıdır. Ayrıca kendinden sonra gelen hemen hemen bütün saz sanatçılarını etkileyen, bir anlamda bizim ilk bağlama virtüözümüz denebilecek önemli bir sanatçı olması da bu misyonu büyük ölçüde tamamlamakta aydınlatıcı olacaktır. Bağlama icrasında kendine has önemli yenilikler getirmiş, dönemine göre ileri bir çalma tekniği geliştirmiş . Bunun yanı sıra yetişmelerinde emek verdiği sanatçıların bugün müzikal alanda geldiği nokta göz önünde bulundurulduğunda Bayram ARACI' ya "Anadolu Saz Kahramanı" denilmesine çok da şaşırmamak gerekir.
Kendini sazına ve sanatına adamış benzerleri ile aynı kaderi paylaşarak yokluk ve yoksulluk içinde verem tedavisi için gittiği İstanbul' da 16 Ocak 1969 da hayata gözlerini kapayan Bayram ARACI' nın halen İstanbul' da kimsesizler mezarlığında yatıyor olması vefa ve izan duyguları temelinde, sanat ve sanatçıya saygı açısından düşünülecek bir durumdur. Ancak bilindiği üzere defnedilen yalnızca bedendir. Kendi gidip türküleri kalan diğer türkü üstatları gibi Bayram ARACI 'da türküleri ile ilelebet yaşayacaktır. Bugün bizlere düşen görev onun ismini ve dolayısıyla halk müziğinin, insanların yüreklerinde ve beyinlerinde hak ettiği gibi yaşaması için çalışmaktır.



Allı yazma başında
Aşağıdan acı poyraz acılar
Atim arap
Başına bağlamış karalı yazma
Su kavak meÅŸe kavak
Bülbüle su verdim
Evlerinin önü
Cimdallı
Hafız mektepten gelir
Hüdayda
Karşı Bağda
Oyalı yazma
Sazım düştü duvardan
Su sızıyor
Yandım seker
Åžeytan bunun neresinde
Su corum'un güzeller

http://www.besteciler.com/biyografi/B/B ... 0ARACI.htm

_________________
say'a saygı için
temaÅŸa kafi gelmez
bilmem acep niçin???
bir fikir beyan edilmez


Resim


Çevrimdışı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


 Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz

Git: